1. Anasayfa
  2. Genel

Biyolojik Ölümü Tatmak ve Kur’an’daki Zâika Kavramı

Biyolojik Ölümü Tatmak ve Kur’an’daki Zâika Kavramı
0

İstanbul’da sembolik anlam taşıyan iki mezarlıktan birisi Avrupa yakasındaki Zincirlikuyu, diğeri Anadolu yakasındaki Karacaahmet Mezarlığıdır. Öteden beri, Zincirlikuyu seküler, Karacaahmet ise muhafazakâr yaşam tarzını temsil ve tercih edenlerin son uğrak yeri olarak genel bir kabul görmüştür. 1994 Seçiminde İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ni devralan yönetim, mezarlık alanlarına özel bir ihtimam göstermiştir. Dönemin büyükşehir belediye başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Milliyet Gazetesi muhabiri Musa Ağacık arasında geçen ve video görüntülerinde hayli neşeli anların yaşandığı (günümüz gençlerinin hiç görmeye alışık olmadığı) o gülümseten nostaljik anekdotta Erdoğan, mezarlık alanlarındaki çalışmalardan övgüyle söz etmektedir.

1994 Seçimi sonrası dönemde, Zincirlikuyu mezarlığının ana arter güzergâh üzerindeki girişine hayli dikkat çekici büyüklükte bir Kur’an ayetini yazılmıştı. “Her nefis ölümü tadacaktır.” Ayetin mesaj içeriği uzunca bir süre siyasal tartışmalara da konu edilmiş ve kimi çevrelerde bir tür yaşam tarzı ihtarı olarak algılanmıştı. Tartışmalar zamanla sönümlenmiş, kabullenilmişti. Kim bilir belki de bu kabullenişte ölümün tam eşitlikçi, sosyal demokrat bir şey olduğuna dikkat çeken, Zülfü Livaneli’ye atfedilen şu söz etkili olmuştur. “Ölüm eşitliktir. Mezar, imparatorla mahkûmu, zenginle yoksulu, güzelle çirkini, bilgeyle deliyi eşit kılar.”

Hemen hemen aynı özellikteki bir ana arter üzerinde bulunan Karacaahmet’te ise böylesi bir ibarenin hiç olmayışı, orası sakinlerinin zaten bu bilgiyle “mücehhez” oldukları varsayımına dayanıyor olabilir. Ancak bu varsayımın haksızlığı, 1994’ten sonraki otuz senede giderek artan oranda belirgin hale gelmiş ve nihayet “ölüm de var hacı!” cümlesiyle siyasal muhafazakarlığa verilen bir karşı mesaja dönüşmüştür. Bu yönüyle bizzat dini öğretiye göre, düz beyaz kumaştan kefeni temsil eden ihram giyip, Arafat’ta öldükten sonra toplanma yani mahşer ve hesap günü provasını yapan “hacı”nın kendisinin ölümün hatırlatılmasına muhtaç hale gelmesi ibretliktir.

2013’te yüksek lisans tez çalışmamda beyan ettiğim, “Türkiye İstanbul’dan, İstanbul da Taksim ile Maslak aksından ibaret değildir” tespitim Türkiye’de olan biteni anlama yetisinden yoksun, bu sebeple de “seçkin ama siyasette başarısız” bir tabakanın coğrafi düzlemdeki sembolik varlığına işaretti. Bu tabaka, zaman zaman” Tarabya’da uşaklar, Etiler’de yumuşaklar” şeklinde kaba, haksız benzetmelere de konu edilmiştir. İfadede geçen “uşaklar” köken olarak Osmanlı efendisini, “yumuşaklar”ın ise Tanzimat’la batılılaşmış alafranganın 90’lı yıllar versiyonunu ifade etmekte.

Konumuza dönersek, “Taksim-Beşiktaş-Etiler-Maslak” aksının tam kesişim noktasında, seküler-beyaz Türklere verilen bir mesaj olarak algılanan bu ayet, Büyükdere caddesinden her geçişte, dünyevi bir habitatta metafizik bir çağrışımı ilan yahut ikaz eder haliyle dikkatimi çekmiştir. Karacaahmet’te yahut Eyüpsultan’da 30 sene evvel sosyolojik olarak böylesi bir çağrışım yapmayacak bu ayetin bana göre anlamsal olarak en dikkate ve araştırmaya değer ifadesi ise “tatmak”tır. Ölüm ve tat kelimelerinin bir arada kullanıldığı bu tek ayetten “kullar” ideolojik temelde farklı anlamlar çıkaradursun, acaba “yaratıcı” başka bir noktaya mı işaret etmektedir?

Bir ziyaret dönüşü, kendisi tıp doktoru olan eşimle “Ruh ve Bedeni Birleştiren Molekül: Dimetiltriptamin (DMT)” hakkında konuşurken, Zincirlikuyu Mezarlığı’nın kapısında yavaşlayan trafikte her zamanki gibi nazarımı celbeden o ayet üzerine zihnimde bir kıvılcım çaktı ve bir araştırma yaptım. Sosyolojik, teolojik, biyolojik ve nörolojik olguları, multidisipliner bir yaklaşımla ele aldığım bu makaleyle belki de ideolojik bakış açılarının körelttiği zihinlerde Kur’an’ı anlama yönünde bir ışık yakmış olurum diye ümid ediyorum.

Kur’an-ı Kerîm’in üç yerde tekrarlanan, “Her nefis ölümü tadacaktır” (kullu nefsin zâikatul mevt) ifadesi (Âl-i İmrân 3/185; Enbiyâ 21/35; Ankebût 29/57), ölümün sadece bir biyolojik sona eriş değil, bilinç düzeyinde yaşanan bir deneyimsel hâl olduğunu işaret eder. Ayetteki “zâika (ذائقة)” kelimesi, kök itibarıyla “tatmak, deneyimlemek” anlamına gelenذوق (zewq) kökünden türemiştir. Bu kök aynı zamanda Türkçeye geçmiş olan “zevk” kelimesinin de köküdür. Dolayısıyla Kur’an’ın “ölümü tatmak” ifadesi, ölümün bir zevk (tecrübe edilen hâl, duyusal farkındalık) biçiminde yaşanacağına dair derin bir semantik ima taşır.

Modern nörobilimde ise bu “ölüm deneyimi” kavramı, beynin ölüm eşiğinde geçirdiği biyokimyasal süreçlerle ilişkilendirilmektedir. Özellikle DMT (N, N-Dimetiltriptamin) isimli endojen bir molekül, ölüm, doğum, cinsellik ve mistik deneyimlerde bilincin sınırlarını aşan algısal hâlleri açıklamak için öne sürülmektedir. Bu bağlamda, Kur’an’ın “ölümü tatmak” metaforu ile çağdaş bilimin “ölüm öncesi DMT salgısı” hipotezi arasında dikkat çekici bir anlamsal ve fenomenolojik kesişim görülmekte.

Etimolojik ve Semantik Zemin: Zâika ve Zevk İlişkisi

Arapça “zewq (ذوق)” kökü, ilk anlam olarak tat alma duyusunu, türevlerinde ise “duyusal tecrübe, haz, bilincin bir hâli” anlamlarını taşır. Bu kökten türeyen “zâika (ذائقة)” kelimesi “tadan, tecrübe eden” anlamındadır. Bu etimoloji, ölümün Kur’an’da bir “tatma” olarak nitelendirilmesinin sadece bedensel değil, aynı zamanda idrakî bir süreç olduğunu göstermektedir.

Tasavvufî literatürde “zevk” kelimesi “ilm-i zevkî” (yaşayarak elde edilen bilgi) kavramını oluşturmuş; bu bilgi türü, duyusal aklın ötesinde doğrudan tecrübe edilen hakikat anlamına gelmiştir. Böylece “zâika” kelimesi hem fizyolojik hem metafizik boyutu kapsar.

Yenişehirli Avni Bey’e ait aşağıdaki beyit, klasik Türk şiirinin (Divan edebiyatı) yoğun mazmunlar ve sembolik dil üzerinden kurduğu anlam dünyası bakımından konumuza ışık tutar mahiyettedir:

Leb-i can-perverinin aşkına içmezse eğer,

Zehr olur zâika-i Hızr’a dahi âb-ı hayât.

O âb-ı hayât (ölümsüzlük suyu) canına can verenin aşkıyla dudaktan geçmezse eğer, Hızır’ın bile ağzında zehre (ölüme) dönüşür.

Hızır, halk hikâyelerinde zorda kalanlara yardım eden, abıhayat iksirini bulduğu için ölümsüzlüğe kavuşan bir peygamber olarak bilinir. Hızır’ın İskender zamanında yaşadığı ve ölümsüzlük suyuna nail olduğu görüşü vardır. Yenişehirli Avni Bey’in tad alma duyusu (zâika) ile âb-ı hayât ve ölümcül zehir arasında kurduğu bağ çok anlamlıdır.

Nörobiyolojik Perspektif: DMT ve Bilincin Eşiği

DMT, triptofan aminoasidinden sentezlenen bir indolamin bileşiğidir ve serotonin ile melatoninle aynı biyokimyasal ailenin üyesidir. 1990’larda Dr. Rick Strassman tarafından yapılan klinik araştırmalar, DMT’nin insan bilincinde mistik vizyonlara benzer yoğun deneyimler yarattığını ortaya koymuştur (DMT: The Spirit Molecule, 2001).

2019’da Michigan Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmada, ölmekte olan farelerin beyinlerinde DMT seviyelerinin dramatik biçimde yükseldiği gözlemlenmiştir (Dean et al., Scientific Reports, 2019). Bu bulgu, insan beyninde ölüm anında endojen DMT salınımının mümkün olabileceğini göstermiştir. Benzer mekanizmaların doğum, REM uykusu ve orgazm sırasında da kısmen aktive olduğu düşünülmektedir. Bu nörokimyasal süreç, beynin aşırı stres (hipoksi) anında “gerçeküstü farkındalık hâli” yaratabileceği hipotezini destekler.

Fenomenolojik ve Teolojik/Tasavvufi Paralellik

“Her nefis ölümü tadacaktır” ifadesiyle insanın ölümü tecrübe eden bir varlık olarak tanımlanması, modern bilincin çözülme teorileriyle örtüşür. DMT hipotezi, bilincin çözülme anında ışık, tünel, huzur, zaman dışılık gibi imgeler üretmesini açıklar. Kur’an’ın kullandığı “tatmak” fiili, bu geçişin aktif bir idrak olduğunu vurgular. Böylece ölüm, salt fiziksel bir son değil, varoluşun “zevkî” (tatma yoluyla bilinen) bir yeniden doğuş hâli olarak kavranabilir.

Kur’an’daki “ölümü tatmak” kavramı ile modern nörokimyanın “ölüm deneyimi” araştırmaları arasında doğrudan bir nedensellik ilişkisi kurulamaz; ancak dikkat çekici bir fenomenolojik paralellik vardır. “Zâika” kavramı, hem zevk (tatma, haz) hem de idrak (bilinçli tecrübe) anlamlarını içerdiği için, ölümün hem biyolojik hem de ruhsal bir tat alma hâli olarak anlaşılmasını mümkün kılar.

Dolayısıyla, DMT salgısının ölüm, doğum ve orgazm gibi eşik hâllerinde ortaya çıkması, Kur’an’ın “tatma” metaforuyla biyokimyasal bir yankı oluşturur. Bu bağlamda ölüm, sadece son nefes değil, bilincin kaynağa dönüşteki son zevkidir — “ثُمَّ إِلَيْنَا تُرْجَعُونَ” (sonra bize döndürüleceksiniz).

Hersekli Ârif Hikmet’in konuyu adeta özetleyen beyti çok dikkat çekicidir.

“İşte bu bir zâika-i rûhtur,

Hârika-i bârika-i rûhtur.”

Bu, ruhun tattığı bir lezzettir; ruhun parlayan, mucizevi bir tecellisidir.” Bu beyitte geçen “bârika” birden çakan ışık, tasavvuf terminolojisinde “ani tecelli” çağrışımı yapan ve ölüm anıyla ilişkilendirilen çok manidar bir ifadedir. Bu ifade, insanın bazı deneyimleri bedenle değil ruhla “tattığını”, bu tatmanın ise ani bir aydınlanma ve olağanüstü bir bilinç hâli olduğunu anlatır.

Özetlersek, Kur’an’daki “ölümü tatmak” ifadesi, pasif bir yok oluş değil, idrak edilen bir deneyimdir. “Zâika-i rûh” ölümün ya da eşik bilinç hâllerinin ruh tarafından tecrübe edilen bir farkındalık olabileceğini ima eder. Böylece beyit, nörobiyolojik “ölüm deneyimi” tartışması ile tasavvufî “zevk/tecrübe” anlayışı arasında kültürel ve kavramsal bir köprü ve “zâika”yı ruhsal idrak olarak yorumlayarak, ölümün Kur’an’daki anlamının bilinçli ve tecrübe edilen bir geçiş olabileceği tezine edebî bir paralellikde kuruyor.

Babam merhum Timurtaş Uçar, “üstâd-ı al-i şân’ım” dediği Mahir İz hocadan nakille “zâika” kelimesini, “âb-ı hayât”ı lıkır lıkır, şevkle içmek diye tefsir ederdi.

Hayatı da ölümü de bahşeden Allah’tan niyazımız, ölüm anını o şevkle tatmak olsun. Evvel giden ihvana selam ile…

Kaynakça:

Strassman, R. (2001). DMT: The Spirit Molecule. Park Street Press.

Dean, J. G. et al. (2019). “Biosynthesis and Extracellular Concentrations of N, N-Dimethyltryptamine in Mammalian Brain.” Scientific Reports, 9(1), 9333.

Elmalılı Hamdi Yazır. (1935). Hak Dini Kur’an Dili. İstanbul: Matbaa-i Ebu’l Ziya.

Nicholson, R. A. (1921). The Mystics of Islam. London: Routledge.

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir