1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Öykü

Anayasa

Anayasa
0

Bugünkü yasalar,
büyük sineklerin delip geçtiği,
küçüklerin ise takılıp kaldığı
örümcek ağları gibidir.

Honore de Balzac

İnternet ünlüsü (youtuber) olmuştu. Kendi adına oluşturduğu video paylaşım sitesinde, yer yer popüler olmuş videolar yayınlıyor, zaman zaman da kendi adına içerik üreterek, ününe ün katıyordu, sanal medya dünyasında, bu genç yaşına rağmen. Büyük bir zevkle yapıyordu işini, keyfine de, kazancına da diyecek yoktu zira.

Elinde mini kamerasıyla, ayağının değmediği vatan toprağı kalmamıştı neredeyse. Videolar izlenip beğenildikçe, işine olan bağlılığı ve tutkusu da pik yapıyordu adeta, günden güne. Olumlu olumsuz yorumlara aldırış etmeksizin, koşuyordu ünlüler sokağında, kimsenin ağına ve ağzına düşmeden, nereye koştuğundan da hayli emin olarak.

Ülke ve dünya gündemini yakından izliyordu, sanal ve yapay gündemlerin peşine takılıp gitmekten ziyade, kamuoyunda uzun uzadıya tartışılacak, yeni ve farklı konulara, halkın ve ülkenin gerçek gündemine eğiliyordu, barındırdığı tehlikenin ve altına girdiği riskin farkında olarak, ama aynı zamanda kendine ve işine duyduğu saygının da bir gereği olarak. `Önce insanım` diye bakıyordu hep, olup biten her şeye ve dahi oldubittiye getirilen her meseleye.

Kamu vicdanına sarsılmaz bir inancı ve güveni vardı, her nedense. Doğru zamanda, doğru yerde, doğru kişiye, doğru sorular sorulduğunda, doğruya yakın cevaplar aldığını söyler dururdu, fırsat bulduğu her yerde ve her defasında. Yaşadıklarından ve tanık olduklarından hareketle, yerin, zamanın ve kişinin doğru olması kadar, soruların da doğru sorulması şart diyordu, halkın yararına doğru cevaplar alabilmek adına.

Ülkenin yıllardır değişmeyen bir gündemi vardı, esasen bütün toplumsal kesimleri ve katmanları da bir biçimde ilgilendiren ve etkileyen. Ne var ki siyaset esnafının, yakın, orta ve uzun vadeli politik çıkar hesaplarının kurbanı oluyordu, her seferinde. Lâkin kararlı idi bu kez, ülkenin bu en başat sorunu olan anayasa sorununu gündemleştirecekti, her ne pahasına olursa olsun.

Şehrin bütün meydanlarını ve pazar yerlerini bir bir dolaşıp, her yaştan, her cinsiyetten, her sınıf ve statüden insanla konuşmak istiyordu, bu kronik hal almış olan meseleyi. Kamuoyu hem bilgilensin, hem de heyecanlansın ve harekete geçsin istiyordu, kalbi ve kafası pas tutmuş siyaset erbabının rağmına ve hilafına da olsa.

Devletin yer yer otoriter, zaman zaman da totaliter uygulamalarıyla, gücünü ve güven duygusunu yitirmiş olan bir toplumun bireyleri, gücünü ve güvenini ancak yeni, sivil ve özgürlükçü bir anayasa ile yeniden kazanabilir diye düşünüyordu.

Toplumun huzuru ve bekası adına devlet ve toplum ilişkilerinde öteden beri var olagelen güvensizliğin, ivedilikle bertaraf edilmesi ve eş zamanlı olarak da, siyasete egemen olan nefret dili ve söyleminin, aynı ivedilikle etkisizleştirilmesi, herkes ve her kesim için zaruri bir hal almış olmasaydı şayet, yeni bir anayasa ihtiyacı da hâsıl olmazdı herhalde, diye bakıyordu bu müzmin ve müşkül mevzuya.

Bu duygu ve düşüncelerle girmişti halkın arasına, elinde mini kamerasıyla. İçine kapanan ve adeta birbirlerinden habersiz yaşayan toplum kesimlerinin, varlıklarını koruyabilme ve sürdürebilme adına, neleri talep ettiklerini öğrenmek ve bu talepleri de video paylaşım sitesinde ilgili mercilerin, oldukça dağılmış olan dikkatlerine sunmak istiyordu, bir bir. Gün doğumundan gün batımına değin, karış karış adımladı şehrin kaldırımlarını neredeyse.

Maksat hâsıl olmuştu nihayetinde, kimi zaman tebrik ve teşekkür, kimi zaman da tenkit ve tehditler almış olsa da ahaliden. Kamu vicdanına olan inancı bir kez daha yenilenmiş ve güç kazanmıştı, bu vesile ile. Gün boyu konuştuğu ve görüştüğü hemen herkes, aynı şeylere işaret ediyor ve aynı yerlere parmak basıyordu ekseriyetle, söz birliği etmişçesine adeta, az da olsa kimi ayrık ve aykırı görüşlerin yanı sıra.

Bir anayasanın, yeni vasfını hak edebilmesi için, bütün bir cumhuriyet tarihi boyunca olduğu gibi, temel hak ve özgürlükleri sınırlayan, güvenlikçi ve vesayetçi bir anayasa olmaması, bir resmi devlet ideolojisi öngörmemesi ve toplumu değil, devleti dizayn eden bir anayasa olması gerekir diyenlerin yanı sıra, bütün inanç kümeleri ve etnik aidiyetler, anayasada kendine yer bulabilmeli ve bu topraklar üzerinde yaşayan her bir insan tekine, ülkenin gerçek sahibi olduğu hissiyatını yaşatabilmeli diyordu çoklukla, sade, sıradan yurttaşlar, hiç umulmadık ve kendilerinden hiç beklenmedik bir biçimde.

Devletin yasama, yürütme ve yargı işlevlerini yerine getiren organları, bireysel hak ve özgürlük alanlarını ihlal etmeyecek bir biçimde sınırlandırılmalı ve Türkiye’nin altına imza koyduğu uluslararası sözleşmeler, yeni anayasaya mutlaka yansımalı diye görüş beyan ediyordu, her yaştan ve her cinsiyetten insanlar, kendilerine mikrofon uzatılıp, konuşma imkânı ve fırsatı verildiğinde.

Yeni anayasa, tek kültürlülüğü esas alan, farklılıkları baskılayarak yok sayan, dini yorumlama hakkını ve tekelini elinde tutarak adeta resmileştiren ve devletin resmi din yorumu dışında, dine sivil bir alan bırakmayan, bağnaz bir devlet felsefesi üzerine oturmamalı diyerek, son noktayı koyuyordu yurdum insanı, her ne kadar bugüne değin gündelik hayatında anayasal hak kavramının bir karşılığı olmamışsa da.

İnsana, topluma ve hayata dair hemen her şeyin önünde bir engel gibi duran, kırk yamalı bohça görüntüsü veren bu darbe kalıntısı anayasadan ve farklılıkları yok sayarak kimlikleri bastıran, hatta toplumun bekası adına zararlı gören, tek tipçi, vesayetçi, devlet ideolojisinden, ancak yeni bir toplum ve devlet felsefesi, yeni bir toplumsal sözleşme ile kurtulabiliriz diye düşünen, eğitimli eğitimsiz, kadın erkek, genç yaşlı, ne çok insan varmış meğer bu toplumun bağrında, sessiz sedasız bir biçimde ömür sermayesini tüketen.

Görmek istemeyen gözlere ve işitmek istemeyen kulaklara, olabildiğince net, açık ve anlaşılır mesajlar verilmişti, toplumun derinlerinden, devletin zirvelerine. Çünkü insanlar kurtulmak istiyordu artık, devletin bu değiştirilemez ilkelerinin ilkelliğinden, bürokrasinin salt kendini doğru bilen bir aygıt olarak görmesinden, halkı her an kandırılabilen cahiller güruhu olarak gören bir zihniyetin ürünü ve izdüşümü olan bu kışla talimatnamesi görünümlü sözüm ona anayasadan da elbet, kurtulmak istiyordu ilanihaye…

1960 Haymana doğumlu Bursa da ikamet ediyor Tarım Bakanlığında başladığı memuriyeti, yine aynı bakanlıktan emekli olarak tamamladı. Çeşitli sendika ve sivil toplum kuruluşlarında yöneticilik yaptı Yerel radyo ve TV kanallarında program sunuculuğunun yanı sıra, Yerel gazetelerde günlük yazılar yazdı. Evli 2 çocuğu ve 2 torunu var

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir