Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Değişim

Ne modernlik, tam anlamıyla mükemmellik, ilericilik demektir, ne de gelenek, gericilik. Kimse kimseyi kandırmasın, kimsenin kimseden üstün tarafı yoktur; kim kendini nerede “rahat, mutlu, huzurlu” hissediyorsa, yaşadığı hayat maddî-manevî ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa kendini “oraya ait” hisseder; hissedemiyorsa değişir-dönüşür.

EKLENDİ

:

Değişmenin isim hâli. Bir hâlden (yeni) bir hâle geçiş. Eski hâlin muhal (geçersiz) yeni hâlin meşru (yasal/geçerli) olması.

Eski hâle gelenek, yeni hâle modern dersek (dememiz lâzım mı?), değişim gelenekten moderne olur. Peki modernden geleneğe doğru bir değişimden söz edebilir miyiz? Hayır. Geriye (geleneğe) gidiş de bir değişimdir! Gelenek, bugünkü ihtiyaçlarımızı karşılıyorsa bir mesele yok.

Genellersek bütün toplumsal ve siyasal çatışmalar, değişime direnenlerle direnmeyeler arasındadır. Bireysel (kişi) baz(ın)da bu değişim (çatışma), tahayyül ile tefekkür arasındadır. Tahayyül, hayal demek. İnsanda hayal hem geriye hem ileriye gider. Ben çocukluğumu da geleceğimi de hayal ederim; hatta başkalarının nasıl yaşadığını da. Tefekkür, fikir demek; şu anki kanaatim, fikrim, düşüncem. Tahayyül daha seyyal, daha değişken; tefekkür daha kalıcı daha sabit. Tefekkür/fikir de değişir ama daha yavaş ve daha zor.

Tarih, o günkü (geçmişte) yaşanan fikrin hayat olmuş hâlidir, o fikrin bugüne aynen aktarılması katı gelenekçilik, fundamentalizm (selefîlik); tarihten ders (ibret) alarak bugünün kendi koşullarını da göz önünde bulundurarak düzenlenmesi ve ikisi arasında bir bağ/köprü kurulması da modernliktir ama modernliği iki şekilde anlamak da mümkündür:  1) Yumuşak Modernlik = Değişim. 2) Keskin Modernlik = Kopuş. Keskin modernlik, gelen-ek ile bağını koparan (hafızayı sıfırlayan), köksüz değişimdir. Yumuşak modernlik, dünü bugüne tamamen değil ama kısmen (iyi yönlerini) taşıyan, bugünü de yok saymayan, ıskalamayan değişimdir.

Türkiye özelinde insanların zihin dünyasına, topluma, siyasal arenaya vs. baktığımızda kabaca iki tip insan ve yaşamı görürüz. Geleneksel (rijit olarak söylersek Gerici) ve Modern (İlerici). Şablonlarla düşünmek Türk insanının neredeyse karakteri olmuştur. Giyim-kuşam gibi göstergelerle sanki bir insanı tanımak için yeterliymiş gibi kıyafetle insanları bir yerlere oturtur; ona “gerici veya ilerici” deriz.

En “gerici”, geleneksel (gerici kelimesini tahfif/küçümseme için söylemiyorum, kullanılan bir realite olduğu için kullanıyorum) ailelerin bile değişime direnemediklerini fark ediyor olmalısınız. Evlerinde kullandıkları eşyalara bakın, bindikleri arabalara… Görüntüleri/görünüşleri (sakal ve çarşaf) onların vaziyetini örtmüyor; bunlar (sakal ve çarşaf) bir direnme gibi görünse de birçok konuda hayatın gerçekleri (realiteleri) karşısında pes etmişler, dönüşmüşlerdir; bir-iki nesil sonra daha hızlı dönüşecek (değişecek) ve belki de öbürlerini geçeceklerdir.

Hayat, akıyor. Gelenekçiyi (muhafazakârı, tutucuyu ve gericiyi) de moderni (ilericiyi, çağdaşı) de hayat aynı düzlemde birleştiriyor. Bu ayrımları (bölünmeleri) realiteler belirliyor ve bu ayrımlar üzerinden siyasal, kültürel, ekonomik rantlar oluşuyor.

Önemli olan bu ayrımların, farklılıkların birbirleri ile ilişkilerinin doğru kurulması. Hayat değişmeden sürmez/süremez, değişmeyen hayat insana zor gelir, insanı sıkar, monotondur. Değişim, doğaldır; insan doğar, büyür, ölür, aynı kalmaz. Düşünceler de değişir; doğarlar, gelişirler ve terk edilirler. Değişmeden kalan insanlıktır, değerlerdir, insanlık ve ahlâk değerleridir. Hayatı yaşanabilir kılan bu değerlerdir. Bu değerler esner ama değişmez; esnemesi zamansal ve mekânsal olmasından, değişmemesi de ontik ve teolojik olmasındandır.

Evrensel bir değer olan İslâm hem zamansal ve mekânsal hem de ontik ve teolojiktir. Yâni her zaman ve mekânda değişmeden kalabilen ama her zaman ve mekâna da ayak uydurabilen ilahî ve insanî bir değerdir. İlahiliği kaynak açısından, insaniliği hedef açısından kullandım. Bu açıdan İslâm, hem geleni ekler (gelen-ek), onu modernleştirir hem de gideni muhafaza eder değiştirir (değiştirerek muhafaza eder.) Bunu yaparken her zaman ve mekân için geçerli evrensel ilkelerini kullanır; anakronizme de düşmez, değişeceğim diye bir soytarıya da dönmez. Dün ile bugünü, bugün ile geleceği uyumlu bir şekilde bir araya getirir. Düzenli, uyumlu, istikrarlı, mutlu bir hayat da zaten budur; aksi çatışmadır, kaostur, kargaşa-karmaşadır; ideolojilerin (İslâm dışı düşüncelerin) yaptığı budur.

İdeolojiler böler, ayırır, parçalar. İslâm, (bireysel, toplumsal, siyasal, ekonomik, düşünsel vs.) hayatı düzenler. İslâm, doğal (kendi seyrinde) akan hayat, fıtrat demektir. Hayat, zamanın bir yerinde durdurulamaz, doğal akışından daha hızlı da sürdürülemez; o, süreklilik içinde değişerek yaşanan bir şeydir; onu/hayatı yaşayan kişiyi geçmişinden kopararak hatırasız, tamamen yeni bir gelecekte (şimdide, modern bir ortamda/dünyada) yaşatmak büyük işkencedir.

Köksüz ağaç yaşamaz ama ağaç sadece kök değildir. Hayattan zevk (meyve) almak istiyorsak köklerimize de gövdemize de yaprak, çiçek ve meyvemize de değer vermeliyiz. Toprağa, havaya, suya, güneşe = doğaya = varlığa = Varlığı Var Eden’e = Dine/Dinine.

Bir ağacı (kültürü, değeri) yenisini dikmeden kesip atmak (koparmak) ağaçsız (kültürsüz, değersiz) kalmaktır; yenisi dikilecekse eskisine (eskisinin çekirdeğine, fidesine) ihtiyaç vardır. Gelenek yeni ağacın özü, çekirdeği, fidesidir; yeni ağaç eski ağacın sonucudur. Değişime böyle bakmazsak yeni ağacımız (modern yaşamımız) ya köksüz, kesilmiş bir kütükten (odundan) ya da yaşlı/yaşlanmış artık meyve veremez olmuş bir ağaçtan farksız olur.

Değişim, mükemmelleşmek için, mükemmele doğru olmalıdır; değişmeyen paslanır, kurur ve çürür. Değişmeyen (dönüşmeyen ve dolayısıyla bozulmayan) tek Mükemmel Varlık, Tanrı’dır.

Ne modernlik, tam anlamıyla mükemmellik, ilericilik demektir, ne de gelenek, gericilik. Kimse kimseyi kandırmasın, kimsenin kimseden üstün tarafı yoktur; kim kendini nerede “rahat, mutlu, huzurlu” hissediyorsa, yaşadığı hayat maddî-manevî ihtiyaçlarını karşılayabiliyorsa kendini “oraya ait” hisseder; hissedemiyorsa değişir-dönüşür.

Değişimi kendi doğal hâline bırakmak lâzım. Din, elimizdeki tek imkândır, din, doğal hayat demektir; insanları belli bir biçimde yaşamaya “zorlamaz” ama yaşadıkları hayatın, doğru ve ahlâklı (ilkeli) yaşanmasını ister. Din/İslâm Tanzanya’da da Almanya’da da rahat yaşanır; 610’da yaşandı 6610’da da yaşanacak!

 

Çok Okunanlar