1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Deneme

Hatırlananı Ebedîleştirmek

Hatırlananı Ebedîleştirmek
0

Edebiyatta Hafıza: Unutulmazın Peşinde

Edebiyat, insan belleğinin kaydını tutan en güçlü taşıyıcılardan biridir. Sözlü ve yazılı metinler, bireysel ve kolektif belleğin aynası olarak geçmişin izlerini günümüze taşıdığı gibi geleceğe de bizden izler bırakır. Kişisel bellek, bireylerin yaşamlarını şekillendiren ve bir parçası hâline gelen deneyimlerinden oluşurken toplumsal bellek; toplumun geçirdiği evreleri, kültür ve değerlerini kaydeder. Bireysel hafıza, bu genel geçmişin bir parçası olarak ona ait izleri koruma çabası içindedir. Edebiyat da bu noktada devreye girer. Unutulanı hatırlamak ve hatırlananı ebedileştirmek için… Peki, edebiyat hafızayı nasıl şekillendirir? Metinlerde farklı yollarla kaybolan anı canlandıran edebiyat, geçmişin izlerini estetik ve edebî bir biçimde işlemekle yükümlüdür.

Zamanın kaydedicisi olan bellek, kimi zaman hatırlattıklarıyla toplumsal gelişimi gözler önüne serer. Bu yönüyle bir saatin tik tokları veya kum saatinin çevrilmesiyle algılanan zamandan farklı bir resim çizer. Aristoteles’e göre geçmiş, zamanın içinde var olmuş ama artık kaybolmuştur; diğer parçası gelecek ise henüz yoktur, var olacaktır. Ona göre zamanı algılayan bir ruh olmadan zamanın da bir anlamı yoktur. Hatırlamanın ilk şartı algılamadır, hatırlamanın meydana gelmesi algılanan şeyin somutlaştırılması demektir. Geçmişin anılarına bellek vasıtasıyla ulaşan insan, bunları gündelik yaşamıyla ilişkilendirerek anlamlandırır ve böylece parça parça hatırlanan geçmiş, olayların belirli bir sıraya dizilmesiyle yeniden zamanın içine yerleştirilir. Assman’ın belirttiği gibi belleğin mekâna ihtiyacı vardır. Toplumsal hafızayı görünür kılan, yaşanan olayların toplumda aidiyet hissi oluşturacak sembollerle insan ve mekân arasındaki ilişkiyi güçlendirmektir.

Marcel Proust, Kayıp Zamanın İzinde adlı eserinde belleğin ve anıların nasıl canlandığını gözler önüne serer. Bir kurabiyenin tadı, geçmişe dair derin bir yolculuğun kapılarını aralayabilir. Bu, hafızanın edebiyatta nasıl işlediğinin en çarpıcı örneklerinden biridir. Aynı şekilde Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur romanı da bireysel hafızanın, toplumsal dönüşümlerle nasıl iç içe geçtiğini gösterir. İstanbul – Hatıralar ve Şehir eserinde bir şehrin kolektif hafızasını bireysel anılarla iç içe geçiren Orhan Pamuk; çocukluğunu ve gençliğini İstanbul’un ruhuyla harmanlayarak şehrin dünyasında bıraktığı izleri anlatarak hafızanın derinliklerine iner.  Latife Tekin’in Sevgili Arsız Ölüm romanı, hafızanın halk anlatılarıyla nasıl iç içe geçtiğini gösterirken Oğuz Atay, Tutunamayanlar’da bireysel hafızanın parçalanmış yapısını ve hatırlamanın sancılı sürecini gözler önüne serer. Tezer Özlü’nün Yaşamın Ucuna Yolculuk adlı otobiyografik romanı ise kişisel hafızanın edebiyattaki etkileyici yansımalarından biri olur.

Toplumsal hafızayı şekillendiren edebiyat, tarihî olayları ve kolektif acıları kayda geçirme işlevi de görür. Orhun Kitabeleri’nden itibaren kayıt altına alınan olaylar, çoğu zaman edebiyatın iyileştirici gücüyle birleştirilmiştir. Türk’ün Ateşle İmtihanı’nda olduğu gibi pek çok romanda Kurtuluş Savaşı’nın izlerini sürmek mümkündür. Aynı zamanda bu eserlerde acılarla başa çıkma yolları veya acılardan çıkarılması gereken dersler de okura yansıtılır. Yazar, kimi zaman farklı bir kurgunun içinde bunu başarır. Örneğin, Sabahattin Ali’nin Kürk Mantolu Madonna romanı, bireysel bir aşk hikâyesi etrafında dönemin toplumsal yapısına dair ipuçları verir. Dünya edebiyatında ise Stefan Zweig’in Dünün Dünyası Avrupa’nın savaşlar ve krizler içindeki çalkantılı dönemine dair hafıza kaydı sunması bakımından örnek eserlerdendir.

 

Unutmamak İçin Yazmak

Bellek yalnızca hatırlamakla ilgili değildir; bazen unutmamak için yazılır. Özellikle savaşlar, göçler ve kayıplar karşısında edebiyat, bir direniş biçimi olarak hafızayı canlı tutar. Cengiz Aytmatov, Gün Olur Asra Bedel ve Cengizhan’a Küsen Bulut’ta Stalinizmin ve totaliterliğin güçlü eleştirisini yapar. Benzer şekilde Aleksandr Soljenitsin’in Gulag Takım Adaları, Sovyet çalışma kamplarında yaşanan insanlık dışı koşulları gözler önüne sererek unutulmaması gereken tarihi anlatır.

Yaşar Kemal’in Çukurova’nın kaybolan değerlerini betimleyen romanları, unutmanın karşısında edebiyatın nasıl bir sığınak olabileceğini gösterir. İnce Memed serisi, Çukurova’da yaşanan toplumsal adaletsizlikleri ve halkın belleğinde yer eden isyanları ele alır; Binboğalar Efsanesi ise göçebe hayatın unutulmaya yüz tutmuş izlerini işler. Füruzan, siyasi değişimlerin bireyler üzerindeki etkisini 47’lilerde aktarır. Kemal Tahir’in Esir Şehir Üçlemesiyle işgal altındaki İstanbul’u ve sonrasında yaşanan olayları, unutulmaması gereken gerçekleri anlatır. Ayrıca İhsan Oktay Anar’ın Amat ve Puslu Kıtalar Atlası gibi eserleri, tarihi ve hafızayı kurmaca dünyasında yeniden inşa eder.

Gün Olur Asra Bedel’de olduğu gibi insanoğlu, hafızayı canlandırma kadar yok etme veya kendi amaçları doğrultusunda şekillendirme çabasına da girmiştir. George Orwell’ın 1984 adlı eseri, bireylerin hafızasının nasıl manipüle edilebileceğini gözler önüne sererken Milan Kundera’nın Gülüşün ve Unutuşun Kitabı hafızanın siyasi ve bireysel yönlerini işler.

Sonuç olarak edebiyat hafızanın yalnızca bir yansıması değil, aynı zamanda onun kurucusudur. Okuyucu, bir eseri okurken geçmişi hatırlar, geleceğe dair yeni anlamlar çıkarır. Bu döngüde, edebiyat hem unutulanı geri getirir hem de yeni bir hafıza yaratır. Böylece, kelimeler zamanın içinden süzülerek geleceğe ışık tutar.

Ankara’da doğdu. 2000 yılında Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Türkçe Öğretmenliği Bölümünden mezun oldu. 2000-2002 yıllarında yüksek lisans öğrenimini Amerika Birleşik Devletleri’nde Arizona State Üniversitesi Ortaokul Eğitimi Bölümünde tamamladı. 2002 yılından itibaren Millî Eğitim Bakanlığına bağlı okullarda Türkçe öğretmeni olarak görev yaptı. 2003 yılında Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının Program Geliştirme Projesinde 6-8. Sınıflar Türkçe Öğretimi Programı komisyonunda yer aldı. 2008 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi alanında doktorasını tamamladı. 2012 yılında Gazi Üniversitesi Türk Dili bölümünde göreve başladı. 2015 yılında Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi alanında Doçent unvanı aldı. Hâlen Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Anabilim Dalında görev yapmaktadır. Gençlik Edebiyatı adlı kitabının yanı sıra çeşitli dergilerde yayımlanmış makaleleri bulunmaktadır. Dil ve Edebiyat Öğretim Yöntemleri, Edebiyat Bilgi ve Kuramları, Yabancılar İçin Türkçe-Giriş, Yabancılar İçin Akademik Türkçe I, II, Türkçe Öğreniyorum (Hırvatlar için) kitaplarında bölüm yazarı olarak yer almaktadır. Evli ve iki çocuk annesidir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir