“Paradigma” son zamanlarda özellikle eğitim alanında sıklıkla kullanılan bir kavram. Bu kavramı; bilgilerin davranışa dönüşmesinde kıvam bulduğu, şekillendiği, istikamet kazandığı, işlendiği, görünür olduğu bir sistem olarak kabul edebiliriz.
Çocukların düşüncelerinde özellikle ilk öğrendikleriyle değer standartları, buna bağlı olarak da davranış kalıpları oluşur. Bu kalıplar, her gün yenileri ortaya çıkan elektronik program yazılımlarına benzetilebilir. Hangi veriyi elde etmek, hangi sonuca ulaşmak istenirse ona göre program yazılır. Aksi halde tutarsız çıktılara, yanlış yönlendirmelere, hatta zararı telafi edilemeyecek noktalara da görülebilir hatalı yazılımlar. Özellikle son zamanlarda yapay zekâ destekli bazı değerlendirmelerin bu görüşü haklı çıkardığını görüyoruz.
İnsan, iyilikleri ya da kötülükleri öğrenmiş olarak doğmaz. Bunları sonradan öğrenir. Dolayısıyla insan aldığı eğitimle iyiye- kötüye karar verebilen ve bu kararını en uç örneklerle davranışa dönüştürebilen bir varlıktır. Bu anlamda iyi insan olarak yetiştirilmiş biriyle; kötü alışkanlıkları olan, bütün varlıklara karşı olumsuz anlayış ve tutum benimseyen insanın davranışları arasında uçurumdan söz edilebilir. İlk insan ve Peygamber olan Hz. Âdem’in çocukları Habil ve Kabil bu konu ilk akla gelen örnektir.
İnsan davranışları arasında oluşan bu uçurum, sahip olduğu bilginin miktarıyla ve içeriği ile ilgili değildir. Kullanım amacıyla ilgilidir. İnsanların öğretim sonucu edindikleri bilgilerin değerlendirilip işlendiği, karara ve davranışa dönüştürdüğü kalıplarla ilgilidir. Buna, bilgileri davranışa dönüştüren “değer paradigması” olarak da bakabiliriz.
Aynı öğretim programlarında başarı göstermiş, aynı mesleki etik kurallara tabi, aynı yeterlilik belgesine sahip insanların meslekleriyle ilgili farkı davranışlar gösterebildiğini biliyoruz. Elektronik mühendisi olan iki kişiden birisi insan hayatını kolaylaştıran gelişmelere imza atarken; diğeri aynı bilgilerle elektronik sistem üzerinden hırsızlık ve dolandırıcılık yapabiliyor, sahte belgeler düzenleyebiliyor, yaptığı sahtekârlıkla masum insanların hayatını alt üst edebiliyor. Hukuk alanında öğrenim görmüş iki öğrenci mezun olduklarında meslekleriyle ilgili edindikleri bilgi doğrultusunda farklı davranışlar ortaya koyabiliyor. Birisi kılı kırk yararcasına adaletin, hak ve hukukun peşindeyken; diğeri hukuk bilgisini ve makamını suçlularla iş birliği için kullanabiliyor, maddi menfaat karşılığı hakkı ve hukuku hiçe sayabiliyor.
Benzer örnekler bilgi sonucu davranışa dönüşen bütün alanlarla ilgili çoğaltılabilir. Tıbbi akademik bilgiyi aldıktan sonra gece gündüz demeden insanların sağlıklı yaşaması ya da sağlığına kavuşması için çalışan, kan ihtiyacı olan bir hastaya gerektiğinde kendi kanını veren doktorlar elbette çoğunluktadır. Bununla birlikte aynı tıbbi bilgiye sahip olan ve bu bilgisini organ mafyası hesabına kullanan, sadece fazla gelir elde etmek için her yola başvuran doktorların varlığı da bilinmektedir. İki davranış arasındaki farkı mesleki bilgi ve donanım durumları değil; meslek etikleri, ahlâkî, vicdanî tutumları, haram-helâl anlayışları, diğer ifadeyle sahip oldukları değer paradigmaları belirlemektedir.
Yazılı sorularını özel ders verdiği öğrencisine veren öğretmenle; sınavlara hazırlanan öğrencilerine ücret almadan kurs veren, kaynak veren öğretmenin davranışlarındaki farklılığın sebebi de ekonomik durumu ve bilgi birikimleriyle değil; değerleriyle, mesleki etik anlayışıyla, iyi insan yetiştirmeye dair azmiyle ve sorumluluk duygularıyla izah edilebilir.
Bir bürokratın kurumu adına muhatap olduğu insanlarla ilişkilerinde kurumun, milletin hakkını gözetme, adaletli davranma konusunda bazen karşılaştığı tehdit ve şantaja rağmen hassasiyet göstermesi; başka bir bürokratında iş ilişkisi içinde olduklarına tanıdığı ayrıcalık sonucu kendisine ve yakın çevresine menfaat sağlaması; makamları, bilgileri ile ilgili değil; ahlakları, vicdanları, haram-helâl, vatan ve millet kavramlarına yükledikleri anlamla ilgilidir. Benzer örnekleri her meslek için bulmak mümkündür.
Aynı verileri kullanıp farklı davranışlar gösteren insanların durumu belki şöyle örneklendirilebilir. Arı ve yılan aynı sudan içerler ama arı bal yapar yılan zehir üretir. Aynı topraktan, aynı güneşten beslenirler ancak bir çiçek gül kokar, diğeri zakkum olur. Farklılık alınan besinin işlenmesinde, ürüne çevrilmesindedir. Kuşkusuz bu farklılık diğer canlıların genetik özellikleriyle ilgilidir. Ancak insanın tutum ve davranışlarını genetik özellikleri belirlemez. Farklı tutumlarının sebebi insanın karakteri, inançları, değerleri, ahlaki tutumları gibi bilgiyi davranışa dönüştüren donanımlarının farklı olmasıyla ilgilidir.
Ve günümüzde yaşadığımız sorunların tamamına yakını insanların akademik/bürokratik yeterlilik/ yetersizlikleriyle ilgili değil; hak, hukuk, adalet, doğruluk, iyilik gibi insanî değerlerden yosun olmalarıyla ilgilidir. Başka bir ifadeyle suç işleyenler, rüşvet alanlar, haksızlık yapanlar, hak etmediği halde devletin bir makamını yalan dolanla birilerine peşkeş çekenler yaptıkları işin suç ve kötülük olduğunu bilerek yaparlar. Yaşadığımız sıkıntıların; bilmeyerek, sehven yapılan hatalardan değil; bilerek, isteyerek, kasten yapılan davranışlardan kaynaklandığını görüyoruz. Burada karşımıza öğretim sonucu elde edilen akademik bilgi eksikliği değil, eğitim sonucu kazanılması gereken iyi insana dair hasletlerin yetersizliği çıkıyor. Günümüzde başarının ve kariyer sahibi olmanın sadece akademik başarının rakamsal göstergelerine indirgendiği düşünülürse bunu da normal görmek gerekir.
Bilgi sonucu oluşan davranışların niteliği ve yönü, insanın davranışlarını şekillendiren paradigmayı oluşturan değerlere bağlıdır. Bir insanın paradigması; konforu, haz almayı, mutluluğu ve hedonistce bir tutumu, her şeyi özgürlük perdesinin arkasına atıp bütün insanî değerlerden bağımsız yaşamayı destekleyen bir anlayıştan besleniyorsa, bütün akademik başarılar bu paradigmaya hizmet edecektir. Sonuçta hangi sosyal ya da bürokratik statüde olursa olsun böyle bir insanın şerrinden hiç kimse emin olamayacaktır.
Paradigmayı; iyi insanda bulunması gereken nitelikler başta olmak üzere hak, hukuk iyilik, merhamet, din, vatan, bayrak sevgisi gibi değerler oluşturuyorsa, böyle insanlar da statüleri ve konumları ne olursa olsun bulundukları toplumda güven ikliminin ve iyiliğin teminatı olurlar.
Okullarda verilen eğitimle, elde edilen akademik başarıyla çocukların daha ahlaklı bir tutuma, milli ve dini değerlere yöneldiklerine dair fazlaca örnek bulamıyoruz. Aksine anne babalar evde ahlâkî tavır ve davranış geliştirmek için ortaya konulan çabanın, okulda ve sosyal alanda karşılık bulmadığını ve bu alandaki kazanımların geriye gittiğini ifade ediyorlar. Diğer ifadeyle yeni maarif modeline ve müfredata ilave edilen ve davranış eğitimi kazandırmayı amaçlayan derslerin çoğaltılmasına rağmen çocuklarımızın değerlerle ilgili donanımları ve tutumları geriye gidiyor. Çünkü davranış kazandırsın diye müfredata koyduğumuz derslerin değerlendirmesi de büyük ölçüde davranışı değil akademik bilgiyi ölçüyor. Çocuğun ahlâk ile ilgili seviyesini davranışlarını gözlemleyerek değil, ahlakın tanımına verdiği doğru yazılı cevapla ölçüyoruz.
Bu işte başta kamu adına irade kullananlar olmak üzere, iyi insan yetiştirmeyi amaçlayan herkesin üzerine sorumluluklar düşüyor. Bütün değerlendirmelerde, değerlerin ve davranışların da hesaba katıldığı ve başarı kriterlerinin belirlenmesinde ağırlık kazandığı bir süreç geliştirilemezse, insan yetiştirme ve değerleriyle yaşayan bir toplum oluşturmada pek de istenilen noktaya gelinemeyecektir. Ve bizim yüzüne bakmaya kıyamadığım gençlerimiz, küçük bir ücret farkına, bizim can feda dediğimiz bütün değerlerimizi elinin tersiyle itecektir, itmektedir de…
Günümüzde, öncelikle iyi insan yetiştirmek için değerler paradigmasını doğru oluşturmak yaşadığımız sorunların tamamına yakınının çaresi olacaktır. Sonra akademik bilgi, kariyer… arkasından gelecektir.
Eğitim konusunda söz sahibi olan yetkililer bu durumu yeniden gözden geçirmelidir.
