1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. İnceleme

Dijital Oblomovluk

Dijital Oblomovluk
0

Oblomov’un divanı, bir eşya olmaktan çok bir yazgıdır. Gün boyu uzandığı bu yer, bedeninin ağırlığını taşıdığı kadar ruhunun suskunluğunu da taşır. Divan, onun dünyasıdır: zamanın yavaşladığı, iradenin gevşediği, hayatın düşünceye dönüştüğü bir iç mekân. Orada Oblomov, yaşamı eylemle değil tahayyülle tüketir. Bugün bu dünya küçülmüş, cebimize sığmıştır. Divanın yerini ekran almış; hareketsizlik, cam bir yüzeyin ışığında yeniden şekillenmiştir.

Parmaklar kayar, zaman erir. Günler, birbirine benzeyen görüntüler hâlinde akıp gider. Gonçarov’un “Oblomov yaşamak yerine yaşamayı tasarlıyordu” cümlesi, çağımızın kalp atışı gibidir. Dijital akışta insan, hayatın sıcaklığına dokunmaz; onun siluetini izler. Gerçeklik, araya giren bir ekran kadar uzak, bir bildirim kadar geçicidir.

İlişkiler incelir, kelimeler kısalır. Duygular, ekranda bir an parlayıp sönen işaretlere dönüşür. Ses yerini titreşime bırakır, bakış simgeleşir. Oblomov’un yarına bıraktığı hayat, bugün “sonra bakarım” rahatlığıyla ertelenir. Dijital dünya, insana zahmetsiz bir kişisel cennet sunar: Acıtmayan, zorlamayan, yük bindirmeyen bir alan. Ancak bu cennet, insanı hayattan korurken onu hayata kapatır.

Oblomov’un trajedisi, yorgunlukla açıklanamaz. Asıl yıkım, içinde büyüyen hayatın hiç doğmamış olmasıdır. Bir ihtimal, bir cesaret, bir adım… Hepsi divanın sessizliğinde çözülür. Dijital çağın insanı da benzer bir sessizliğin içindedir. Sürekli bağlantı hâlinde yaşarken derin bir yalnızlığı taşır. Gerçek temasın ağırlığından kaçan ruh, sanal rahatlığın loşluğuna sığınır. Hayat, yaşanan bir yolculuk olmaktan çıkar; izlenen bir manzaraya dönüşür.

Dijital Oblomovluk, bireysel bir hâl olmanın ötesine geçer; çağın ortak suskunluğuna dönüşür. Bilgi çoğalır, anlam incelir. Hız artar, derinlik kaybolur. İnsan, hareketsizliğini artık bir divanda sürdürmez; avucunun içindeki ekranda taşır. Zaman akar, görüntüler değişir, fakat ruh yerinde kalır.

Oblomov’u bugün yeniden okumak, bir romanı hatırlamak değildir; kendini tanımaya cesaret etmektir. Çünkü Gonçarov’un anlattığı eylemsizlik, hâlâ aramızda dolaşır. Yaşamak, yalnızca izlemek değildir. Yaşamak, dokunmak, risk almak, ağırlık taşımaktır. Dijital Oblomovluk’tan çıkış, ekranın ışığından gözünü ayırabilen; hayatın zahmetine razı olabilen insanlarla mümkündür.

Meryem Cemile Arslan, Kaman doğumlu. İlkokulu ve ortaokulu Keskin’de, liseyi Kırıkkale’de bitiren Meryem Cemile Arslan, Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü mezunudur. Öğretmenliğiyle birlikte AYBÜ’de yüksek lisans yapmaktadır. Okumak, yazmak ve gezmek tutkusudur. Yayın çalışmaları bulunmaktadır. Üç çocuk annesidir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir