Bazı hakikatler tek başına değil, daima bir eşiyle anlam kazanır. Şehirler şehirlerle, insanlar insanlarla, metinler metinlerle konuşur. Medeniyet dediğimiz büyük yürüyüş de çoğu zaman böylesi “ikizler” üzerinden okunur. Birbirini tamamlayan bu ikilikler, hafızamızı besleyen işaret taşları gibidir.
İki Güzergâh
Üç B Güzergâhı: Buhara – Bursa – Bosna
Şehirler birer meşherdir; medeniyetin sergilendiği büyük salonlardır. Bu yüzden yalnızca sokakları ve mimarileriyle değil, onları inşa eden fikir ve eserlerle birlikte korunmalı, okunmalı ve hazmedilmelidir.
Buhara coğrafyasını Ahmed Yesevî’nin Divan-ı Hikmet’i, Bursa ovasını Süleyman Çelebi’nin Vesîletü’n-Necât’ı, Bosna havalisini ise Cem Sultan’ın emriyle kaleme alınan Saltuknâme aydınlatmıştır.
Üç K Güzergâhı: Kaşgar – Kahire – Kurtuba
Asya, Afrika ve Avrupa’nın üç büyük medeniyet durağı…
Kaşgar vahalarına Dîvânu Lugāti’t-Türk, Kahire semalarına Hikem-i Atâiyye, Kurtuba ufuklarına ise el-Fütûhâtü’l-Mekkiyye ışık saçmıştır. Coğrafyalar kadar onları anlamlandıran eserler de medeniyetin gerçek haritasını oluşturur.
İki Hutbe
Hutbe, İslâm geleneğinde yalnızca dinî bir konuşma değil, aynı zamanda bağımsızlığın sembolüdür. Bu sebeple hutbeler dikkatle dinlenmeli, mânâları üzerinde düşünülmelidir. Hutbe okunurken telefonuyla meşgul olan yetişkinleri görmek ise insanı hüzünlendiriyor.
Osman Gazi adına ilk hutbeyi Karacahisar’da okuyan Dursun Fakih, Karamanlıdır. Şeyh Edebâli’nin yanında hem medrese ilimlerini hem de tasavvuf terbiyesini tamamlamıştır. Mürşidinin vefatından sonra onun yerine geçmiş, geriye de Gazavatnâme adlı 640 beyitlik kıymetli eserini bırakmıştır.
Bursa Ulu Cami’nin 1399 yılında okunan ilk hutbesi ise Somuncu Baba tarafından irad edilmiştir. Şöhreti afet bilen Hamîdüddin Aksarayî, kısa süre sonra Bursa’dan ayrılarak Aksaray’a çekilmiş; ardından bu toprakların en büyük gönül sultanlarından Hacı Bayram-ı Velî’nin yetişmesine vesile olmuştur.
İki Na’t
Na’tlar, Peygamber sevgisinin en zarif ifadeleridir. Onlar sadece şiir değil, gönlün imanla yoğrulmuş aşk beyannâmeleridir.
Sultan II. Mahmud denildiğinde akla gelen güzel hatıralardan biri, Mescid-i Nebevî’ye gönderdiği altın şamdanın yanına iliştirdiği na’ttır:
Şamdan ihdâya eyledim cüret yâ Resûlellâh
Muradımdır ulyâya hizmet yâ Resûlellâh
Bir başka güzel örnek ise kızı Adile Sultan’dır. Osmanlı hanedanına mensup kadın şairler arasında divan sahibi tek isim olan Adile Sultan’ın na’tı da aynı muhabbetin farklı bir yankısıdır:
Yüzün mir’ât-ı zât-ı kibriyâdır yâ Resûlellâh
Vücûdun mazhar-ı nûr-i Hudâdır yâ ResûlellâhKabul eyle anı aşkından âzâd eyleme bir an
Kapında Âdile kemter gedâdır yâ Resûlellâh
Baba ile kızın aynı sevdayı mısralara dökmesi, nesilden nesile aktarılan muhabbetin en zarif örneklerinden biridir. Medeniyet de zaten böyle yaşar; şehirlerle, hutbelerle, eserlerle ve gönüllerde yankılanan na’tlarla…
