İnsanın İçindeki Bütün “Dur Bakalım”ları Susturup,
“Hadi Bakalım”lara Bırakan Bir Mevsim Aralığı.
Nisan Geldi: Kalbim Seksek Oynamaya Başladı”
Nisan gelince dünya ciddiyetini bir kenara bırakıyor sanki.
Sokaklar biraz daha çocuk, gökyüzü biraz daha mavi, insanlar biraz daha “belki” diyor hayata.
“Koş diyor içim,
Sebepsiz, plansız,
Bir uçurtmanın ipine takılıp git…”
Aylardan Nisan…
İçimde bir çocuk uyanıyor, saçları dağınık, yüzü güneşe dönük.
Sebepsiz gülüyorum.
Bir şey olacak gibi… ama ne olduğunu bilmeden seviniyorum.
“Bugün kalbim acele ediyor,
Sanki biri adımı güzel söyleyecek…”
Nisan böyle bir şey işte.
Ciddiyeti bozan bir ay.
İnsanın içindeki bütün “dur bakalım”ları susturup,
“hadi bakalım”lara bırakan bir mevsim aralığı.
Sokaktan geçerken bir çiçeğe göz kırpıyorsun mesela,
o da sana…
Aranızda anlaşılmış bir sır gibi.
“Bir papatya gördüm,
Durduk yere seni sevdim…”
Belki Cemal Süreya gibi bir yerinden tutarsın hayatın;
az kelimeyle çok şey söylersin.
Belki Gökhan Özcan gibi usulca dokunursun kalbine dünyanın;
kimse görmeden derinleşirsin.
Ama Nisan’da en çok şunu yaparsın:
Kendine izin verirsin.
“Kalbim seksek çizgisi,
Aşk bir taş parçası,
Attım…
Dengede kalabilirsem, SEN’im.”
Ve her şey biraz yeni gibi kokar.
Sokaklar, insanlar, hatta aynadaki yüzün…
Sanki hayat sana yeniden tanışma teklif eder.
Kabul eder misin?
“Adını koymadım,
Ama içimde yer açtım sana…”
Modern şiirin o serbest, o kuralsız neşesi tam da Nisan’a yakışıyor. Çünkü bu ayın bir ölçüsü yok; kalp nasıl atıyorsa öyle yazıyor kendini. Bir bakıyorsun yağmur yağıyor, ama üzülmüyorsun. Çünkü Nisan’da ıslanmak bile güzel.
“Yağmur saçlarımda,
Gülüşüm cebimde,
Bugün âşık olabilirim herhangi bir şeye…”
Evet, “herhangi bir şeye”…
Bir ağaca, bir sokağa, bir bakışa…
Nisan biraz da sebepsiz sevebilme cesareti değil mi zaten?
Çocukken seksek oynadığımız çizgiler vardı; bir adım, bir sıçrayış, biraz denge…
Nisan da öyle işte.
Hayatın çizgileri üzerinde zıplayarak ilerlemek gibi. Düşsen bile gülüyorsun.
“Kalbim ip atlıyor bugün,
Bir ileri, iki geri,
Ama hep gülerek…”
Kalp, kendini fazla ciddiye almıyor bu ay.
“Ya olursa?” diye korkmuyor,
“Ya güzelse?” diye heyecanlanıyor.
Nisan, yeniliğin bahanesi aslında.
Yeni bir cümle kurmak, yeni bir yol seçmek, yeni birine “merhaba” demek…
Hatta kendine yeniden başlamak.
Şairler, Nisan’ı hep bir başlangıç gibi okumuşlardır. Çünkü Nisan, en çok “yeniden” demektir.
“Nisan yağmuru gibi düştün içime,
Sessiz, ama hayat vererek…”
Ama Nisan yalnızca güzelliğin değil, inceliğin de ayıdır. Gürültüsüzdür. Gösterişsizdir. Baharın en narin hâlidir belki de.
“Nisan gelir de kalbin uyanmazsa eğer,
Mevsimler değil, sen geç kalmışsındır hayata…”
