Nurettin Topçu, kültür ve maarif davamızın en başta gelen isimlerinden biridir. Edebiyat tarihlerinin fikir adamı, düşünür, eğitimci, yazar gibi hüviyetlerle takdim ettiği Topçu; ahlak, kültür, medeniyet, maarif gibi esaslı meseleler üzerine yaptığı çalışmalarla temayüz eden bir şahsiyettir. Strasburg’da ahlak felsefesi üzerine hazırladığı Conformisme et révolte başlıklı tezini Sorbonne’a giderek savunmuş ve orada üstün başarı kazanmıştır. Avrupa’ya tahsile giden Türkler arasında ahlak üzerinde çalışan ilk öğrenci ve Sorbonne’da felsefe doktorası yapan ilk Türk odur. İsyan Ahlakı, Türkiye’nin Maarif Davası, Kültür ve Medeniyetimiz, Milliyetçiliğimizin Esasları ve Yarınki Türkiye Nurettin Topçu isminin çağrıştırdığı ilk eserlerdir.
XX. yüzyıl düşünce hayatımızın en önemli isimleri arasında gösterilen Nurettin Topçu, çok yönlü bir kişiliğe sahiptir. Bununla birlikte en belirgin yönü ahlak felsefecisi olmasıdır. Bu vasfı onun eğitimciliğini, yazarlığını, aydın kimliğini derinden etkilemiştir. Topçu, bunların hepsini birleştirerek bir senteze ulaşmış ve çağdaşlarından da bu yönüyle ayrılmıştır. Duygu ve düşünce dünyasının bir yansıması olarak vücut bulan Hareket, yalnızca bir dergi olarak kalmamış; hem döneminin hem de takip eden yılların duygu ve düşünce hayatına yön veren bir mektep olmuştur.
Çağını aşan bir mütefekkir ve münevver olan Topçu’nun dil ve Türkçeye bakışı ile bu temel meseleler karşısındaki tavrı gölgede kalmış gibidir. Onun fikirleri üzerinde bugüne kadar çok sayıda inceleme yapılmış ancak dil ve Türkçe bahsi yeterince ele alınmamıştır. Bu bahislerde müstakil bir eser vücuda getirmemiş olsa da kaleme aldığı eserlerin satır aralarında Türkçe ve dil meselesine bakışını ortaya koyan dikkat çekici tespit, tahlil ve tekliflere rastlanır. Hatta birçok yerde sözünü sakınmadığı, sert bir tavır takındığı görülür. Dilin sosyal bir yapı olması nedeniyle taşıdığı önem ve işlev, Dil Kurumunun o devirdeki icraatları, Osmanlı Türkçesi üzerine yapılan yanlı(ş) tespit ve değerlendirmeler, Türkçenin söz varlığında görülen yabancılaşma, dilde yaşanan kısırlaşmanın kültür dünyamıza yansımaları, yabancı dillerde yapılan eğitim üzerinde durduğu başlıca konulardır.
Topçu’nun maarif ve kültür bahislerinde sözünü sıkça düşürdüğü konulardan biri dilde yaşanan ve her geçen gün dozu artan “yabancılaşma”dır. İlk baskısı 1960 yılına rastlayan Türkiye’nin Maarif Davası adlı eserinde yer alan şu sözler önemlidir: “Nitekim ‘Osmanlıca’ diye asırlar içerisinde gelişen Türk dili hançerlendikten sonra batılı kelimeler dilimize kolayca akın etmeye başladı. Gün geçtikçe ifademizin güzellikleri ortadan kalkmaktadır. Batılı kelimelerin hücumuyla renk renk maskeyle örtülmüş yüze benzetilen dilimiz, korkarım ki bir gün, Türk’ün ruhu ve Türk dilinin esasları ile anlaşılması imkânsız hâle gelecek ve sonunda Türk dili diye bir millet dilinin varlığı tanınmayacaktır.” (s. 36) Benzer duygu ve düşüncelerle diğer eserlerinde de karşılaşılır. Bunlardan biri olan Kültür ve Medeniyet isimli kitabındaki şu satırlar aynı istikamettedir. “Elli sene evvel yabancının ruh ve davasını vatandan kovmak için kanlarını döken ecdadın çocukları yabancı okulların eşiğinde mukaddesatlarının selametini dileniyorlar. Elli yıl önceki yabancıdan kurtulmak iradesi, yerini bütün yabancı sevgilere terk etmiş durumdadır. Yabancı okul, yabancı kelimeler, yabancı örfler, yabancı zevkler, yabancı kıyafetler, yabancı sermaye, işyeri olarak yabancı ülke…” (s. 90)
Okurla ilk kez 1978 yılında buluşan Milliyetçiliğimizin Esasları’nda yazarın, tenkitin şiddetini artırdığı görülür: “Yeni Haçlılar, yalnız bizden olmayan şeyleri, bütün yabancı unsurları millî bünyemize aşılamak suretiyle Türk-İslam kalesine içinden yıkıyorlar. Yabancı okul, azar azar millî okulların yerini tutuyor. Yabancı kelimeler yavaş yavaş millî dilimizi istila ediyorlar. Yabancı örfler, güzel ve şerefli mazimizi hafızalardan silip süpürmededir. Yenilik adı altında yeni Haçlılar Rus Çarlığının yeni mirasçılarının uşaklarıyla el ele vererek millet olan varlığımızı bir iptidai cemiyet hâline getirmeye çalışıyorlar.” (s. 34)
Yazılarından da anlaşılacağı üzere Topçu’nun emek verdiği temel konular maarif ve kültür olmuştur. Bununla birlikte dil meselesini de yazar, etle tırnak gibi olan bu temel konulardan hiçbir zaman ayrı düşünmemiştir. Dahası, her zaman meselenin özü olarak görmüştür, dense yanlış olmaz.
İçinde bulunduğumuz yıl, bir dava ve hareket adamı olan Nurettin Topçu’nun vefatının 50. seneidevriyesidir. 20 Kasım 1909 tarihinde İstanbul’da dünyaya gelen bu büyük düşünce adamı, 10 Temmuz 1975’te fani âlemdeki yolculuğunu tamamlamıştır. Geride büyük bir külliyat bırakan; hayatı, talebeleri ve eserleriyle her daim hayırla yâd edilecek olan Topçu’nun Türkçe ve dil meselelerine bakışı da ilmî olarak ele alınmalı, gerçekleştirilecek kapsamlı incelemelerle bu konu ayrıntılı bir şekilde ortaya konmalıdır.
Milliyetçiliğin Esasları kitabında Türkçeye dair fikirlerini “Dilimiz bu ülkede yüzyıllar boyunca devam edegelen tarihî olgunlaşma içinde varlık kazanan müşahhas ve zengin Türk dilidir. Ferdî isteklerin icadı olan mücerret ve hayatsız dil, milli dil olamaz.” (s. 64) şeklinde özetleyen yazarın dil icrası ve dil anlayışı üzerine yapılacak çalışmalar, hem Nurettin Topçu’nun daha iyi anlaşılmasına hizmet edecek hem de Nurettin Topçu araştırmalarına önemli katkılar sağlayacaktır.
