Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

Ali Ulvi Kurucu’nun Şiir Dünyası

Medeniyet sahibi,  ilim, irfan önderi, şair, mütefekkir, âlim bir mübarek zat-ı muhteremdir Ali Ulvi Kurucu. Geçmişle geleceği bir arada kuşanabilen bir insandır.  Çocuklara bile kendini değerli hissettiren bir büyüğümüz, sevdiğimiz. Peygamber sevgisi ve aşkıyla Mecnun’dur O. Yüzlerce şairden ezbere şiir okuyabilen bir şair-i azamdır aynı zamanda. “Yaşayan tarih, tarihi yaşatan adam”dır. Hat sanatı, futbol, hafızlık, ilim, irfan, şairlik, yazarlık, tercümanlık, hizmet… Onun vasıflarını saymakla bitiremeyiz elbette.

EKLENDİ

:

Medeniyet sahibi,  ilim, irfan önderi, şair, mütefekkir, âlim bir mübarek zat-ı muhteremdir Ali Ulvi Kurucu. Geçmişle geleceği bir arada kuşanabilen bir insandır.  Çocuklara bile kendini değerli hissettiren bir büyüğümüz, sevdiğimiz. Peygamber sevgisi ve aşkıyla Mecnun’dur O. Yüzlerce şairden ezbere şiir okuyabilen bir şair-i azamdır aynı zamanda.

“Yaşayan tarih, tarihi yaşatan adam”dır. Hat sanatı, futbol, hafızlık, ilim, irfan, şairlik, yazarlık, tercümanlık, hizmet… Onun vasıflarını saymakla bitiremeyiz elbette. Görenlerin, tanıyanların, sohbetinde bulunanların ifade ve hisleriyle sanki sahabe gelmiş, günümüzde yaşıyor gibi bir hâl ehli. O derecede Efendimiz’e (aleyhisselam) âşık. “Kişi sevdiği ile berberdir.” buyuruyor ya Hatemü’l Enbiya! Seven, sevdiğine kavuşurmuş, öyle de oldu! 3 Şubat 2002’de ömrünün büyük çoğunluğunu geçirdiği Medine-i Münevvere’de, Cennetü’l bakiye uğurlanan Ali Ulvi Kurucu’dan, kendisine olan muhabbetimizi kabul buyurmalarını dileriz…

Ziyadesiyle istifade ederek tekrar tekrar dönüp okuduğum, M. Ertuğrul Düzdağ tarafından hazırlanan Ali Ulvi Kurucu Hazretlerinin “Hatıralar” adlı eserinin beşinci cildinde yer alan “Şiirlerim/ İlk ve Tam Metinleriyle” başlıklı özel bir bölümünü çok dikkat çekici buldum. Ali Ulvi Kurucu, bizatihi Ertuğrul Bey’den şiirlerinin ilk halleriyle hatıratta yer almasını rica etmişler, söyleşileri yaparken. Ali Ulvi Kurucu’nun ilk şiiri, hafızlık ve çocukluk arkadaşı, dönemin münevver simalarından Ali Kemal Belviranlı’nın desteğiyle 1951 yılının Nisan ayında “İslam’ın Nuru” mecmuasının ilk sayısında yayınlanmış. Bütün şiirleri ise 1962’de “Gümüş Tül” adıyla basılmış. Bu eser, 1970’te “Gümüş Tül ve Alevler” adıyla genişletilerek yeniden yayınlanmıştır. Ancak sonraki şiirleri yayınlanmamış. M. Ertuğrul Düzdağ’ın “Hatıralar” beşinci ciltte ifade ettiğine göre şiir kitabı yayına hazırlanırken yakın arkadaşı ve şiir dostu Dr. Ali Kemal Bey’in şahsi takdiri ile Ali Ulvi Kurucu’nun şiirleri yeni şekillere sokulmuş.  Kendisi ise şiirlerinin ilk halleriyle hatıratta yer almasını istemiştir bu yüzden. Üstadın bu isteği ile M. Ertuğrul Düzdağ, şiirlerin ilk hallerini “Hatıralar” beşinci cilde almıştır.

Üstad, hayattayken şiirlerini, kendi hafızasındaki haliyle okuduğundan kitapta geçenle kendi okuduğu aynı olmazmış. Ya hu doktor, ne yapıyorsun, diyor Ali Kemal Belviranlı dostuna, şiirlerini son halleriyle gördüğünde. Bu konuda Ali Ulvi Bey: “Tabii Ali Kemal Bey, bütün bunları, benim kendisine tanıdığım tam salahiyete dayanarak icra etmişti. Fakat insan şiirlerinin kendi hislerinden doğan ilk şekillerini unutamadığı için, fakir yine onları okurken, ilk şekilleriyle okumaktayım. Sohbet veya mülakat ve yazılarımda kendi şiirlerimden yaptığım nakiller, o sebeple kitaptakilerden farklı olmaktadır.” diyorlar.

“Rubailer ve Güfteler” bölümü ile yayınlanmamış şiirlerinden de beşinci ciltte şiirleri yer almıştır üstadın. “Kendisinin arzusuyla ilk defa yayınlanan ‘Rubailer ve Güfteler’inde, merhumun ayrılık, hüzün, hasret ve muhabbetle ağlayan mısraları, bize kendisinin gayesi uğruna feda ettiği gönül şairliğindeki yüksek derecesini ayrıca göstermektedir.” Hatıralar’ın beşinci cildi, onun bir şiir kitabı mahiyetinde gibi, bu yönüyle ayrı bir güzellik katıyor bu  beş ciltlik nitelikli esere.

Hatıralar, 1993 yılının 4 Nisan Pazar günü Ali Ulvi Kurucu Beyefendi ile mülakatlara başlayarak oluşmaya başlamış. Çok uzun bir zamanda, türlü zorluklarla, büyük bir emekle ortaya çıkıyor bu eser. Medine’de Uhud Dağı’na bakan masada tek dinleyicileri Ertuğrul Bey’in küçük oğlu Asım ile çaylar, hurmalar eşliğinde başlıyor yani. Ertuğrul Bey, elli iki yaşında iken başlıyorlar ve beş ciltlik Hatıralar, yirmi altı yıldan fazla bir zamanda tamamlanıyor. İstanbul’da iken kendisine hatıra kaydetme teklifinde bulunduğunda Ali Ulvi Kurucu merhum,. “Aman, Ertuğrul Bey, benim kayda değer ne hatıram olacak ki…” diyor. Lakin üstad anlatmaya başlayınca öyle olmadığı anlaşılıyor. Hatıralar’ın ilk baskısı Haziran 2006’da yayımlanıyor,  Beşinci cilt ise Aralık 2019’da…  Konuşmalar yetmiş beş saat sürmüş. Kasetlerdeki ses kayıtları daktilo ettirilmiş. Bu külliyat/hatırat nesilden nesle bir şaheser olarak okunacak, gelecek asırlara miras kalacaktır. Hayatı İslam dünyasının, o zamana kadar görülmemiş bin bir inkılâp ile sarsıldığı bir zamana rastlamıştır Ali Ulvi Bey’in. Derin üzüntüler yaşayan gönül adamının gerek Konya yılları gerek Kahire ve Medine yılları günümüz Türkiye’sine büyük katkılar sağlamaktadır bunun için.

3 Mart 1922 doğumlu Ali Ulvi Kurucu. 1930 senesinde Göçü Köyü’nden Konya’ya geldiği yıl, İstiklal Marşı ile milli duyguları hissetmeye başlıyor. Konya’da dedesinden ve babasından dersler alarak hafızlık yapıyor. O yıllarda Türkiye’de İslami ilim tahsil etmek zorlaşınca babası, Medine’ye hicret kararı alıyor. Zor yolculuktan sonra Medine’ye yerleşiyorlar, ancak annesi vefat ediyor. Teyzesi onlara anne oluyor. Kahire’ye eğitim için gidip İslami ilimler tahsil ediyor. Özellikle Kahire yıllarında şiir okumayı, ezberlemeyi seviyor. Oradaki hocaları ve arkadaşları şiire teşvik ediyor onu. Aruzu ve Divan şiirini çok iyi öğreniyor.  Mehmet Akif’e hayran oluyor. Güzel sanatlara, hüsn i hat, edebiyat, şiir, musiki sevgisi ve zevkiyle ve Mehmet Akif şiirleriyle de şairliği de başlamış oluyor diyebiliriz.  Gölgeler’de kalbini, duygularını yakan bir mısra oluyor onun : “Yıkandım bir ömürdür döktüğüm yaşlarla, yetmez mi?”…

Şairliğinin öne çıktığı beşinci ciltte üstad Ali Ulvi Kurucu’ya göre şiir, şuurdan gelir. Duygu manasına… “Her eser güttüğü davadan alır kıymetini.” Şiir, fertten aileye, millete ve insanlık âlemine yolculuktur, davadır. Yaşantısı bir gaye uğrunadır dolayısıyla şiirleri de öyledir onun. Kahire’deki öğrencilik yıllarında bir yandan şiirle bu kadar meşgul olmasını arkadaşları şikâyet üslubu ile dile getirince,  Mustafa Sabri Efendi onun için: “O da İslam’a şiirle hizmet etsin.” demiştir.

Ali Ulvi Kurucu’nun ilk şiiri, Türk Gençliği’dir.  Mareşal Fevzi Çakmak’ın 10 Nisan 1950’deki vefat haberi üzerine, milliyetçi mukaddesatçı gençlerin mateme lakayt davranan CHP idaresindeki radyonun radyoevini basarak, herkesi dine, örfe, ahlaka, saygıya davet etmeleri onu çok sevindirir, coşturur. O gençlerin heyecanı, milletin coşkusu ona çok tesir eder.  Onun tabiriyle gönül barajının kapıları açılır, setler yıkılır. Gençliğin şahsında tecelli eden milletin imanı, aşkı, vecdidir. Bahçıvan diktiği fidanın meyvesini yerse bahtiyar olurmuş. Gençlikten ümitvar duygularla bu şiirini kaleme alır.

 

“Gayri bundan daha üstün şeref olmaz sanırım;

Tapılan putları çiğner, YALINIZ HAK TANIRIM.

Sana ilk şiirimi yazdım bu mübarek gecede.

Sanki Cennetlere uçmuş gibi geldim vecde!”

Kahire’de iken gece namazlarında hep Akif gibi şair, Cenap Şahabettin gibi nasir olmak için dua etmiştir Ali Ulvi Bey.  Duaları kabul olur. Akif-i Sânî diye anılır.  Kulağı Safahat’ın mısralarıyla doludur. Safahat hafızıdır. “Akif Bey merhum, ruhuma aşina bir şairdir.” diyor. Onun bütün şiirleri Ali Ulvi Kurucu Beyefendi’yi derinden etkiliyor. Birebir aynı üslubu şiirlerinde buluyoruz üstadın. Akif sevgisi ile doludur gönlü, hafızası. “Zaferlerin en şereflisi, insanoğlunun gönlünü fethetmek olduğuna göre, bugün memleketimizde her geçen gün daha da inkişafını müşahede ettiğimiz Akif sevgisi, adeta gönüllere bir fütuhat seli gibi akmaktadır.”

Üstad Ali Ulvi Kurucu, Türk Gençliği şiirinden sonra imam hatip gençliğine, yüksek İslam enstitüsü gençliğine yazdığı şiirlerin, özellikle “Sen” başlıklı şiirinin ruhunun feryadı, gönlünün direği, aşkının yüce alemlere miracı olduğunu ifade ediyor.

“Ey ömrünü bir gayeye vakfeyleyen insan,
Göğsündeki imanına mazi bile hayran!..

Tebrik ediyor, bak seni, mabedler ezanlar,
Ey Hak yolunun yolcusu: Kurban sana canlar!..

Oldukça o yüksek idealler sana hâkim,
Sarsılmayan imanına zincir vuracak kim!

Alkışlıyor iclâlini göklerde melekler,
Âtide nesiller, senin irşadını bekler!..

İnsanlığa örnek ideal ufkuna yüksel;
Kopsun seni artık, canevinden vuracak el!..

Dünyalara hükmettiğimiz günleri yâd et…
Mabedleri, kürsileri, minberleri şâd et…

Ey şanlı emel kaynağı, Nur çehreli yıldız!..
Ruhumdan kopan fırtınalar senden alır hız!..”

Onu etkileyen şairlere ve şiirlerine yer veriliyor hatıratın beşinci cildinde. Şeyh Galip, Namık Kemal, Ziya Paşa, Muallim Naci, Abdülhak Hamit, Tevfik Fikret, Yahya Kemal, İbrahim Sabri, Faruk Nafiz ve elbette ki Mehmet Akif gibi şairlere ve onlar hakkındaki düşüncelerine.  Üzerimde çak tesiri vardır, dediği Muallim Cevdet Bey’in şiirleri de alınmış bu ciltte.

Ali Ulvi Kurucu, harf devriminden sonra Safahat için mersiye yazmıştır. Müstakil eserler de yazmak gerektiğini düşünür Safahat için. Akif hakkında kapsamlı bilgilere, düşüncelere derin ve hassas duygulara sahiptir şüphesiz ve onunla ilgili duygularını da şiirle dile getirmiştir.

“İman dolu göğsünde, alınmaz kaleler var,

 Ruhunda, şafaklar sökecek meşaleler var.

Yükseldiğin iklim, bulut olmaz tepelerdir,

Kalbindeki yıldız, o güneşlerden eserdir.”

İkinci şiiri “İslam’ın Nuru’nu Tebrik”tir. Aruzla şiir yazabilen bir aruz üstadıdır. Aruzu, İhsan Efendi’den öğrenmiştir Kahire yıllarında. Hecede ise Yunus Emre’nin imam kabul edilmesini ister.

 “Ruhumla uçup nurunu ben görmeye geldim

 Güller gibi şiirimle çelenk örmeye geldim.”

Ali Ulvi Kurucu Beyefendi’ye göre şairde aşk ve heyecan olmazsa şair, şiir yazamaz. “Şiir, şairin aşk ile yanışıdır.” ona göre. Asırlara hitap edebilmesi için şairin, şiirine çok emek vermesi gerekir. Zamanla şiirlerini düzeltme gayreti içinde olmalıdır gerçek şair, yabancı gözüyle şiirine bakabilmeli, eksikleri, fazlalıkları, güzellikleri görebilmelidir. Kendi şiirini değerlendirebilmelidir şair.

Peygamber sevdalısı olunca değerli üstadımız, onun en çok sevilen ve bestelenen şiirleri naatlar oluyor. Kendilerinin de en sevdiği şiirden bir beyit şöyledir:

“Çiçekler, laleler, güller sana ilan-ı aşk eyler,

Gönüllerde esen bad-ı sabasın ya Resulallah.”

Onlarca bestelenmiş şiiri vardır Ali Ulvi Kurucu merhumun. Çinuçen Tanrıkorur, Saadettin Kaynak, Zeki Altın, Ali Kemal Belviranlı, Fevzi Özçimi, Tahir Karagöz şiirlerini besteleyen sanatkârlarımızdandır. Hayatı belgesel film yapılır ve üstadın kıymeti gün geçtikçe daha iyi anlaşılırsa yeni şiirleri keşfedilerek bestelenmeye devam edecektir.

“Bazı şiirler sevdaya benzer. Habersizce gelip insanın gönlüne yerleşir.”

Hatıralar’ın beşinci cildinde ilk defa yayınlanan “Rubai ve Güftelerim”de yer alan şiirlerinden:

“Ateş-i aşkınla kalbim, yandı ey Leyla, senin,

Derdli gönlüm bülbülündür, ey gül-i ra’na senin…

Aşıka, va’d-i visalin, tatlı bir rüya senin,

Derdli gönlüm bülbülündür, ey gül-i ra’na senin.”

“Gönül, yandıkça terakki eder. Vuslat aşkın mezarıdır. Vuslat demek, menzile erdiniz, maksat hâsıl oldu, demek…”

“Hasret dolu feryadıma ses vermede dağlar,

Göz yaşlarımın şahidi, mehtablı semalar,

Yadın, bu hazin gönlümü, bir lav gibi dağlar;

Ağlar bana, çöllerde esen bad-ı sabalar…

“Aşk, irade olursa, önünde durulmaz.”

Ben de, Mecnun gibi çöllerde gezen seyyahım,

Yakar enginleri Leyla’yı ararken ahım…

Gurbet ellerde hazin, Boynu bükük ağlarken,

Geceler, Hakk’a niyaz eylediğim dergahım…”

Ali Ulvi Kurucu’ya göre şiir,  “Bir gönül mesajı içindir.”

Aşkınla yakan ruhunu ateşlere, sensin;

Bir derdimi, hicranla, fakat, binbir edensin…

Dil bahçeme, canan, ne olur bir daha gel de,

Gönlüm, yine, güllerle, çiçeklerle bezensin…

“Şiir andırmalı, bir taze çiçek bahçesini/ Okuyan duymalı, gülüşendeki bülbül sesini”

Peygamber Efendimiz (sallahu aleyhi vesellem) “Medine’de ölmeye muktedir olan orada ölsün. Zira ben, orada ölene şehadet ederim.” buyurmuşlardır. Ali Ulvi Kurucu Beyefendi, 1985 senesinde Medine Şeyhülislam Arif Hikmet Kütüphanesi’nden emekli olduktan sonra hem memleketi Konya’da hem İstanbul’da daha çok vakit geçirmiştir. Sayısız gönüller fethetmiştir. Ve yine kabul olan duası ile 3 Şubat 2002’de “Nur şehir Medine”de muhacir olarak vefat etmiştir. Peki, ömrü boyunca Allah ile peygamber aşkıyla yaşayanlara öldü diyebilir miyiz? “Kalanlara selam olsun.” Ve rahmet, hepimizin üzerine…

 “Her şey O’ndan… Her şey O’ndan…” ve “Her şey O’na…”  Vesselam…

 

 

 

Çok Okunanlar