Bizimle İletişime Geçin

Dünyanın Renkleri

Dönüşü Olmayan Kapı – Benin’le Başlayan Yolculuk

Benin, yaklaşık 12 milyon nüfusa sahip bir ülke. Cotonou, ülkenin en büyük ve kalabalık kenti. Başkent Porto Novo’ya bir iki saat mesafede. Çoğu devlet kurumu Cotonou’da. Aynı zamanda ülkenin ticaret merkezi. İşlek bir limanı var. Ülke nüfusu; kuzey-güney yönünde (Nijer’den güneydeki Cotonou’ya) ve doğuda Nijerya sınırından batıdaki Togo sınırına uzanan iki büyük karayolu kenarında yoğunlaşmış.

EKLENDİ

:

2017 yılının mart ayından itibaren görev yaptığım Nijer’in Niamey şehrindeyim, aynı yılın Aralık ayında çoğu Afrika ülkesinde olduğu gibi burada da Noel tatili var ve biz bu tatil için bir gezi planlıyoruz.

Gezi konusunda istişare ettiğimiz oğlum Yusuf Mert ve iki arkadaşım Onur ve Erdoğan Hocalar ile gezi için kesin kararı veriyoruz. Yanımıza bir de Türkçe, Fransızca, İngilizce ve 3 yerel dil bilen Saidou Salou adında Nijerli İngilizce öğretmeni arkadaşımızı alıp beş kişi arabayla yola çıkmak için planlamamızı ve hazırlıklarımızı yapıyoruz.

Afrika’da böyle bir geziye gidecekseniz su en önemli şey, soğuk su ise lüks. Bir gün önceden evlerimizdeki buzdolaplarının buzluklarını pet şişe sularla dolduruyoruz. Sularımızın buzları hemen açılmasın diye büyük yalıtımlı kutulardan alıyoruz. Yolda yemek yiyecek bir yer denk gelmediği zamanlar için atıştırmalık poğaça, börek, sandviç, bisküvi vs. hazırlıyoruz. Bir de yolda çokça çevirmeye denk geleceğimizi tahmin ettiğimiz için ikram ederiz düşüncesiyle birkaç kasa gazoz alıyoruz.

Yola çıkacağımız günün öncesinde hazırlıklarımızı tamamlayıp erkenden yatıyoruz. Planımız sabah namazından sonra yola çıkmak ve gece olmadan Benin’in okyanus sahilindeki Cotonou şehrine yani “sıcak denizlere” ulaşmak. Lakin evdeki hesabın çarşıya uymadığını tecrübe edecektik.

Sabah erkenden plana uygun saatte yola koyulduk, arkadaşlar ekip başı olarak beni uygun gördüler. Benin sınırına kadar 350-400 kilometre, toplamda Okyanusa, Cotonou şehrine kadar yaklaşık 1100 kilometre yolumuz var. Benin’e 80-100 kilometre kalana kadar ara ara kırıklar olsa da gayet sorunsuz denebilecek bir asfalt yoldan geldik fakat ondan sonra işkence misali, çok bozuk bir yol başladı. Öyle ki ana yoldan çıkıp kenardan başka arabaların zamanla yaptığı izden gitmek daha az sarsıntılı oluyordu. Hızlı gitmemize imkân yoktu çünkü arabanın içindeki sarsıntıdan iç organlarımız adeta feveran hâlindeydi. Yol bu şekilde Benin sınırına kadar devam etti ve maalesef bu bozuk yol yüzünden henüz Benin’e giriş yapmadan 3-4 saat kaybetmiştik.

Yolda yemek yiyeceğimiz uygun bir yere denk gelemediğimizden bir köyde yapay bir gölgelikte durup ufak çaplı bir piknik yapmaya karar verdik. Daha malzemeleri indirmeye başladığımız anda köyün çıplak ayaklı, zeytin güzeli çocukları etrafımızı sarmıştı. Önce kim olduğumuzu ve ne yaptığımızı merak eden tedirgin gözlerle bize uzun uzun baktılar, sonra yavaş yavaş birbirimize ısındık. Onlara yiyeceklerimizden ikram ettik, onlar da bize “bisap*” ikram ettiler ve sucukları pişirmemiz için içerisinde köz bulunan mangala benzer bir ocak getirdiler. Karnımızı doyurup minik mihmandarlarımızla vedalaşıp tekrar yola koyulduk.

*Bisap: Hibisküs (nar çiçeği) bitkisinden yapılan; içerisine zencefil, limon vb. konulan; Nijer’de yaygın olan soğuk bir içecek.

Nijer-Benin yolunda bir köy

Yola çıkmadan önce sadece Benin için vize alabilmiştik çünkü güzergâhımızdaki diğer ülkelerin Niamey’de büyükelçilikleri yoktu. Benin sınırından zorluk yaşamadan geçtik, prosedürler de uzun sürmedi. İki ülkeyi bağlayan köprünün bu başından Nijer’den, çıkış işlemlerimizi ise diğer başından giriş işlemlerimizi yaparak Benin’e adım atıyoruz. Sınırı geçer geçmez sim kartlarımız işlemez oldu ve sınırdaki seyyar satıcılardan yeni sim kartlarımızı aldık. Bu arada yine bir iki saat daha geçtiğinden okyanusa aynı gün ulaşamayacağımızı anladık ve haritadan yol üzerinde konaklayabileceğimiz Parakou şehrini belirledik.

Sınırdan sonra bir müddet devam edince iklim ve bitki örtüsü tamamen değişti; yemyeşil ormanlar, muz bahçeleri yolun iki tarafında uzanıyordu. Ara ara küçük yerleşim yerleri geçiyorduk. Yol kenarında satıcılar muz ve diğer başka meyve ve sebze satıyorlardı. Yavaşladığımız bir yerde satılan muzlardan alalım dedik ve yanaşıp 15-20 kilo ağırlığında kocaman bir muz salkımı alıp yola devam ettik. Salkımdan birer muz koparıp yemek istediğimizde bunun muz olmadığını anladık. Muz diye aldığımız meyve, görünüş olarak muza tıpatıp benzeyen, Afrika’da sevilerek tüketilen, genellikle kızartılarak cips gibi yenen, “plantain” ya da “aloko” adıyla anılan meyve idi. Biz yiyemedik ama sonradan çok işimize yaradı. Polis ve asker çevirmelerinde ikram ettiğimizde, hele Türk olduğumuzu öğrendiklerinde, iyi bir diyalog kuruyorduk ve zorluk çıkarmıyorlardı.

Benin’de muz bahçeleri

Gece yarısı konaklayacağımız şehre, Pakarou’ya ulaştık, İnternet’ten belirlediğimiz yol üzerindeki bir otelde konakladık. Sabah namazından sonra yola çıkmayı düşünüyorduk ama otelde kahvaltı yapmak için kahvaltı saatini bekledik. Bu şehirde fazla oyalanmak istemiyorduk. Hedefimiz bir an önce okyanusa ulaşmaktı. Şehirde birkaç doğal park ve müze tabelası görmüş olsak da buralara uğramadan yola devam etmeye karar verdik. Yolun 700 kilometrelik kısmını yaklaşık 16 saatte gelmiştik ve yaklaşık 400 kilometre daha vardı. Hava kararmadan Cotonou’da olmayı umuyorduk. Çok şükür yollar buradan sonra kötü olmadığı için öğlenden sonra Cotonou’ya varmıştık.

Cotonou’ya vardıktan sonra birkaç otel gezip birinde kalmaya karar verdik. Cotonou Okyanus kenarında, büyük, güzel ve kalabalık bir şehir. Ana caddelerinde sadece motosikletler için bölünmüş yollar çok ilginç bir görüntü oluşturuyor. Bu motosikletler ücretli olarak ulaşım hizmeti veriyor ve iki yolcu alabiliyor.

Cotonou- Porto Novo yolunda bir adam motosikletle onlarca canlı tavuğu taşıyor.

Ana caddelerde lüks mağazalar, restoranlar, kafeler ve marketler dikkati çekiyor. Gezdiğimiz otellerden beş yıldızlı olanları da var kalınamayacak derecede kötü olanlar da var. Biz ortalamanın biraz üstünde bir yeri tercih ediyoruz. Gayet güzel bir otel, odalar müstakil ve kapıları ortadaki havuzlu bahçeye bakıyor.

Otele yerleşip biraz dinlendikten sonra akşam dışarı çıktık. Kendi arabamızla değil taksiyle yine internetten tespit ettiğimiz bir kafeye gidiyoruz. Oldukça güzel, birkaç katlı lüks bir kafe. Çok kalabalık olduğundan zor da olsa bir yer bulup oturuyoruz. Çeşit bol; yemekler, pasta, dondurma ve içecekler bakımından oldukça zengin bir menüsü var. Sunum ve lezzet de bir harika. Yorucu bir yolculuktan sonra burası çok hoşumuza gidiyor.

Ertesi günü Cotonou’ya bir iki saat mesafede olan başkent Porto Novo’ya gideceğimizden geç olmadan otelimize dönüyoruz. Porto Novo tarihî bir yer, internet uygulamasından orada bulunan birkaç müze, tarihî cami ve bir kral sarayı belirliyoruz. Yazıyı daha fazla uzatmama adına Benin ve ülke halkına dair bazı bilgi ve izlenimlerimi aktarayım.

Benin, yaklaşık 12 milyon nüfusa sahip bir ülke. Cotonou, ülkenin en büyük ve kalabalık kenti. Başkent Porto Novo’ya bir iki saat mesafede. Çoğu devlet kurumu Cotonou’da. Aynı zamanda ülkenin ticaret merkezi. İşlek bir limanı var. Ülke nüfusu; kuzey-güney yönünde (Nijer’den güneydeki Cotonou’ya) ve doğuda Nijerya sınırından batıdaki Togo sınırına uzanan iki büyük karayolu kenarında yoğunlaşmış. Doğudaki Niyerya sınırından Togo’ya kadar yaklaşık 180 kilometrelik uluslararası bir karayolu var.

Cotonou’da bir cami

Resmî verilere göre nüfusun %40’ı Hıristiyan, %25’i Müslüman, %24’ü yerel dinlere mensuptur. Ama Cotonou’da bir camide konuştuğumuz bir kişi aslında Müslümanların Hıristiyanlardan fazla olduğunu; yönetimde dini grupların nüfuslarına göre temsil edildiğini ve Hıristiyanların ellerinde bulundurdukları temsil üstünlüğünü kaybetmemek için Müslümanların nüfusunu az gösterdiğini söylemişti.

1960 yılına kadar Fransız sömürgesi olarak kalan Benin’de resmî dil Fransızca. Bunun yanında birçok yerel dil mevcut. Ülkenin yarısına yakınının anadili Fon dili. Cotonou’daki insanların tipik Afrika insanına özgü samimiliği benzese de fiziksel olarak Nijerlilerden daha ufak tefek olduklarını fark ediyorum. Hep güler yüzlüler; somurtkan, sinirli yüz ifadesi Afrika’da çok az rastlayacağınız bir durumdur. Ama ben nedense tebessüm eden suretlerine baktıkça sömürgeciler tarafından geçmişte yaşatılan acıların izlerini ve bugün mahkûm edildikleri yoksulluk ve sefalete derinden duyulan hüzün ve isyanın izlerini görüyorum. Bilmiyorum belki yanılıyorumdur ama bu duygu beni Afrika insanına yakın hissettiren bir şey. Afrika’dan ayrılalı bir seneyi geçti fakat hâlâ memleketimi özler gibi özlüyorum. Türkiye’de yolda bir Afrikalı görsem bir akrabamı, bir hemşehrimi görmüş gibi içimi bir sevinç kaplıyor…

Çok Okunanlar