Bizimle İletişime Geçin

Dünyanın Renkleri

Dönüşü Olmayan Kapı-3 “Gana ve Burkina Faso”

Gana; Batı Afrika’da okyanusa kıyısı olan güzel bir ülke… Batıda Fildişi Sahili, doğuda Togo ve kuzeyde Burkina Faso devletlerine sınır komşusu… Güneyinde yer alan Atlas Okyanusu sahiline, İngiliz sömürgeciler ülkedeki zengin altın madeni yatakları nedeniyle “Altın Sahili” adını vermişler.

EKLENDİ

:

Togo’nun başkenti Lome’den Gana sınırına mesafe çok yakın olduğundan kısa sürede sınıra varıyoruz ama saatlerce devam edecek olan sınırdan geçme prosedürleri bizi adeta canımızdan bezdiriyor. Benin ve Togo sınırından sıkıntısız geçtiğimiz halde burada bizi bayağı zorluyorlar. Önce vize ücreti için astronomik bir ücret talep ediyorlar. Uzun pazarlıkların ardından söyledikleri rakamın yaklaşık yarısına anlaşıyoruz. Sonra sürücü belgelerimizi kabul etmiyorlar ve Afrika’da yaşadığımız ülkeden alınmış bir uluslararası sürücü belgesi istiyorlar.

Elimizde böyle bir belge olmadığı için saatlerce ikna etmeye uğraşıyoruz lakin görevli Nuh diyor peygamber demiyor maalesef. Biz görevliyi ikna etmeye çalışırken orada turistler için para karşılığı resmi işleri yapan bir genç bize bu ehliyeti birkaç saat içinde çıkartabileceğini söylüyor. Bizden Türkiye ehliyetimizi ve fotoğraf istiyor. Ve tabi bunun karşılığında yüklü bir miktar para… Biz de istediği belgeleri ve istediği paradan biraz indirim yaparak ona veriyoruz. Genç, motosikletine binip Gana yönünde ilerleyip gözden kayboluyor.

İki üç saat kadar beklemenin ardından o genç elinde “Gana’dan ama Nijer makamlarınca düzenlenmiş(!)” bir sürücü belgesiyle geliyor. Biz artık işimizin bittiğini ve sınırı geçeceğimizi düşünürken arabanın serbest geçiş belgesinin burada geçerli olmadığını ve yeni belge almamız gerektiğini söylüyorlar. Ama mesai saati bittiği için bu işlem için muhatap bulamıyoruz. Bazıları ertesi gün mesai saatine kadar beklememiz gerektiğini söylüyor. Ve biz iki üç saat daha vakit kaybediyoruz. En sonunda nöbetçi bir memur işimizi yapmak için ikna oluyor ve yedi sekiz saat bekleyişin ardından nihayet sınırı geçiyoruz. Geçiyoruz geçmesine ama çilemiz bitmiyor. Polis çevirmeleri sınırdan hemen sonra başlıyor. Neredeyse 2-3 kilometrede bir durduruluyoruz. Sınırdan başkent Akra’ya yaklaşık 180 kilometre yolumuz var. Bunun ilk 80 kilometresinde 19 kez durduruluyoruz. Saatler gece yarısını geçtiği hâlde bir türlü ilerleyemiyoruz. Artık sabrımız tükeniyor ve ilk gördüğümüz otelde sabaha kadar konaklamaya karar veriyoruz. Yol üstünde rastladığımız bir otelde duruyoruz. Hayatımda rastladığım en kötü otelde dört beş saat kalmak için hatırı sayılır bir para ödüyoruz.

Sabahın ilk ışıklarıyla beraber kalkıp tekrar yola koyuluyoruz. Kalan 100 kilometrede beş kez daha çevirmeye takılıyoruz. Ama sonunda Gana’nın başkenti Akra’ya varıyoruz.

Gana; Batı Afrika’da okyanusa kıyısı olan güzel bir ülke… Batıda Fildişi Sahili, doğuda Togo ve kuzeyde Burkina Faso devletlerine sınır komşusu… Güneyinde yer alan Atlas Okyanusu sahiline, İngiliz sömürgeciler ülkedeki zengin altın madeni yatakları nedeniyle “Altın Sahili” adını vermişler.

Akra oldukça güzel ve modern bir şehir. Orada görüştüğümüz Türklerden şehirde on tane büyük alışveriş merkezi olduğunu, birkaç tane Türk lokantası olduğunu ve bu lokantalardan sadece birine gitmemizin uygun olacağını öğreniyoruz. Biz de o lokantaya gidip Türk yemekleri ve kebaplarıyla hasret gideriyoruz. Büyük bir lokanta, açık ve kapalı alanları var. Kafe bölümü de var. Hatta bu kafede nargile bile tüttürüyoruz.

Akra’da bir Türk sivil toplum kuruluşunda misafir oluyoruz. Bizi gayet güzel ağırlıyorlar. Akra’ya varışımızın ikinci günü şehri geziyoruz. Şehrin hâkim bir yerinde Diyanet ve diğer bazı Türk vakıfları tarafından yaptırılan muhteşem bir camiye gidiyoruz. Külliye şeklinde büyük bir kompleks. İçerisinde bir okul, cami, vakıf hizmet binası ve Gana diyanet işleri başkanlığı için yapılan bir bina var. Külliyenin yapılışına öncülük eden vakıf yetkilisi bize burayı gezdiriyor. Biz oradayken cami bitmek üzereydi, diğer üç inşaat ise devam ediyordu. Geçen gün, yani oraya gidişimizden üç sene önce açılış yapıldığı haberini aldım. Gerçekten Türkiye adına Afrika’da yapılan en önemli eserlerden biri. Aynı gün Akra’da bulunan iki alışveriş merkezini ve şehri gezdik. Sonraki gün ise Akra’ya üç dört saat mesafedeki sömürge döneminden kalan Elmina ve Cape Coast Kalelerini gezmeyi planlıyoruz.

Cape Coast kalesi

Trans-Atlantik köle ticaretinin kullanılan kölelerin kapatıldığı hücreler.

Ertesi gün sabah erkenden kahvaltı edip Cape Coast Kalesine doğru yola çıkıyoruz. Harika orman ve dağ manzaralarının olduğu bir güzergâhtan kaleye varıyoruz. 16. Yüzyılda İsveçliler tarafından altın ve kereste ticareti amacıyla yapılmış olsa da sonrasında İngilizlerin eline geçtikten sonra Trans-Atlantik köle ticaretinin merkezi olmuştur. Kaleye adını veren Cape Coast şehri Gana’nın eski başkentidir. Şuan önemli bir turizm merkezidir. Kalenin içinde, köle ticareti yapıldığı döneme ait tüyleri ürperten izleri bugün de görebiliyorsunuz. İşkence aletleri, onlarca insanın tıkış tıkış hapsedildiği dar ve havasız hücreler ve daha birçok dehşet verici manzaraları rehber eşliğinde geziyorsunuz. Rehberler ziyaretçileri 8-10 kişilik gruplar halinde gezdiriyorlar. Bizim grupta 3-4 kişi Avrupalı turist de var. Gezi sırasında rehberimiz bizlerden dar bir hücreye girmemizi istedi ve biz girdikten sonra kapıyı üzerimize kapatarak kilitledi. Kapıdaki parmaklıklardan bizim beş dakika içeride beklememizi istedi. Birkaç dakika sonra terlemeye ve bunalmaya başladık, içeride 10 kişi kadardık ve alan çok dardı. Bizim bunaldığımızı fark edince bir iki dakika sonra kapıyı açtı ve çıktık. Bu hücrelerde 20-30 kişinin günlerce ayakta kalacak şekilde hapsedildiğini söylediğinde,  atalarımın bu zulme ortak olmamasına rağmen bir beyaz olarak kendimi suçlu hissederken, bizimle beraber gezen Avrupalıların yüzlerinde herhangi bir utanç emaresi görememek bana garip geldi.

Ertesi gün Elmina Kalesini gezdik burada da benzer manzaralarla karşılaşıyorsunuz. Kalenin her bir köşesi ayrı bir dehşet manzarasını yansıtıyor. Bu kaleler yapılan işkence ve zulümler gibi birçok yönden birbirine benzemesine rağmen, özellikle iki durum beni derinden etkilemişti. İlki Kale komutanının odası kadın kölelerin toplanma avlusuna bakıyor genellikle, avluya topladığı köle kadınlardan birini gözüne kestiriyor ve kadını banyo yaptırıp odasına merdivenli gizli bir geçitten çıkarıyorlar. Komutan ona tecavüz ediyor.

Elmina Kalesi

Kalenin, komutana ait gizli merdiveni

Diğeri ise kölelerin Avrupa ve Amerika’ya gönderilmeden hemen önce kaleden gemilere açılan kapı ve bu kapıya giden dar yol… Bu yol ve kapıya “Dönüşü Olmayan Yol” ve “Dönüşü Olmayan Kapı” deniyor.

Dönüşü Olmayan Yol ve Dönüşü Olmayan Kapı

Dikkatimi çeken diğer bir husus ise Ganalı bir devlet yöneticisinin kitabe şeklinde yazdırdığı özür metni… Metinde kölelik dönemindeki krallar adına özür halkından özür diliyor hazret. Batıdan gelen sömürgecileri adeta aklarcasına, onlara yaranmaya namzet bir özür metni… “Bizim o devirdeki Krallarımız, yöneticilerimiz para ve güvenlikleri için yardım etmeselerdi, bu zulümler yaşanmazdı.” mealinde bir özür metni yazılmış, sömürge sonrası, bağımsızlık dönemi bir devlet başkanı tarafından…

Tüylerimiz ürpermiş ve çok etkilenmiş bir vaziyette dönüyoruz başkent Akra’ya. Dönüş hazırlıklarımız başlıyor. Akra’da Burkina Faso Büyükelçiliğinden vizelerimizi hem kolay ve çabuk hem de çok ucuza alıyoruz. Yol güzergâhımızı belirliyoruz. İki tene sınır kapısı var Gana Burkina Faso arasında. Yolu daha iyi olduğundan biraz uzak olanı tercih etmemizi söylüyor Gana’daki mihmandarlarımız. Ve  yine sabah erkenden yola çıkıyoruz. Güzergâhımızda konaklayabileceğimiz “Kumasi” ve “Temale” adlı iki önemli şehir var. Yemyeşil dağlar ve ormanlardan geçerek yol alıyoruz. Tabiat çok güzel ve bakir. Akşam saatlerinde varıyoruz Kumasi’ye. Çok acıkmışız, haritadan uluslararası marka olan bir fastfood görüyoruz ve hemen oraya gidiyoruz. İyice karnımızı doyuruyoruz. Sonra kalacağımız oteli bulup yerleşiyoruz. Ertesi gün yola devam etmeden biraz şehri geziyoruz. Çok geç olmadan sınıra varmak istiyoruz. Yolda Temale şehrinde yemek molası verip devam ediyoruz. Yolda namaz için durduğumuz camilere yanımızda getirdiğimiz İngilizce ve Fransızca Kur’an mealleri bırakıyoruz. Bu arada cemaat merak edip nereli olduğumuzu soruyorlar. Türk’üz deyince mutlu oluyor bizimle fotoğraf çektirmek istiyorlar.

Gece yarısına birkaç saat kala sınıra ulaşıyoruz. Fakat navigasyonun azizliği bizi istediğimiz sınır kapısına değil eski ve yolu daha kötü olan sınır kapısına getiriyor. Bu sebepten bira geç varıyoruz sınıra. Bizi fazla uğraştırmadan sınırdan geçiriyorlar. Burkina Faso’nun başkenti Ouagadugu’ya 4-5 saatlik yolumuz var. Gana da uluslararası ehliyeti Onur Hoca’ya aldığımız için sadece o kullanmıştı arabayı. Sınırdan sonra ben geçiyorum direksiyona. Toprak ama düzgün sayılabilecek ıssız bir yolda yaklaşık dört saat gidiyorum. Uykum gelince Onur Hoca kullanıyor. Gece saat 2-3 gibi kalacağımız otelin önünde uyanıyorum. Hemen otele yerleşip yatıyoruz. Burkina Faso’da fazla oyalanmamaya karar veriyoruz. Çünkü tatil bitmek üzere ve işimizin başına zamanında dönmemiz gerekiyor. Sabah biraz şehri gezip kahvaltıdan sonra Nijer’e doğru yola devam edeceğiz.

Sabah erkenden kalkıp kahvaltı için güzel bir pastane tespit ederek oraya gidiyoruz. Bizimle beraber içeri giren bir şahsa garsonlar oldukça ihtimam gösteriyorlar, yer gösterip oturtuyorlar. Biz siparişimizi bir müddet beklediğimiz halde o kişiyi bekletmiyorlar. Sonra o kişi hızlıca kahvaltısını edip çıkınca dışarda lüks jipinin etrafında bir kalabalık oluşuyor. Adam arabanın camından bir şeyler söyleyip çıkıp gidiyor. Sonra kalabalıkta bir arbede, itiş kakış başlıyor. Kalabalığın içinden biri kaçıyor diğerleri kovalıyor. Adam kaçarak kendini pastaneden içeri atıyor. Arkasından 20-30 kişi de pastaneye dalıyor. Tuvaletin orada adamı yakalayıp elinde tuttuğu bir tomar parayı almaya çalışıyorlar. Sonra kalabalıktan bazıları masalardaki yiyecekleri kapmaya başlıyorlar. Biz de zaten sonuna geldiğimiz kahvaltı masasından kalkıp kenara çekiliyoruz. Geride kalan ne varsa silip süpürüyorlar. Merakımızdan garsona olayın ne olduğunu, giden adamın kim olduğunu falan soruyoruz ve meseleyi anlıyoruz. Meğer içeride bizim yan masada kahvaltı eden zat Meclis başkanı ya da bakanmış. Çıkışta tanıyanlar etrafına toplanmış ve para istemişler. Oda kendini kalabalıktan kurtarmak için cebindeki bir tomar parayı birine verip gazlamış. Sonrası malum, olan bizim yarım kalan çaylarımıza ve arbedeyi fırsat bilip hesabı ödemen giden bazı müşterilerden dolayı dükkân sahibine oluyor…

Hesabı ödeyip çıkıyoruz. Arabayla biraz şehir turu atıyoruz. Ouagadugu yaşadığımız şehir Niamey’e göre biraz daha gelişmiş ve daha temiz bir şehir. Fakat gece olmadan Niamey’e varmak istediğimizden burada fazla oyalanmadan yola koyuluyoruz. Artık o yeşil örtü yerini kurak bir iklime ve arada bir, tek tük gördüğümüz devasa gövdeli ağaçlara bırakıyor. Buranın da ayrı bir güzelliği var. Yolda denk geldiğimiz 3-4 metre çapındaki ağaçların altında fotoğraf çekiliyoruz. Öğlenden sonra Nijer sınırını geçip gece yarısından biraz önce yaşadığımız ülke, ikinci vatan bellediğim Nijer’in başkenti Niamey’e varıyoruz…

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar