Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Anlamak

Nesneleri anlamak da merak, soru, düşünce ve cevaplama aşamalarını gerektirir. Bunların dışında aynı zamanda insana haddini bilme sorumluluğu yükler. Tanrılaşma uçurumuna, -bataklığına-kuyusuna düşmemesi için bu, gerekli bir sorumluluk. Bu bilme, önemli bir bilmedir. Çünkü nesneler insan ürünüdür, İnsan kendi ürününü kutsarsa, Tanrılaşma uçurumuna, -bataklığına-kuyusuna tepetakla düşer ve onu artık kimse kurtaramaz düştüğü yerden.

EKLENDİ

:

Anlamak insanı, tüm canlıları, dünyayı, evreni ve nesneleri: Acaba kolay mı zor mu bu eylem? Kolaysa ne kadar kolay? Zorsa ne kadar zor?Hangisini anlamak daha kolay veya daha zor:İnsanı mı, canlıları mı, dünyayı mı, evreni mi, nesneleri mi?

Biz en iyisi öncelikle “Anlamak nedir?” sorusunu cevaplamaya çalışalım. Sözlüklerde birden çok anlamı var bu kelimenin. Bu anlamlardan en çok öne çıkanı; “Bir şeyin ne olduğunu akıl yoluyla kavramak, akıl erdirmek” anlamıdır. Anlamak bahsinde ortaya çıkan asıl mesele; merak etmek, sorular sormak ve aklı çalıştırmak üçlüsünü dinamik tutmaktan geçer. Merak eden sorular sorar, sorular soran aklı çalıştırma gereği duyar: Çünkü her soru, cevabını arar. Soruların cevabını bulmak için zihnî yoğunlaşma gerek.

İnsanı anlamak, tek başına kolay bir şey değil. Anlamak için insanın konumunu bilmek gerek. İnsanın konumunu anlayabilmek için “İnsan nerede, nasıl, niçin, ne zaman, ne kadar yaşar?” vb. sorularını cevaplamalıyız. Her bir soru, ardından başka sorular da getirir ayrıca. Bu soruları cevaplamak için sadece akıl yeter mi?” sorusu da işin cabası… Özgür irade bağlamında insan aklı bazı soruları, bazı derecelerde cevaplayabilir. Bazı soruları hiç cevaplayamaz, ne kadar uğraşırsa uğraşsın. Çünkü o sorular insanın boyunu aşar. O zaman insanı bekleyen, Yaratıcı’ya teslimiyettir. Yaratıcı, insana bu soruların cevabını bulmasında kılavuz kitaplar gönderdi. Bu kılavuz kitaplar bu ve benzeri soruları cevaplamakta veya anlamakta anahtarlar ve imkânlar sunmaktadır. Yalnız bunu anlayabilmek için de sorular sorup cevaplarını aramak durumundayız.

Sadece insanı anlamak için değil, canlıları anlamak için de akıl melekesini kullanarak Yaratıcı’yateslimiyet gereklidir. Canlıdan kasıt, insan dışındaki can taşıyan her varlıktır. İnsan,düşünerek soruların bir kısmına cevap verebilir. Daha ötesi, onun akledebilme gücünü aşmaktadır. Bu gücü aşma noktasına geldiğinde insana düşen şey, Yaratıcı’ya teslimiyettir. Yani insan bir sınırının olduğu bilinciyle hareket etmelidir.

Dünyayı ve evreni anlamak da insanın önemli çabaları arasındadır. Bu çaba içinde insan sorular sorar, bazı şeylerin nasıl gerçekleştiğini deneme yanılma ya da uzun yılların birikimiyle cevaplar. Daha sonra anlama gücünün tükendiği yerde teslimiyet gücünü devreye sokar. Teslimiyet gücü, insanın sorularını cevaplandırmasında gerçek bir anahtar işlevi görür. Tabii bu da merak etmek, sormak, düşünmek ve cevaplamak aşamalarından sonra gelen bir süreçtir. Eğer teslimiyet olmazsa aklın, kendisine yüklendiği ağırlıkları kaldırması mümkün olmaz. Özcan Ünlü “Teslimiyet” şiirinde bu son gerçeğe şöyle işaret eder:

“10.

Seni buldum efendim, onu hissettim

Yani tek bir çığlıkta bütünledim kendimi.

Tart kalbimi ve kabul et beni,

Damlayı kavuştur denize, denizi okyanusa

Ve beni bahtımın pırıltısına efendim…”

Nesneleri anlamak da merak, soru, düşünce ve cevaplama aşamalarını gerektirir. Bunların dışında aynı zamanda insana haddini bilme sorumluluğu yükler. Tanrılaşma uçurumuna, -bataklığına-kuyusuna düşmemesi için bu, gerekli bir sorumluluk. Bu bilme, önemli bir bilmedir. Çünkü nesneler insan ürünüdür, İnsan kendi ürününü kutsarsa, Tanrılaşma uçurumuna, -bataklığına-kuyusuna tepetakla düşer ve onu artık kimse kurtaramaz düştüğü yerden.

Evet insanı, tüm canlıları, dünyayı, evreni ve nesneleri anlamak hem kolay hem zor. Kolay, aklın sınırlarında durmasını bilip Yaratıcısına teslim olanlara. Zor, aklın sınırlarında duramayıp Yaratıcısına isyan edenlere. Zorluk ve kolaylık derecesi insanın dünya imtihanındaki duruşuyla ilgili olsa gerek. Bu duruşu; akletme melekesini kullandıktan sonra teslimiyet bilincine sahip olmasını gerektirir. İşte bundan dolayı olsa gerek bu tip sorularla asırlarca önce karşılaşan Yunus Emre, bize kılavuzluk edercesine bunları şiir diliyle cevaplıyor:

İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmezsin, ya nice okumaktır?

Okumaktan mana ne, kişi Hakkı bilmektir,

Çün okudun bilmezsin, ha bir kuru emektir.

Okudum bildim deme, çok taat kıldım deme,

Eri hak bilmez isen, abes yere yelmektir.

Dört kitabın manası bellidir bir elifte,

Sen elifi bilmezsin, bu nice okumaktır?

Yiğirmi dokuz hece, okursun uçtan uca,

Sen elif dersin hoca, manası ne demektir?

Yunus der ki: Ey hoca, gerekse var bin Hacca,

Hepisinden iyice, bir gönüle girmektir.

İnsanın kendini bilmesi, Hakk’ı bilmesini getirir. Hakk’ı bilmesiyse yukarıda belirtilenleri anlamasını sağlar. Anlamak da yetmiyor: İnsanın dünyadaki varlık sebebi Hakk yolunda çıktığı anlama yolculuğunda teslimiyetin merkezi,gönüllere girecek adımları atmasını gerektirir,vesselam...

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar