Çoban köpekleri çobanların en sadık dostlarıdır. Aslında sürü çobana değil, çoban köpeklerine emanettir. Onlar keskin koku alan burunları ile sürüye yaklaşan kurtları hemen sezer ve düşmana karşı göğsünü siper ederler. İlk tepki onlardan gelir. Çoban, onların uyarısı ile harekete geçer. Bir koyun hastalanıp sürüden geri kalırsa, ya da bir ağaç dibinde doğum yapıp yavrusunun ayağa kalkmasını beklerse, çoban köpeklerinden biri tereddütsüz sürüden ayrılıp o koyunun yanında nöbet tutar. Ta ki yavrusu ayağa kalkıp tekrar birlikte sürüye karışana dek. Açlık, susuzluk, kar, tipi, yağmur, bora, görevi terk için bahane olamaz.
Ama binde bir de olsa bazı çoban köpeklerinin canı et yemek çektiğinde çobana fark ettirmeden kuzunun birini kapıp uygun bir yere götürerek onu orada parçalar ve yer. Belki genlerinden geliyordur, belki soyu bozuktur belki de sütü bozuktur. Kendine emanet edilene ihanet eder. Ama bu durum, tecrübeli çobanın gözünden kaçmaz. Çünkü yal verirken hain köpeğin karnı tok olduğu için kenarda beklediğini görmüştür. Ertesi günü kuzunun kalan parçalarını gömdüğü yerden çıkararak tekrar yediğini de gözlemlemiştir.
Çobanlar hain köpek için “onun dişine kan değdi” diyerek asla onu affetmezler ve uygun bir yerde infaz ederler. Çünkü “bir kere onun dişine kan değdi ise, bir kere emanete ihanet etti ise, bin kere ihanet eder” derler.
Vaktiyle -638 yılında- Kudüs’ün altın anahtarlarını bir tepsinin içinde Hz. Ömer’e teslim eden Patrik Sophronius aslında onları Ömer’in gücüne, ihtişamına vermedi.
Onun adalet anlayışına verdi.
Onun merhametine verdi.
Emirü’l- Mü’minin’in kaftanının üzerindeki yamalara verdi.
Onun halktan biri olduğunu gördüğü için verdi.
Öyle ya aranan gönül adamı olmak!
Halktan biri olmak! Güven verici olmak!
Toplumda “dişine kan değmiş” insanlar etkin olursa, adaleti nasıl tesis edeceksiniz?
Kitleleri arkanızdan nasıl koşturacaksınız?
“Dişine kan değmiş ” insanlar her zaman karşımıza çıkabilirler.
Sureti haktan görünerek insanlık dersi vermek isteyebilirler.
Varsın onlar toplumun farklı katmanlarında arzı endam etsinler.
Sağduyulu insanlar, basiretiyle bu yüzsüzleri, kan emicileri, sözde insanlıktan yana olan o kartlaşmış dişlerinden kan damlayan insanları çok iyi tanır.
Toplumun bütün kesimleri “Ömer”i ve onun adaletini arıyor.
Halkın arasında boynu bükük, gönlü kırık, itilmiş, kakılmış, gerçekten “dertli”, donanımlı “Ömer”lerin yüzlercesi, binlercesi var. Önemli olan onları bulup, emaneti ehline vermek!
Rabbim her türlü sahtekârlardan bizleri korusun…
