1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Öykü

Ağanın Fişeği

Ağanın Fişeği
0

Sarı Husen birkaç gündür ilçeden gelen yolu gözlüyordu.

Geçen sonbaharda iki çocuğun münakaşası ile başlayıp ansızın kavgaya dönen günden beri keyfi yoktu. Zira aynı köyün içinde aylarca bu meseleden dolayı akrabaları ile araları açılmıştı. Defalarca barışmayı denedi, her seferinde karşı tarafın nefsi davranması barışa engel oluyordu.

Bu meseleyi çözse çözse Büyük Ağa çözerdi. Zira ağa, çoğu meseleyi başlatmakta ve bitirmekte mahirdi.

Beklediği haber aylar sonra geldi. Ağanın ilçeden çıkıp Malatya’ya gideceği haberi dağ köylerine ulaştı.

Köy, ağanın yolda konaklayıp dinlendiği meskenlerden bir tanesiydi. Ahali, ağayı misafir etmekte kusur etmezdi. Köyün çeşmesinden akan buz gibi su derelere doğru akardı. Sular süt beyaz köpüklenirdi. Çeşmenin başında çınarın gölgesinde sedirler yapılmıştı. Bu mevsim yaylada çökelek, bal, tereyağı teneke teneke sıralanırdı.

Husen, sürüsünü yalaklara doğru sürdü, çoban değneğini oğluna verdi. Yayladan inen hayvan serin sudan kana kana içti.

Mor koç ile karakoyun sallana sallana sürüyü peşine taktı ve boyunlarında asılı zillerin sesi eşliğinde meşenin gölgesine çekildi.

Çok geçmeden karşı yamaçtaki evlerde köpek hırlamaları başladı. Ardında aşağıdan birkaç süvari belirdi. Süvarilerden birinin boz atını görenler dönüp dönüp ata bakıyorlar ve hürmetle ayağa kalkıyordu. Diğer süvarilerden birinin yaver olduğu giyiminden belliydi. Diğer ikisi, ağanın kendisiyle her yere götürdüğü amcazadesi ile aşağı köylerden yanına aldığı Molla Ali’ydi.

Büyük Ağa, çeşmenin başında kendisi için hazırlanan döşeğe oturdu. Serin sular, taze taplamalar, közlenmiş yayla biberi, koyun yoğurdundan yapılan ayran, geven balı, tereyağı birbirini izledi.

Çeşme başı yavaş yavaş insanlarla doluştu.

Husen de kalabalığın arka taraflarında bir yerde ağayla göz göze gelmeye çalışıyordu.

Ağa, cin gibiydi, insanların gözlerine bakarak bir taleplerinin olup olmadığına kestirebiliyordu. Bugüne kadar hatırı sayılır kavgayı sulha erdirmişti. Fakat çözmek istemediği her sorunu da uzatmak için bin parçaya böler, sorunun muhataplarını çoğaltır ve içinden çıkılmaz hâle getirirdi.

Zira çözülmeyen her mesele için ahali onlarca yıl ağaya muhtaç kalırdı.

Ağa ile Husen göz göze geldi.

Ağa, Husen’e;

“Şılfo, de bakalım, senin sorunun nedir? “dedi.

Kendince önce Husen’e haddini bildiriyordu. Baldırı çıplak deyip onu değersizleştiriyordu.

Husen’in içi içini yiyordu. Ama konuşmalıydı, yutkundu ve ağaya dönerek;

“Ağam, malumundur, uzun süredir akrabalarım ile iki çocuğun kavgası gibi küçük bir mesele için dargınız. İsterim ki büyüklüğünü göstertip aramızı bulasın”

Ağa, elini sakalına attı, biraz düşündü.

Husen’e dönerek;

“Şılfo, sen boş ver akrabayı, makrabayı. Ovaya gel, sana köyde yer vereyim, rahat edersin,” dedi.

Husen aslında ağanın tavrından bunu bekliyordu. Çünkü ağa, yıllarca sağdan soldan topladığı adamları kendi işinde kullanıyordu. Oraya yerleşenler belli bir süre sonra ağanın kavga erine dönüşüyordu.

Husen, bir şey demedi, ardını temizleyip oradan uzaklaştı.

Ağa, yanındaki yavere bir paket fişeği verip Husen’in ardından gönderdi.

Yaver, Husen’e fişekleri vermeye çalışınca Husen, ağanın kötü niyetini sezdi. Ağanın elinin kirini temizledikten sonra mendilini çöpe atmak gibi bir huyunun olduğunu biliyordu.

Yavere fişekleri geri vererek,

“Benim tüfeğim ağanın fişeğini patlatmaz, “dedi

Hamza Çelenk: Eğitimci yazar, Adıyaman doğumlu. Lisans ve yüksek lisansını sosyoloji alanında yaptı. Yolcu, Yedi İklim başta olmak üzere çeşitli dergi ve gazetelerde hikâye, şiir, deneme ve makaleleri yayımlandı. Çığlık, Mim, Pirin dergilerinin yayın kurulunda bulundu. Dervişe Sitem, Bana Yarından Bahset, Kutanli Gülistan adlı kitapları Beyan Yayınlarından çıktı. Eğitim yöneticiliği yapan Hamza Çelenk, evli ve dört çocuk babasıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir