30.01.2026
Dün akşam ne mi oldu?
Neler olmadı ki!
Aslında sadece dün akşam bir şeyler olmamıştı; bunun bir de evveliyatı vardı.
Bir zamanlar, bir şeyler olmuştu; bizim çok dışımızda bir şeyler. Sonra olan bitenler bize de sirayet etmişti. Anlayacağınız bize de bulaşmıştı. Sonunda bütün yollar kapanmıştı. Ne bir yerlere gidilebiliyor, ne de bize gelinebiliyordu. Arada dağ filan olduğu için değil, kapı komşuya bile ulaşamıyorduk. Korkutulmuştuk yani.
Alın size o günlerden acı bir tablo! Oğlum da hasta olmuştu. Ona gitmeliydik. Ona yiyecekler hazırlamıştık. Kapısına kadar ulaştık. Elimizdekileri kapısının önüne bırakıp telefonla haberleşerek aşağıya, bahçeye indik. Oğlum pencereye çıktı. Onu ancak o kadar görebildik. Daha sonraki günlerde hastaneye yattı. Yine bir şeyler götürdük. Yine pencereye çıkıp el salladı. Götürdüklerimizi güvenliğe bırakıp döndük. Ama garip bir şey daha oldu. Evde yapılmış bir malzemeyi kabul etmediler. Biz de ertesi gün de tekrar geldik ve kabul etmedikleri malzemeyi bir giyeceğin içine gizleyerek götürdük. Böylesine acı ve gülünç bir tablo. Başkaları kim bilir daha ne acılar yaşadılar, bilemiyoruz. Herkes kendi yaşadıklarını biliyor çünkü.
Ama zamanla iletişimin bir kolayını bulmuştuk. Evimizin içindeydik. Bir dostumuzun marifeti ve gayretiyle birbirimize bağlandığımız, birbirimizi dinlediğimiz, anladığımızı sandığımız, en moralsiz zamanlarda birbirimize moral ve destek verdiğimiz, dijital urganlarla birbirimize ulaştığımız bir avuç insanla dijital ortamda birlikte olmaya başladık. Başka memleketlerden bile katılanlar oluyordu. Evlerimizden çıkamıyor, pencerelerimizi açamıyor, öcüler gelir, evimize doluşuverir korkusuyla dışa açılan bütün pencere ve perdeleri sıkı sıkı kapattığımız o günlerde, bir şekilde birbirimize ulaşmaya çabalıyorduk. Bu nasıl mı oluyordu; sağ ve esenlik içinde olsunlar, birileri aralara gönül köprüleri kurmuşlardı ve oturduğumuz yerden iletişim içinde olmaya çalışıyorduk. Bir konu etrafında konuşuyor, birbirimizi dinliyorduk.
Bu durum, yaklaşık olarak Ionesco’nun Gergedan adlı oyunundaki gergedan olmaya direnen son kişi Bérenger’in evdeki dışarıya açılan bütün delikleri kapatması ve kendini de banyoya kapatması gibi bir şeydi ve biz böyle bir zaman dilimini bütün toplum olarak fiilen yaşamıştık. Gergedan’daki Bérenger bir kişiydi. Herkes gergedan olmuştu zaten. Evin penceresinin önünden geçip duruyorlardı. Bizse evimizdekiler değil, bütün mahalle, bütün şehir, bütün ülke ve hatta bütün dünya yuvalarımıza kapanmıştık. Anlaşılması ve anlatılması çok müşkül bir şeydi bu. Ama olmuştu işte.
Dün akşam, bir zamanlar gönül köprüleri ile birbirimize bağlandıklarımızın bir bölümü ile yüz yüze görüşme imkânı bulduk. Dikdörtgen bir masanın etrafında yerlerimizi aldık. Kimisi ile zamanında bir şekilde tanışmıştık; ama bir tas çorba ve çay eşliğinde birbirimize daha dikkatle baktık. Kendimizi karşımızdaki aynalarda seyrettik. Meğer ne güzel şeyler yapıyormuş, dostlarımız. Herkes gönlünü açtı ve ne var ne yok, önümüze serdi. Pek konuşmayı sevmem, ama ben bile, söyleyeceklerim varmış, konuştum. Yeri geldi, taş gediğine kondu. Yoksa orada bir nokta açıkta kalacaktı. Aslında bir tecrübe paylaşımıydı bu, paylaştım.
Dün akşam, gönlümüzün içine aldığımız, bu, daha pek çoğunu da vicahen tanımadığımız eski dostlarımızın hayattaki yürüyüşlerine tanıklık ettik. Hepsini dinledik, kaygılarını anlamaya çalıştık. Anlattıklarından yola çıkarak yürüyüşlerinde bir sakatlık fark etmişsek, onları işaret ettik. Faideli bir bilgi, bir görgü alış verişi oldu. Birbirimizden müstefid olduk.
Bir dostumuz, bundan iyi çalıştay mı olur, tespitini yapıverdi. Çünkü birileri bir konuyu kendi bilgi ve becerisi etrafında masaya yatırırken birileri de yapılanları kendince değerlendiriyordu. Bazen çok isabetli teklifler de yapılıyordu. Konular, aslında ortak konularımızdı. Elbette bizim de bazı görüş ve düşüncelerimiz vardı, olmalıydı. Herkes yeri geldikçe fikrini beyan etti, diyebilirim. Konuşmalar, değerlendirmeler ve hatta bazı uyarılar, konuyu dile getirenlerce dikkate de alınmıştır, diye umut ediyorum.
Sonra anlamıştık ki, insan olan, insan olarak yaşayan, insan olmayı tercih edenler hiçbir şekilde gergedana dönüşemezdi. Onun için perdelerimizi ve pencerelerimizi açmış, bizim gibi insan olanları içimize almıştık. Ortamımızın adı da (içerdeki havalar) olmuştu.
Ionesco’nun oyunuyla vurgulamak istediği de zaten daha genel bir konuya, insanların insan dışı yaratıklara dönüşmesi olmalı. Şeklen değilse de tıynet olarak dönüşüm. Veya şöyle bir yorum da yapabiliriz: Gergedanlaşmaya karşı verilen bu mücadele, insana yakışmayacak oluşumların yaygınlaşmasına karşı verilen bir mücadelenin sanat yoluyla ifadesi olmalı.
“Kendilerini Allah’ın lânetlediği, gazabına uğrattığı, kimini maymunlara, kimini domuzlara çevirdiği kimseler ve şeytânî güçlere tapanlar.” Yüce kitabımız da tarihte yaşanmış olan böyle bir dönüşüme işaret ediyor. Ve hatta onlar için başka bir âyette de daha şedid bir ifadeyle hayvandan aşağı” vurgusu yapılıyor.
Bir takım bilim adamı kılıklılar da buldukları kafatası örneklerine bakarak, insanın atası ile ilgili önemli bir buluşu gerçekleştirdiklerini ilan ediyorlar. Bu durumda bulunan kafatasları insanın atasına değil, insanlıktan çıkmış insanoğullarına ait olmalıdır. Yani bu bulgu insanın atasına değil, Kur’an’daki âyette bahsedilen bir olayın somutlaşmasına işaret eder. Dünyanın bir başka yerinde bir de domuz kafatası bulunur ve insanın atasının domuz olabileceği öne sürülürse şaşırmayalım.
Çok şükür insanız. Bize verilen kulluk görevlerini de gücümüzün yettiği kadar yerine getirmeye gayret ediyoruz. Atamızın Hazret-i Âdem ve Hazret-i Havva olduğunu da unutmuyoruz. Bir zamanlar bir yazımda kendisini bilgin sanarak ata arayışına çıkanlar için “tırnağını taşa sürten yitik bir keçi” ifadesine yer vermiştim. Galiba bu ifadeye, Sezai Karakoç’un Taha’nın Kitabı’nda geçen şu mısralar yol vermişti: “Bir keçi bir saman yoluna bakarsa ondan bir incil doğmaz / İncili daha iyi anlar samanyoluna bakarsa bir çoban”
Bu konuyu burada kessek iyi olacak. Çünkü biz amipten türemediğimiz gibi bir hayvandan da türemedik. Atamız ve anamız belli. Çok şükür.
Dün akşam güzel insanlarla buluşmuştuk; güzel şeyler konuşmuştuk. Güzel geleceklere kavuşmak için neler yapıyoruz veya yapmamız gerekir, bunu masaya yatırmıştık. Birbirimize destek olmaya söz vermiştik.
Dün akşam bizi bir nevi evi sayılan mekânda ağırlayan çayı ve çorbayı yalnız koymayıp yanına etli ekmeği ve tandırı da ekleyen, hatta meyveleri de ekleyen, önce midelerimizi sonra da gönüllerimizi tastamam doyuran dostlar, var ve sağ olsunlar. Dilerim ki gönül köprülerimiz sağlam, zihinlerimiz berrak, gitmeye çalıştığımız yolumuz doğru olsun. Bizi, yanlış bir yöne sapma noktasında tutup doğru yöne doğru çekip çeviren dostlarımız olsun.
