1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. İnceleme

Ay Vakti Dergisinin 223. (Temmuz-Ağustos 2026) Sayısına Dair

Ay Vakti Dergisinin 223. (Temmuz-Ağustos 2026) Sayısına Dair
0

Delikanlı delikanlı, yahu kaldır kafanı da biraz da gökyüzüne bak dedi, geçenlerde berber dükkanında rastladığım yaşlı adam, telefonuna durmaksızın bakmakta olan delikanlıya. Delikanlı birkaç saniye başını kaldırıp adama baktı veya bakmadı, dedi? Ne var amca gökyüzünde ya!

Gökyüzüne bakmayan delikanlıya kitap, dergi, gazete okutabilir misiniz? Hemen toptancı da olmayalım. Çiçekler ortamında büyür. Dergiler de bir ortamdır. Haydi öyle büyük laflar etmeyeyim de sabredeyim, isteyeyim, umut edeyim. Akacak su yolunu bulur. Yolcuya yol açmak gerek. Yol sabırdır ve meşakkatlidir…

Ay Vakti dergisi 26. yılını tamamlamış oldu bu sayısıyla.

Üsküdar’daki yönetim ofisinde her cuma sonrasında okur-yazar buluşmalarını sürdürmeye, düşünce, sanat ve eser üreten herkese kucak açmaya devam ediyor.

Ay Vakti imzalı Hasbihal yazısında dergilerin sadece yazıları bir araya getirip yayınlayan bir oluşum olmadığı; dergilerin aynı zamanda dün, bugün ve yarın arasında bağ kuran köprüler olduğu dile getiriliyor:

“Yayıncılık anlayışı, teknoloji ve iletişim araçları değişti. Her değişimin zor süreçler yaşattığı kadar kolaylıklar sağladığı da malumdur. Dergiler, aceleyle tüketilen içerikler üretmedikleri ve gelecekte de okunacak metinleri barındırdıkları için var olmalıdır. Bir dergi kapanır, yenileri bu misyonu üslenir. Dijital ya da matbu, bu gelenek devam eder.” (Ay Vakti, s. 1-2)

Necmettin Evci, Biraz Bilgi Biraz Cehalet yazısında aydın ve entelektüelin toplumsal olgulardaki etkilerini tartışıyor. Rönesans ve sanayileşme sonrası tavırlarını yorumlayarak seküler değerlerin oluşumunda aydınların duruşunu irdeliyor.

“Modern aydınlar, evrensel ahlak kadar evrensel hakikati de insanlığın küçümsenmesi için kullanıyorlar. Bu bakımdan aydınlar, aydın olmayanların tutkularına hizmet etme çabalarında kesinlikle başarılılar.” (s. 6)

Doğu’nun Büyülü Işığı: Ali Haydar Haksal yazısında Salih Uçak, Haksal’ın düşüncelerini eserleri üzerinden anlatma çabasında. Bir mütefekkir olan Haksal’ın düşünce ve okuma yazılarından oluşan, 2022-2025 tarihleri arasında birer yıl arayla külliyat şeklinde dört cilt olarak TDV’ce yayınlanan Doğu Işığı 1-2-3-4 kitaplarını kendi dikkati noktasından inceliyor Salih Uçak.

Endülüs-İspanya-Girit merkezli Doğu Işığı 1 eserinde Cervantes ve eseri için dile getirdiği şu ifadeler önemli:

“… Don Kişot’un telif bir eser olmadığını, yazarın Örnek Alınacak Hikayeler adlı eserinin önsözünde de belirttiği üzere bunun bir adaptasyon olduğunu belirtir. Haksal, Cervantes’in eserlerinde müslümanlar için kullandığı morisko sıfatının bir öç alma ve hor görmeden kaynaklı olduğunu öne sürer. (…) Cervantes’in Batılı bir öfke ve histeriyle meseleye baktığını, Hz. Peygamber ve müslümanlar için barbar sıfatını kullanarak algı ürettiğini söyler.” (s. 38-39)

“Doğu Işığı 2 Rusya cildi klasik Rus yazarlara ve eserlerine ayrılmıştır. (…) Haksal’ın okumalarına göre Dostoyevski, yaşadığı bedbaht hayat dolayısıyla nihilizme yakın ortodoks bir hristiyandır. Katolik ve sekülerizme karşı neredeyse tavizsiz olan Dostoyovski’nin eserlerindeki asıl vurgu ‘insan’, özellikle Rus insanıdır. (…) Dostoyovski’nin iki önemli ideali -hayali- vardır: Biri Kudüs, diğeri İstanbul. Ona göre İstanbul ortodoksluğun ruh merkezidir ve asla vazgeçilmezdir. İstanbul bizimdir ve bizim olacak, onda bir slogan haline gelmiştir.” (s. 40)

Doğu Işığı 3 Fransa ve Doğu Işığı 4 Karşılaştırmalı Metinler ciltleri için değerlendirmeler Ay Vakti 223’te okurlarını beklemektedir.

Bize Ölümü Sevdiren Adam: A. Vahap Akbaş, başlıklı hatıratı Cengiz Kalkan kaleme almış. Sayfa 33’teki Ay Vakti kapak resminden öğrendiğime göre Ay Vakti, merhum Akbaş için vefatından bir hafta önce bir özel sayı yayınlamış. (Kasım-Aralık 2014, sayı 153)

“A. Vahap Akbaş, bir eser yazmanın, ardında bir eser bırakmanın boşa geçirilme riski yüksek olan bir hayatta ‘zamandan kurtarılanlar’ olduğunu söylerdi. Not almayı, küçük küçük yazıp saklamayı salık verirdi hep, bir gün yayınlamak, hayata geçirmek kaydıyla. Ben de o gün bugün küçük küçük notlar aldım hep.” (s. 35)

Vahap Akbaş abimize Allah’tan rahmet diliyorum. 80’li yıllarda Yeni Devir’in kültür-sanat sayfasını hazırlarken cumartesi günleri Çorlu’dan Cağaloğlu’na gelir, kitap ve dergilere bakar, yazar ve şair dostlarıyla görüşürdü. “Ayrıntılara takılma, ana caddede yürü. Klasikleri oku ve yaz. İnsan yaza yaza yazmasını öğrenir.” minvalinde öğütlerini hatırlarım bendenize verdiği, öğrencilik yıllarımdan…

Ay Vakti 223’teki hikâyeler de şunlar: Bir Beşiktaş Seferi, Ertuğrul Kaya; Kalanın Hikâyesi, Seher Özden Bozkurt; Hikâyemizi Kendimiz Yazmalıyız, Süheyla Karaca Hanönü; Merhamet, Züleyha Kayaoğlu Eker; Portakal Rengi, Sümeyye Nur İmamoğlu.

Ertuğrul Kaya çocukluğumun gündelik sözlerini hatırlattı: Şipşak Beşiktaş, beş dakkada Beşiktaş! Üsküdar-Beşiktaş arası o zamanlarda da mı beş dakika sürerdi, bilmiyorum.

“Üsküdar’ın ikindi güneşi ile dost pencerelerindeki kızıllık, erken bir vedayla yavaşça yerini bir yağmur griliğine bırakıyordu. Boğaz’ın üzerindeki dev yağmur bulutlarının gölgeleri, Cihangir sırtlarından Galata’ya, Topkapı Sarayı’ndan Kadıköy’e saniyeler içinde uzanıyordu. Beyazıt Kulesi’nin rengi çoktan yeşile dönmüştü. Güneş, Edirnekapı üzerlerinde boydan boya uzanmış oldukça kalın koyu siyah bir bulut katmanının altından güçlükle ışıldıyordu.” (s.14)

Bağlamla ilgisi olmasa da şöyle bir hatıramı paylaşmak içimden geldi: Öğrencilik yıllarımda Abdülhak Şinasi Hisar’ın Boğaziçi Yalıları veya Boğaziçi Mehtapları kitabını okuyordum. Bir yerinde Şinasi Hisar tam da Kız Kulesi’nin ardından İstanbul’a bakıyor, kelimelerle fotoğraf çekiyordu. Boğaz’ı, suları, Topkapı Sarayı’nı, Sultanahmet’i, Sarayburnu’nu, rüzgârı, martıları, kayıkları, akıp giden bulutları, bulutların sulara aksedişini, her an değişen renklerini vb. betimliyordu. İyi ama yazarın baktığı yerden ben de bakmamış mıydım birçok kez? Olamaz dedim kendi kendime, olamaz! Bakmışsın ama asla görememişsin. Derin bir hayıflanma ile 28’e (Fatih-Eminönü otobüsü) bindim; Eminönü, Üsküdar, Kız Kulesi. Hemen arkasında, kaldırımda Boğaz’a karşı bir bank vardı. Oturdum. Betimleme sayfalarını okuyup yazarın anlattığı manzaraya baktım. Kitap bitene kadar oturdum ve baktım. Böyle bir estetiği nasıl görmüştü? İşte herkesin görmediğini görmektir sanatkarlık. Necip Fazıl’ın her akşam camlarında yangın çıkan Üsküdar’ını da gözledim de daha fazla uzaklaşmayayım bağlamdan…

Ve sözün şahı şiir… Bu sayının şiir ve şairlerine bakalım: Özlemevi, Selami Şimşek; Eski Yerde, Semra Saraç; Yedi Ekim’den Sonra, Mehmet Şirin Yavuz; Takı Töreni, Ali Yaşar Bolat; Gün Bugündür Devran Senindir Sevdiğim, İsmail Bingöl; Beyaz Sessizlik, Mustafa Küçüktepe; Erzurum’da Yaz, Yalçın Ülker; Kubbe-i Elifi, Yahya İncik.

 

“Dönüp gelen bir şarkıdır her gün söylediğim

Gün bu gündür devran senindir sevdiğim

Şafağı bekleyen melale hangi derdi ekleyeyim

Acılar mahşerinde kimden ümit bekleyeyim”

(İsmail Bingöl, s. 25)

 

“ben ki

içimde uzun kışlar taşıdım

her yaprak dökümünde biraz daha eksildim

şimdi bir çiçeğin kalbinde

yeniden toplanıyorum

 

ey bahar

sen hangi peygamberin duasısın

hangi sabrın ardından gönderildin

ki her tomurcuk

bir ayet gibi açılıyor yüzüme

(Mustafa Küçüktepe, s. 26)

 

“Fakirullahın gözlerine sürmeli hat

Ela bir tezhip gibi nakşını

Zerre zerre işliyor gönül mihrabına

Secdesi mi’raç”

(Yahya İncik, s. 31)

Naz’ın Aforizmalar’ında Amin Maalouf’un, Mani’nin hayatı üzerinden insanın içsel yolculuğunu anlattığı Işık Bahçeleri; İngiliz edebiyatının özgün yazarlarından Iris Murdoch’un felsefi derinlikli Rüya Sakinleri romanları hakkında değini ve değerlendirmeler yer alıyor. (s. 46-47)

Ayrıca derginin bu sayısında Orhan Oğuz’un Poetik İletişim: Söyleyici ve Muhatap; Abdulnasir Kımışoğlu’nun Sözün Ağır Yükü başlıklı denemeleri yayınlanmış:

“Söyleyici, şiirde konuşan sesin sahibi olduğu farz edilen unsurdur. Bu unsur bir insan olabileceği gibi insandan farklı bir varlık da olabilir. (…) Muhatap, şiirde söyleyicinin sesini yönelttiği unsurdur ve o da söyleyiciye benzer şekilde insan olabileceği gibi insandan farklı bir varlık da olabilir. Söyleyici kendine de hitap edebilir ve bu durumda söyleyici ile muhatap birleştirilmiş olur. Nitekim divan şiirinde söyleyicinin sıklıkla kendine veya gönlüne hitap ettiğini görmek mümkündür.” (s. 10)

Şeref Akbaba’nın Kitap, Mekân ve Şehir -Adana İzlenimleri- hatıratı da okuyucusunu bekleyen yazılardan.

“Kitapçılar o dönemde daha fonksiyonel, basım merkezi dışındaki şehir kitapçıları daha erkenciydi. Hangi dergi çıkmış, tezgâhta görebilir, tanıtımı yapılan ve yapılmayan kitapları raflarda bulabilir, sorarak fikir sahibi olabilirdiniz.” (Şeref Akbaba, s.44)

Ay Vakti 223’e baktık birlikte. Hasbihal’deki son cümle ile bitirelim: ‘Yol sabırdır, yürüyüşe devam.’

Dergiyi seçkin satıcılardan ve ayvakti.net’ten, ‘Selami Ali Efendi Cd. No 27 Daire 5 Üsküdar-İstanbul adresinden temin edebilirsiniz.

Kalın sağlıcakla, muhabbetle ve afiyetle efendim!

1964, Kocaeli doğumlu. İlkokulu İzmit’te, ortaokul ve liseyi Adapazarı’nda okudu. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde aldı. 1987’de Türk Dili ve Edebiyatı öğretmenliğine başlayan Ahmet Akçakaya 2019’da emekli oldu. Gençlik yıllarından itibaren başladığı yazı çalışmalarına devam etmektedir. Yazıları Millî Gazete ve Yeni Devir ile Mavera, Yeni Sıla, Ahenk, Ay Vakti ve İkindi Yazıları dergilerinde yayımlandı.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir