Bizimle İletişime Geçin

Kavram

Edebî Bir Kavram Olarak İltifat

EKLENDİ

:

Sitemizin edebiyata da taalluk eden bir yönü olması hasebiyle inşallah bu yazımda “iltifat” sanatına kısmen değinip, konuyla ilgili bir iki ayet-i kerimeye yer vermek istiyorum.
Öncelikle, “iltifat” sanatını Hatîb el-Kazvini gibi belagat ustaları “Ma’ânî” ilminin konuları arasında incelerken, Şerefüddin et-Tîbî gibiler “Bedî” ilmi kapsamında ele almıştır.

Bu sanatın bir özelliği de bizim Türk Edebiyatında oldukça nadir işlenmesine mukabil Arap edebiyatında pek meşhur ve müsta’mel olmasıdır. Nitekim edebiyat fakültesinden bazı öğrencilere bu sanatı tanıtıp ayet örnekleri sunduğumda hayrete düşmüş ve “neden bizde bunlar okutulmuyor?” diye yakınmışlardı. Onlara edebî bir terim olarak iltifatı sorduğumda, şu bilinen anlamda “kişinin, karşısındakine ilgi alaka gösterip yakinen ilgilenmesi” olarak anlamışlardı. Hatta “Bakın çocuklar, siz bu ilme tahsis edilmiş bir fakültede eğitim görüyor olmanıza rağmen bu sanattan haberiniz yok; oysa biz bunun sayısız örneklerini medresede okumuştuk; üstelik size oranla daha küçük yaşlarda.” diye latife de yapmış ve gülüşmüştük.

“İltifat” lügat olarak “dönmek” anlamına gelip, “ifti’âl” kalıbının bu formu sülasi (üçlü asıl kök) kullanımı olarak, Firavun ve avenesinin Hz. Musa (a.s.)’ya karşı çıkmalarını dillendiren:
قالوا أجئتنا لتلفتنا عما وجدنا عليه آبآءنا…
“Dediler ki: “Sen bizi atalarımızdan kalan o kadim yoldan döndürmek için mi geldin bize!?” (Yunus, 78) ayetinde geçmektedir.

Edebiyat terimi olaraksa “iltifat”, üç şahıs kipinin (birinci tekil ve çoğul, ikinci tekil ve çoğul, üçüncü tekil ve çoğul şahıs kipinin) birinden diğerine karşılıklı olarak dönüş yapılmasıdır; yani “ben-biz; “sen-siz” ve “o-onlar”dan oluşan şahıs kiplerinden herhangi birisiyle konuşurken, rijit bir şekilde üslubu değiştirip başka bir kipe geçiş yaparak aynı konuşma ortamının sürdürülmesidir. Bu sanata dair nefis Arapça şiirler vardır. Emsaline kıyasla daha kısa olduğu için bir tanesini takdim etmekle yetineceğim:
طحا بك قلب فى الحسان طروب
بعيد الشباب عصر حان مشيب
يكلفنى ليلى وقد شط وليها
وعادت عواد بيننا وخطوب

(Yahu! Hesna kadınlara müptela, şen şatır bir gönül SENİ şuna buna meylettirip gezdiriyor. (Bunu da) gençliğin hemen ardından bastıran bir yaşlılık çağında yaptı.
O gönül gelmiş de BANA Leyla’nın visalini teklif ediyor; oysa ona ulaşmak artık bana çok uzak.. Aramıza dehrin aşılması zor engelleri girmiş bulunuyor..)

Fuhûl-i Şuaradan Alkame b. Abede (el-Fahl)’in bu şiirinde “sen” ikinci tekil şahıs kipinden “bana” birinci tekil şahıs kipine; yani hitaptan tekellüme bir iltifat gerçekleşmiştir. Aslında şiirde konuşan tek bir şahısken, iki kişi konuşuyor gibidir. Zaten iltifat sanatının esprisi de kipler arası dönüş yaparak kulağı tazelemek, üsluba canlılık ve heyecan katmaktır.

Kur’an’da biri şahıslar arası, diğeri zamanlar arası olmak üzere iki tür iltifat sanatı yer almaktadır. Her ikisine dair pek çok örnek bulunmakla beraber,  sadece birer ayet örneğiyle yetinelim derim:

A- Şahıs Merkezli İltifat:
هو الذى يسيركم فى البر و البحر؛ حتى اذا كنتم فى الفلك وجرين بهم بريح طيبة وفرحوا بها جآءتها ريح عاصف وجآءهم الموج من كل مكان وظنوا أنهم احيط بهم دعوا الله مخلصين له الدين…

“O, sizi karada ve denizde gezdirip dolaştıran Allah’tır. Nihayet sizler gemilerde bulunduğunuz ve gemiler de onlarla beraber hoş bir meltemle süzülüp yol aldığı ve yolcuların bu esintiyle tam keyiflendikleri sırada o gemilere şiddetli bir fırtına gelip çatar ve her taraftan kendilerine dalgalar hücum etmeye başlar. Şimdi bunlar bütünüyle kuşatılıp artık tükendiklerini sanınca, ihlaslı bir şekilde; dini sırf Allah için yaşayarak O’na şöyle yakarırlar: “Eğer bizi buradan kurtarırsan vallahi de billahi de şükredenlerden olacağız!” Gelin görün ki, Allah onları kurtarınca, kurtulur kurtulmaz gene yeryüzünde taşkınlık yapmaya başlarlar.” (Yunus, 22-23)

Birinci ayette كنتم (siz) kipinden بهم (onlar) kipine rijit bir iltifat; bir dönüş vakidir. Peygamberler de dâhil olmak üzere hiçbir beşerin konuşma stiline uymayan; bütünüyle ilahî orijini yansıtan özgünlüğü ile tüm beşerî kelâmları altüst eden bu bediî konuşma ortamında buram buram  aşinalık rayihası neşreden “siz” ortamından ani bir dönüş yapılarak, yabancılığın tasviri olan “onlar” kipine geçiş yapılmasının derin esprisine gelince; ilk başta gemiye binenler arasında hem müminler hem de inkârcılar iç içe bulundukları için Cenabı Lemyezel müminlerin hatırını aziz tutarak “siz” diye hitapta bulunmuştur. Yolculuğun start almaya hazırlık safhası olan, geminin henüz limandan ayrılmadığı bu safhada bütün yolcular görünürde eşit ve nötr konumdadır. Nihayet yolculuk tatlı bir meltemle start alır.. Yolcular denizin büyüleyen o efsunkâr manzarasını seyre dalmış vaziyette ferih u fahûr, çakırkeyf olarak yol almaktadırlar.. Nihayet denizin ortasında şiddetli bir lodos başlayınca inkârcı kesim “Allah! Allah!” nidalarıyla gayet halisane biçimde yalvarmaya başlarlar: “Allah’ım, söz veriyorum; beni bu girdâbe-yi belâdan kurtarırsan vallahi sana hep şükreden, hiç isyan etmeyen bir kul olacağım!..” Fakat  salimen kıyıya vardıklarında gene eski serkeşliklerine geri döneceklerdir.

İşte müminlerin gemide de gemi dışında da hiç değişmeyen o istikrarlı tevhit inancına mukabil inkârcı kesimin değişken, ikiyüzlü yaşantısını yansıtmak için “siz” kipinden “onlar” kipine dönüş yapılmış ve onlar muhatap alınmaya lâyık görülmemişlerdir. Yani onlar (misal olarak) Kadıköy’den sağ salim yolculuğa başlayıp, boğazın ortalarında lodosa maruz kalmanın saikiyle Allah’a yalvarmanın hemen ardından Karaköy’e ulaşır ulaşmaz gene “eski hamam eski tas” yaşantısına dönüş yapıp Allah’tan yüz çevirdikleri gibi Allah da “siz”den “onlar”a dönüş yaparak onlardan yüz çevirmiştir.

Bu iltifat sanatının bir diğer inceliği de, gününü gün etmekten öte amacı olmayan bu inkârcı ehl-i dünyanın ikiyüzlü münafık yaşamlarının garipsenip yadırganması ve bu tuhaf hallerinin tuhaf bir kip değişimi eşliğinde âleme ilan ve rüsvâ edilmesidir.

B- Zaman Merkezli İltifat:

Gene burada da pek çok ayet örneği mevcut olup, birisini sunmakla yetinelim:
حنفآء لله غير مشركين به؛ ومن يشرك بالله فكأنما خر من السمآء فتخطفه الطير او تهوى به الريح في مكان سحيق.

“Allah için, O’nu birleyen, O’na eş koşmayan muvahhit kullar olun. Kim Allah’a eş koşarsa, sanki o kimse gökten düşmüş de kuşlar derhal onu kapıp didikliyor veya rüzgâr onu bir uçuruma sürüklüyor gibidir” (Hac, 31)

Tam bir onomatopik (yankılı) üslup yansıtan bu ayette paldır küldür, dengesiz ve felâketli bir düşme sesi yansıtan خر mazi fiilinden, kuşun gaga darbelerini taklit eden تخطف muzari fiiline iltifat vakidir. Böyle bir iltifatta mazi fiil olayın bir kez gerçekleştiğini, muzari fiil ise olayın devam etmekte olduğunu resmeder.

Şimdi iltifatı irdeleyelim: Gökten düşme olayı yerçekimi eşliğinde tek kerelik vuku bulmuşken, kuşların didiklemesi ve rüzgârın sürüklemesi olayı devam etmektedir. İşte tıpkı bunun gibi, Allah’a şirk koşan kimse de yaşadığı sürece devamlı iç dünyası huzursuz vaziyette, allak bullak, bölük pörçük, düzensiz ve hırpani bir hayat sürmeye mahkûm kimsedir.

Huzursuzluk ve mutsuzluk onun yakasını asla bırakmayacak demektir.

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar