Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Bir Deste Berceste – Tûl-i Emel

Lâedrî, Arapça “(söyleyeni) bilmiyorum” anlamına gelir.
Ansiklopedik divan Sözlüğü’nde İskender Pala şu bilgileri verir: Bilmem, bilinmez. Söyleyeni bilinmeyen nazım parçalarının sonuna yazılır. Bazen yazarı kaybolmuş parçaların sonuna da laedri yazıldığı olur. Şair, söylediği şiirin veya beytin kendisine ait olduğunun bilinmemesini istediği durumlarda da bu imzayı kullanabilir. Bazen çok güzel ve veciz beyitler halkın malı haline gelir ve yazarı unutulur. Bu durumda en kolay yol laedri imzasını koymaktır.

EKLENDİ

:

Bağlıdır dâmân-ı haşre rişte-i tûl-i emel
Hây u hûy-ı ehl-i dünyâ bitmeden dünyâ biter

Lâedrî

[Ehl-i dünyanın bitip tükenmez arzu ve istekleri haşre kadar uzanmaktadır.
Dünya ehli insanların hay huyları, boş çabaları bitmeden bu dünya bitiverir.]

Lâedrî, Arapça “(söyleyeni) bilmiyorum” anlamına gelir.
Ansiklopedik divan Sözlüğü’nde İskender Pala şu bilgileri verir: Bilmem, bilinmez. Söyleyeni bilinmeyen nazım parçalarının sonuna yazılır. Bazen yazarı kaybolmuş parçaların sonuna da laedri yazıldığı olur. Şair, söylediği şiirin veya beytin kendisine ait olduğunun bilinmemesini istediği durumlarda da bu imzayı kullanabilir. Bazen çok güzel ve veciz beyitler halkın malı haline gelir ve yazarı unutulur. Bu durumda en kolay yol laedri imzasını koymaktır.

İlginç bir durum, Lâedrî mahlasını kullanan şairlerin olduğunu da hatırlatmış olalım. Dönelim tûl-i emel bahsine:

Mehmet Göktaş Kur’an’da Bildirilen İnsanî Zaafların Divan Şiirindeki Yansımaları” adlı makalesinde; Tûl-i emel Lügatte, tam’, bitmez tükenmez hırs ve arzu, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya sarılmak olarak tanımlanan “tûl-i emel”, insanın zaaflarından biridir. Kur’an uzun emel sahibi insanlara şu şekilde hitap eder; “Bırak onları yesinler (içsinler), yararlansınlar; emelleri onları oyalayadursun. İleride (gerçeği) bilecekler.” (Hicr 15/3)

Seçtiğimiz berceste beyit mübalağalı bir anlatımla insandaki bu zaafı (bitimsiz arzu ve istekler) veciz bir şekilde anlatır. Ehl-i dünyanın tükenmez arzu ve istekleri haşre kadar uzanmaktadır. Bütün mesaisini dünyaya hasredenlerin, uzun emel sahiplerinin çalışmaları, çabalamaları bitmeden bir bakmışsın ki dünyanın sonu gelmiştir.

Zatî, ömür kısa ve ecel kılıcı her an başımızı almaya hazır bir durumda iken bu bitmez tükenmez arzudan niçin vazgeçilmez diye sorar ve aynı zamanda insanın bu zaafına vurgu yapar:

Ömür kûtâh u kafamuzda iken tîğ-i ecel
Öğümüzden ne için gitmeye bu tûl-i emel (Zatî)

Bu beytiyle Zatî, Hz. Peygamberin şu hadisine de telmihte bulunur: Hz. Peygamber, biri uzağa diğeri de yakına olmak üzere iki çakıl taşı atar ve “Bu neye benzer bilir misiniz?” diye sorar. Orada bulunanlar;“Allah ve Resûlü bilir” derler. Hz. Peygamber; “Şu (uzağa düşen taş) emel, bu (yakına düşen taş) da eceldir” buyurur.
Hz. Peygamber, insanoğlunun emelinin ecelinden daha uzun olduğunu, emellerini gerçekleştiremeden ecelin ulaşmasını temsili bir teşbihle anlatmıştır. Hadis, insandaki bu fıtrî zaafın ifadesidir.

Yahyâ Bey, insanın bu özelliğine şu beytiyle dikkat çeker:

Kâkül-i yârda gönlün kadd-i dilberde gözün
Seni mağbûn ider el-kıssa bu tûl-i emelün (Yahyâ Bey)

Nev’î, insanın emelini gemiye teşbih eder. Emel gemisi hayret girdabında döner, durur. Çalışmakla, çabalamakla, bu denizin sahiline insanın elinin yetişmesi mümkün değildir. Deniz, edebiyatımızda büyüklük sembolüdür ve tûl-i emelin müşebbehün bihidir. İnsanın ebede uzanmış emelleri istekleri var. Ama onları gerçekleştirmek için ne eli, ne gücü, ne de ömrü yetmektedir.

Girdâb-ı hayret içre döner keştî-yi emel
Sa’y ile sâhiline bu bahrin erişemez el (Nev’î)

Galib, teşbihî bir anlatımla tükenmez arzuları kuşa benzetir. Bu kuş yanlışlıkla, tembellik ve açgözlülük tuzağına düşmemeli, insanı Hak’tan uzaklaştıran bir tuzak olan tûl-i emele gönül bağlamamalıdır:

Düşmesün murg-ı hevâ sehv ile dâm-ı kesele
Beste dil kalmayalım rîşte-i tûl-i emele (Gâlib)

Fuzûlî, sana kavuşmak için geçecek olan zaman beni zülfünün hayaline salmıştır. Zira çok şeyler istemek için uzun bir ömür sermayesi lazımdır diye dert yanar:

Va‘de-i vaslun meni salmış hayâl-i zülfüne
Kim diler tûl-i emel ser-rişte-i ‘ömr-i tavîl (Fuzûlî)

Çok Okunanlar