1. Anasayfa
  2. Söyleşi

Arif AY ile Sanatı Üzerine Söyleşi… “Edebiyat dergisi bir uygarlığın varoluş savaşının adıdır.”

Arif AY ile Sanatı Üzerine Söyleşi…  “Edebiyat dergisi bir uygarlığın varoluş savaşının adıdır.”
0

Kalemini “insaniyet” için kullanan, Anadolu irfanının hüzünlü sesi, yerli düşünce hareketinin güçlü temsilcisi, Müslümanca bir duruş bir duyuş sahibi, çağımızın onurlu ve büyük şairlerinden kıymetli Arif AY ile sanatı üzerine bir söyleşi gerçekleştirdik.

Şiir yazmanın, şairliği bir yaşama biçimi olarak benimsemenin sizde kadersel bir karşılığı var mı? Şairlik bir alın yazısı mıdır yoksa sonradan öğrenilir mi?

Kuşkusuz her şey “kader”e dâhildir. Cahit Zarifoğlu’nun bir dizesi var: “Kuşlar bile kaderle uçar.”

Şiir yazmak bir yetenek işidir. Biz buna şairlik yeteneği diyoruz. Her insanda öne çıkan farklı yetenekler vardır. Bu yetenekler meslekleri belirlediği gibi farklı düşünce ve sanat dallarını da belirler. Söz gelimi marangozluk yetenek gerektiren bir meslek, yemek pişirmek, aşçılık da keza öyle…

Şiir, yetenek gerektiren bir söz sanatı olduğu için şairlik sonradan öğrenilen bir uğraş değildir. Öğrenerek meslek sahibi olabilirsiniz ama öğrenerek sanatçı olamazsınız. Bugün pek revaçta olan yazarlık okullarının edebî anlamda yazar yetiştireceğine inanmıyorum.

Soruda belirttiğiniz gibi şiir yazmak yani şairlik bir yaşama biçimidir. Şair, şairce yaşar; çoban çobanca… Çobanın dikkati sürüsünün üzerindedir. Şairin dikkati şiirinin üzerinde… Bu dikkatle sürdürürler hayatlarını. Yaşam koşulları yaptıkları işle örtüşmediği zaman ortada ne sürü kalır ne de şiir…

Nuri Pakdil’in evinde

Yazar kimliğinizin oluşmasında size yön veren, ilham kaynağı olan öğretmenleriniz oldu mu?

Öğretmenlerim değil de bir öğretmenim oldu. Ankara Bahçelievler Cumhuriyet Lisesi birinci sınıfta iken edebiyat ve kompozisyon derslerimize Nesrin Kocatürk adlı öğretmenimiz giriyordu. İlk hafta kompozisyon dersimize geldi ve tahtaya on beş civarında sözcük yazdı: “Bu sözcükleri de kullanarak bir kompozisyon yazın.” dedi. Ertesi hafta çantasından bir tomar bizim kompozisyon kâğıtlarını çıkardı. Okuduğu ve kenarına notlar düştüğü kâğıtlarımızı dağıttı. Benim kâğıdımı verirken dersten sonra öğretmenler odasına gitmemi söyledi. Beni korkuyla karışık bir heyecan sardı. Öğretmenler odasına gittiğimde: “Seni tebrik ederim, çok güzel yazmışsın. Sende yazarlık yeteneği var, bunu sürdür.” dedi ve bana bir takım hâlinde Sait Faik hikâyeleri armağan etti.

O güne kadar yazmak, yazarlık aklımın ucundan bile geçmiyordu. Ortaokulda birtakım çizgi romanları, Ömer Seyfettin hikâyelerini okumanın ötesinde yazmakla ilgili bir çabam olmamıştı. Nesrin Kocatürk öğretmenim bendeki yeteneği keşfeden ve içime uçsuz bucaksız bir alan açan insan oldu. Okumalarımı çeşitlendirmeye, şiirler, öyküler yazmaya başlamıştım artık…

Kendinizi hangi edebî dönem ya da edebî muhite yakın hissediyorsunuz?

Kendimi bir dönemle ya da muhitle sınırlı görmüyorum. 60 kuşağı, 80 kuşağı, 2000 kuşağı gibi kuşak adlandırmalarına da karşıyım. Kendimi geçmiş ve gelecek zamanların içinde görüyorum. Zaman dondurulamaz. O, kesintisiz akar. Ortaya koyduğunuz sanat, bu akışın hem evveli ile hem de ahiri ile bağlantılıdır.

Necip Fazıl Kısakürek’in “Büyük Doğu”, Sezai Karakoç’un “Diriliş”, Nuri Pakdil’in “Edebiyat” dergileriyle başlattığı “yerli düşünce hareketi”nin içinde oldum. Zihin kodlarımı bu hareket belirledi. Kuşkusuz İslamcı bir şair ve yazarım. Benim İslamcılığım, Tanzimat İslamcılığı değil. Bunun altını çizmem gerekiyor. Benim için birim zaman “Asr-ı Saadet Dönemi”dir. Tek ölçüm Kur’an ve Peygamberimizin hayatıdır. Şiirim de düşüncem de bunlardan aldığım ilhamın ürünüdür. İşlevsiz bir sanat anlayışından yana değilim. Yaradılışın bir işlevi varsa, sanatın da bu işlevi besleyen, geliştiren bir görevi olmalı.

“on ikiye yakın müstear adımla “Edep” dergisini yayımladım.”

Sanat yaşamınızda edebiyat dergiciliği önemli bir yer tutuyor. Dergiyi “rahatsız insanların rahatsızlıklarını çoğaltmak için bir araya gelip çıkardıkları bir yayın organı” olarak tanımlıyorsunuz.  “İnsan seni savunuyorum sana karşı” mottosuyla beş yıl tek başınıza “EDEP” dergisini çıkardınız. Türkiye’de edebiyat dergiciliğini nasıl değerlendirirsiniz?

Benim kuşağımı ve benden önceki kuşakları sanatla, edebiyatla buluşturarak çok önemli bir işlevi yerine getiriyordu dergiler. Dergiler, hem yazar, şair yetiştiren hem de edebiyat okuru yetiştiren birer okul, birer ocaktı eskiden. Belli bir sanat ve düşünce anlayışını topluma duyurmak isteyenlerin bir araya gelerek çıkardıkları süreli yayınlardı dergiler. Türk edebiyatı bir bakıma dergilerde neşvünema bulmuş bir edebiyattır.

Başta “Edebiyat” dergisi olmak üzere pek çok derginin kadrosunda, mutfağında bulundum. “Edebiyat” dergisi yayınına ara verdikten sonra Yedi İklim, Kayıtlar, Hece gibi pek çok dergide yazdım. Yedi yıl “Edebiyat Ortamı” dergisinin genel yayın yönetmenliğini yaptım. Belirttiğiniz gibi beş yıl, on ikiye yakın müstear adımla “Edep” dergisini yayımladım. Hâlâ içinde dergi heyecanı duyan biriyim. Ne ki bugün yayımlanan dergilerin çoğunda bu heyecanı karşılayacak ruhu bulamıyorum.  Teknoloji, dergilerin yayınını kolaylaştırdı ama ruhunu öldürdü. Birbirini görmeyen, tanımayan, dostluk iklimi oluşturmamış insanların elektronik ortamdan gönderdikleri yazı ve şiirlerin yayımlandığı, içinde ortak bir kalp atışının duyulmadığı yayınlar. Seri malı bir üretim var ortada. Bir “mesele”n var mı kardeşim? Tık yok.  “Mesele” ne ya!?..

Yedi İklim, Kayıtlar gibi pek çok derginin de yayın kurulunda yer aldınız. İlk defa üniversite birinci sınıfta okumaya başladığınız, sonrasında ise dizgisinden, paketlenmesine kadar yoğun emek verdiğiniz ve ilk şiiriniz “Deniz’i Giymek” in yayımlandığı “Edebiyat” dergisinin sizin için önemi nedir?

Edebiyat dergisi yukarıda anlattığım dergicilik anlayışının tam zıddı. Hem genel dergi anlayışının dışında hem de öğretisel işlevi ve tarzıyla edebiyat dünyamızda müstesna bir yeri olan dergidir Edebiyat.

Edebiyat Dergisi “12.Yıl Bildirisi” ile kendini şöyle ifade eder:

“Yaşasın; karşıanamalcı, karşısömürgeci, öğretisel, tarihsel, evrensel, özgürlükçü, ilerici, tek değerin emek olduğu bilincini harlı bir ateş gibi tüm insanlara duyumsatmayı amaç edinen ışıklı çizgimiz, konumumuz!

Yaşasın; yeryüzündeki tüm inananların birlikteliği! (Nuri Pakdil)

Edebiyat Dergisi bir uygarlığın varoluş savaşının adıdır. Önemi buradan gelmektedir.

Türkiye’de İslami bir edebiyatın varlığı Edebiyat dergisiyle gündeme geldi. İslami birtakım kavramlar Edebiyat’la birlikte tartışılmaya başlandı. Batıcılığa karşı en ödünsüz, en özgün karşı koyuşu Edebiyat yaptı.  Pek çok şairin, yazarın yetişmesine öncülük etti. Edebiyat bir dergicilik, yayıncılık faaliyetinden ziyade, öğretisel bir eylemin, savaşımın adıdır.

Edebî muhitler sanatçıların beslendiği ortamlardır. Edebiyat tarihinin şekillenmesinde önemli bir yere sahiptir bu mekânlar. Günümüz şiirini edebî muhitler ya da edebî yapılanmalar açısından değerlendirebilir misiniz?

Sizin ifade ettiğiniz anlamda edebiyat tarihinin şekillenmesinde katkısı olan edebî muhitler ne yazık ki günümüzde yok. Bazı dergiler etrafında kümelenmiş isimler varsa da kendilerinin dışındakilerle irtibatları olmadığı için içe kapanık bir görünüm arz etmekteler.

Günümüzde nasırlaşmış bir sol-sağ ayrımı hâlâ sürüp gitmekte. “Sol” “sağ”a bakmaz, “sağ” “sol”a. Sağcı yayıncı, solcu yayıncı, sağcı kitabevi, solcu kitabevi… Saçma, ilkel bir durum… Bu durum eğitim sisteminde de var. Söz gelimi, solcu öğretmen, sağcı öğretmen… Sağcı öğretmen Necip Fazıl’ı överken Nazım Hikmeti kötüler; solcu öğretmen de Nazım Hikmet’i göklere çıkarırken Necip Fazıl’ı kötüler. Sağcı öğretmenin nazarında Nazım Hikmet “vatan haini, komünist”; solcu öğretmenin nazarında da Necip Fazıl “örümcek kafalı, gerici, yobaz”. Bu kirli, pis, saçma yaklaşım ve bakış açısı değişmediği sürece eğitim sisteminden kaliteli insan yetişmesini beklemek abes…

Şiire dönelim. Bugün her iki tarafta da öyle çok şiir yazılıyor ki arada bir yazılan iyi şiirler güme gidiyor. Kısacası solda da sağda da estetik ve fikrî derinlik eksikliği var yoğun biçimde. Hayatla irtibatsız, yavan bir söylem hâkim her iki tarafta da…

Nuri Pakdil’in evinde Kudüs coşkusu

“Nuri Pakdil, herhangi bir yazar, herhangi bir sanatçı değil o, her yüzyılda toplumu uyarmak ve bilinçlendirmek için gelen uyarıcılardan biridir.”

Rahmetli Nuri Pakdil ile yarım asırlık bir birlikteliğiniz, bir yoldaşlığınız var. Pakdil’in her anına şahitlik eden, iyi-kötü günlerinde, hastalığında-sağlığında her zaman yanı başında duran bir isimsiniz. Onun kültür dünyasının, zihin yapısının, sanat anlayışının izdüşümlerini en iyi siz tahlil edebilirsiniz diye düşünüyorum… Nuri Pakdil sizin için ne ifade ediyor?

Nuri Pakdil, herhangi bir yazar, herhangi bir sanatçı değil o, her yüzyılda toplumu uyarmak ve bilinçlendirmek için gelen uyarıcılardan biridir. Tıpkı Mevlâna gibi, Hacı Bektaş Veli gibi, Hacı Bayram Veli gibi…

O sanatıyla, klas duruşuyla çağımıza damgasını vurmuş bir eylem adamıdır.

Eserlerinin çok titiz bir biçimde okunması gerekir. Ben onu şöyle portreleştirdim:

“İman saati, her anı rikkat ve dakik.

Çağın şahdamarı.

Mevlânâ’nın en öfkelisi.

Geçmişle gelecek arasında köprü;

Bir ayağı Mekke-Medine-Kudüs’te, bir ayağıyla dünyayı tarar.

Kadrini bilenlerin sayısı meçhul.

Kitapları okunmadan klasik olan yazar.

Yalın + Onurlu + Ödünsüz = DEVRİMCİ”

(Direnişin Klas Hâli: Nuri Pakdil, Edebiyat Ortamı Yayınları, 2016)

Modern Türk şiirinde “Kudüs” temasını ilk defa Sezai Karakoç’un “Ey Yahudi” şiirinde görürüz. “Kudüs Şairi” Nuri Pakdil, “Ben Kudüs’ü kol saati gibi taşıyorum” der. Sizin yazı ve şiirlerinizi okuduğumuzda ise sadece Kudüs değil tüm İslam coğrafyasına yönelik bir duyarlılığın hâkim olduğunu görürüz.  Şiirlerinizin merkezinde yer alan bu tema hakkında ne söylemek istersiniz?

Filistin’le ilgili Kudüs’le ilgili pek çok şiir ve yazı yazdım. Şiirimin yüzü ta baştan beri tüm yeryüzüne dönüktür. Yeryüzünün neresinde bir zulüm, haksızlık, kıyım varsa şiirimin başkaldırıcı sesi oradadır. İlk şiir kitabım Hıra’dan Şiirimin Şehirleri’ne bu ses hep böyle yankılanmıştır. Edebiyat’ta yayımlanan ilk şiirim “Denizi Giymek”te şöyle bir bölüm var:

“Ama bu çocuk bin Bedir yaşar yüreğinde

İstanbul’un yüzü çizik çizik olsa da

kınadır rengi denizin

ana elinden düşen

Endülüs yaşlandıkça iyot kokar

öfkemiz sevgimizden sıcak şimdi”

Şiirimin Şehirleri”inde İslam medeniyetine başkentlik yapmış şehirleri konuşturdum; dünkü ve bugünkü hâlleriyle.

Bugün yeryüzünde en çok zulme ve kıyıma uğrayanlar Müslümanlardır. Şimdilerde Gazze, bizi insanlığımızdan utandıran Yahudi vahşetini yaşıyor. Gazze karşısında imtihanı kaybetmiş durumdayız. Şiir bile telafi edemez bu kaybedişi…

“Bir Yürüyüş Senfonisi” isimli kitabınız Nuri Pakdil’in 40 beyitten oluşan “Osmanlı Simitçiler Kasidesi” isimli eserinin şerhi niteliğinde. Neden böyle bir kitap yazma ihtiyacı duydunuz?

Nuri Pakdil’in dili ve anlatımı simgesel bir özelliğe sahip. Bu nedenle yorumlanmasına, açımlanmasına ihtiyaç var. Pakdil’in yazdıklarıyla yaşamı iç içe olduğu için onun yaşamına tanık olmayanlar, onun yazdıklarını anlamakta zorlanırlar. Bu gerekçeyle “Osmanlı Simitçiler Kasidesi”ni şerh etmeye çalıştım.

“Bir Yürüyüş Senfonisi” böyle ortaya çıktı. Elli yıla yakın Nuri Pakdil’in yaşamına tanıklık etmiş biri olarak kendimi bu çalışma hususunda sorumlu hissettim.

Aslında bütün kitaplarının bu tür çalışmalara ihtiyacı var. Önce ciddi bir Nuri Pakdil sözlüğünün hazırlanması gerekir. Söz gelimi “eylem” sözcüğünün onun sözlüğünde “namaz” anlamına geldiğini kaç kişi bilir? Keza “put”, keza “paçavra” vs…

Rahmetli Nuri Pakdil’i özlüyor musunuz?

Özlemez olur muyum? Annemden, babamdan çok onun yanında geçti hayatımın büyük bir bölümü. Evet, çok özlüyorum. Bugün yaşasaydı Gazze’deki vahşet ve katliam onu tanımsız bir kedere boğardı. O, bu türden çok keder ve acı yaşadı.  Buna dayanabilir miydi bilemiyorum.

Ruhunun Kudüs göklerinde, Filistin göklerinde, Gazze göklerinde, oradaki Müslümanlarla dayanışma içinde olduğuna dair bir duygu taşıyorum.

Kıymetli vaktinizi bize ayırdığınız için çok teşekkür ediyorum…

Ankara’da doğdu. Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nü bitirdi. Ahmet Hamdi Tanpınar ve Marcel Proust üzerine hazırladığı teziyle yüksek lisansını tamamladı. Edebiyat Ortamı, Hece, Hece Öykü, Ebabil dergilerinde şiirleri ve denemeleri yayımlandı. Özel gereksinimli öğrenciler için ders kitabı seslendirdi. Hâlen Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı’nda çalışmaktadır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir