Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Fârâbî’nin Vizyonu

Fârâbî’nin vizyonu bütüncül ve entegrasyonel bir vizyondur. Onun vizyonu felsefî ve bilimsel mirası dışlamayan, ondan yararlanmayı bilen, sentezci, birtakım ilavelerle birlikte yeni eleştiriler getirebilen, kültür ve medeniyetini küçük görmeyen, onu koruyan bir vizyondur. Fârâbî, tek bir disipline hapsolmayan, disiplinler arası kopuşun yanlışlığını ve beraberinde getirdiği tek yönlü bakış açısının doğuracağı sorunları haber veren bir filozoftur. Çünkü ona göre felsefe bütün alt disiplinleriyle birlikte bütün ilimlerin üst ismi olup varlığı çeşitli açılardan inceleyerek hakikati aramaktır.

EKLENDİ

:

Yazar: Prof. Dr. Ömer Bozkurt

Asıl gayesi hakikat arayışı olan felsefe sürekli yeni sorunlar, yeni yollar ve yeni çözümler peşinde koşar. Geçmişte söylenenleri ve söylenceleri kendi sorunları için bir “ip-ucu” olarak görüp bunların ucundan tutarak karmaşık sorun yumaklarını çözmeye girişen kişiler ise tarihte filozof olarak nitelendirilmiştir. Geçmişi kendi çağına taşıyabilmek, çağını yeniden okumak, bu okuyuşta yeni sorunlar keşfetmek, bu sorunlar için yeni fikirler/çözümler üretmek ve bunları test etmek düşünce eyleminin zirvesidir.

Genelde düşünce tarihine, özelde ise İslam düşünce dünyasına baktığımızda problemlerin büyük oranda benzer olduğunu fakat bunlara yönelik çözümlerin farklılık arz ettiğini görürüz. Zira kadim düşünce mirasına yönelik tutum; bilim, felsefe, din ilişkileri; dil, metafizik, Tanrı tasavvuru, psikoloji ve bilgi anlayışı; ahlak ve etik sorunlar; siyaset ve devlet gibi konular geçmişte olduğu gibi günümüzde de ehemmiyetini sürdürmektedir. Fakat bu konularda ileri sürülmüş çözüm önerileriyle yetinmek yeterli olmadığı gibi yeni çözüm önerilerine de ihtiyaç duyulmaktadır. Bazı düşünürlerimiz, filozoflarımız veya âlimlerimiz bu ihtiyacı geçmişte karşılamaya çalışmış; ancak doğal olarak sundukları çözümler kendi döneminin bağlamını taşımıştır. Şu var ki; onların çözümlerinde, bakış açıları, metotlar, yaklaşım tarzları gibi vizyonel unsurlar saklıdır. Bu vizyonun ıskalanmaması gerekir; çünkü çözümler tarihsel olabilir, fakat vizyonlar, bakış açıları, metotlar vs. tarihi aşar.

Bu kertede İslam düşünce tarihinin birçok açıdan ilklerini kendinde barındıran Fârâbî çağlar ötesi bir vizyona sahiptir ve eserleriyle karşımızda okunmak, anlaşılmak ve elbette aşılmak için durmaktadır. Fârâbî, bilimler arası entegrasyon, bilimler tasnifi, dil ve kavram üretme çabası, Tanrı tasavvuru ve kozmoloji anlayışı, bilgi teorisi, ahlak ve siyaset gibi konulardaki fikirleriyle düşünce tarihine orijinal katkılarda bulunmuştur. Onun bu alanlardaki vizyonu ise günümüz İslam düşüncesine teorik ve pratik boyutuyla büyük ilerlemeler katma potansiyeline sahiptir.

Bugünkü Kırgızistan, Tacikistan ve Özbekistan’a oldukça yakın fakat Kazakistan sınırları içerisinde bulunan Farab/Otrar bölgesinde doğan Ebû Nasr Muhammed bin Muhammed bin Tarhan bin Uzluğ el-Fârâbî et-Türkî ya da Batı’da bilinen adıyla Alpharabius (MS. 870-950) matematik, astronomi, müzik, fizik, biyoloji, psikoloji, tıp, firaset, mizaç, simya ve astroloji gibi birçok bilimle uğraşmış büyük bir filozoftur. İlimler sınıflandırması da yapan Fârâbî; hareket, kuvvet, ağırlık, zaman, miktar, boşluk, uzam, nicelik, sınırsız, sonlu, ışık, ses, ısı, hava katmanı olayları, gök nesneleri gibi fizik ve doğa konularını, ya tek başına ya da Aristoteles’in (ö. MÖ. 322) eserlerini açıklayarak ele almıştır. Astronomide Batlamyus’un (ö. MS. 168), matematik ve geometride Öklid’in (ö. MÖ. 275) görüşlerini açmış, tıpta Hipokrat (ö. MÖ. 370) ve Galen (ö. MS. 201), psikolojide Aristoteles üzerine çalışmıştır. Müzikte, giriş kitapları yanında, uzmanlık gerektiren konuları ayrıntılandırmıştır. Felsefede, felsefe kavramı, tanımı, ortaya çıkışı, gerekliliği, filozofların adları gibi giriş niteliğindeki eserlerin yanı sıra zat, töz, mahiyet, hüviyet, tabiat, bir, birlik, atom, kuvvet, sonlu, sonsuz, maddeden ayrı tözler gibi özel konularda da yazmıştır. Felsefenin bilgi, varlık ve değer gibi üç temel alanında monografiler, özetler, Aristoteles’le ilgili küçük, orta ya da büyük boyda telhisler (özetler) ve tefsirler yapmıştır. Bilgi teorisi ve mantık, bilgi psikolojisi dallarında, her konuyu ya parça parça ya da bütün olarak ayrıntılı monografiler halinde irdelemiştir. Organon’un yedisi Aristoteles’in, biri de Porphyrios’un (ö. MS. 305) olan sekiz mantık kitabını giriş, ilave, küçük, orta ve büyük boyda telhis ve tefsirlerle işlemiştir. Varlık ve değer alanlarında ise, örgülü ve temelli ana yapıtlar vermiştir. Ayrıca, Aristoteles ve Platon’un (ö. MÖ. 347) görüşlerini ve yapıtlarını tanıtmış, görüşlerini uzlaştırma girişiminde bulunmuş, Afrodisiaslı İskender (ö. MS. 200), Yuhanna Filoponos (ö. MS. 570), İbn Ravendi (ö. MS. 910) ve Zekeriyya er-Râzî (ö. MS. 925) gibi düşünürlerin düşüncelerini tartışmıştır.

Fârâbî, tüm yazdıklarıyla doğrudan ya da dolaylı olarak İbn Sina (ö. MS. 1037), İbn Tufeyl (ö. MS. 1186), İbn Bacce (ö. MS. 1138), İbn Rüşd (ö. MS. 1198) gibi Müslüman; Yahya İbn Adî (ö. MS. 974), Albertus Magnus (ö. MS. 1280), Roger Bacon (ö. MS. 1294), Gundissalinus (ö. MS. 1181), Aquinalı Thomas (ö. MS. 1274) gibi Hıristiyan; İbn Meymun (ö. MS. 1204) gibi Yahudi olan farklı dinlerden birçok filozofa etkide bulunmuştur. Batı dünyası için Aristoteles ne ifade ediyorsa İslam dünyası için de Fârâbî onu ifade eder. Aristoteles muallim-i evvel iken Fârâbî de muallim-i sânidir.

Fârâbî’nin vizyonu bütüncül ve entegrasyonel bir vizyondur. Onun vizyonu felsefî ve bilimsel mirası dışlamayan, ondan yararlanmayı bilen, sentezci, birtakım ilavelerle birlikte yeni eleştiriler getirebilen, kültür ve medeniyetini küçük görmeyen, onu koruyan bir vizyondur.

Fârâbî, tek bir disipline hapsolmayan, disiplinler arası kopuşun yanlışlığını ve beraberinde getirdiği tek yönlü bakış açısının doğuracağı sorunları haber veren bir filozoftur. Çünkü ona göre felsefe bütün alt disiplinleriyle birlikte bütün ilimlerin üst ismi olup varlığı çeşitli açılardan inceleyerek hakikati aramaktır.

Fârâbî’nin felsefesinde sosyo-politik, entelektüel ve dinî hayat bir bütündür. Bundan olsa gerektir ki, Fârâbî’nin bilim ve bilgi anlayışında dinî-din dışı, İslamî-gayri İslamî ayırımlar temel ölçüt değildir. Çünkü o hakikati esas alarak bu iki alanın birliktelik ve uzlaşımını kabul etmektedir. Fârâbî, din ve bilim veya felsefe arasındaki uzlaşmacı tavrını ahlaktan siyasete kadar birçok alana uygulamıştır. Onun siyaset felsefesinde hem din hem de felsefe aşkın değer koyucu kaynaklar olarak var olabilmiştir.

Dil konusunda bu sentezci bakıştan kısmen uzaklaşmaya çalışan Fârâbî, kullanılan dili güçlendirme ve başka dillerden alınan kavramlar yerine, kullanılan dilde bunlara karşılık gelen yeni kavramlar türetme noktasında ısrarlı tavsiyelerde bulunmuş, bunu uygulamış ve bu noktada yerelliğe dikkat çekmiştir. Ancak burada, mantık ilmini bir araç olarak kullanan Fârâbî, Yunanca mantık terimlerinin Arapçadaki karşılıklarını bulup Arapça kelimelerin ve edatların mantık ilmine göre sınıflamasını yapmış, bu yolla Antik Yunan felsefesinin anlam dünyasına nüfuz etmeye çalışmıştır. Fârâbî’nin, dil konusundaki sentezciliğini belki de bu noktada, anlamı belirleme noktasında, sınırlamak mümkün olabilir.

Günümüz İslam dünyasının zaman üstü bir sorunu olan Tanrı tasavvuru meselesi, Tanrı’nın rolünün insanın rolünü belirlediği, inanmış birinin kaderci, özgürlükçü, tembel, çalışkan, merhametli, gaddar, akılcı, hurafeci vs. olmasının büyük oranda Tanrı’ya biçilen rol ile ilgili olduğu düşünüldüğünde Tanrı tasavvurunun yeniden değerlendirilmesinde Fârâbî’nin görüşlerinden ve bakış açısından yararlanmak gerekir. Tanrı tasavvurunun evren anlayışımızla da ilgili olduğu unutulmamalıdır. Evren üzerinde düşünmek, bu konuda meraklı olmak ve yeni teoriler oluşturmak noktasında en azından Fârâbî’nin meraklı bakışından alınacak çok şey vardır.

Fârâbî’de ahlak, hem dünya hem de ahirete yönelik olduğu için çift yönlüdür. Bu nedenle Fârâbî, bu dünyanın mutluluğunu sağlaması bakımından siyaset felsefesine büyük önem vermiştir. Fârâbî’nin siyaset anlayışının temelindeki zengin birikim, günümüz İslam dünyasının siyaset, devlet veya yönetim alanlarındaki problemlerini çözmede kayda değer bir örneklik sağlayabilir.

Ülkemizde Fârâbî’nin hayatı, eserleri ve felsefesiyle ilgili çok sayıda çalışma yapılmıştır. Ancak ulaşılan bu nokta, Türkiye için yine de yeterli değildir. Fârâbî’nin memleketi olan Orta Asya ülkelerinde ise onunla ilgili çalışmaların başlangıç aşamasında olduğu söylenebilir. İslam dünyasında Harezmî, Ferganî (ö. MS. 865), Bîrûnî (ö. MS. 1048), İbn Sina, Uluğ Bey (ö. MS. 1449) gibi felsefe ve bilimle ilgilenen düşünürlerin yanı sıra Mukatil b. Süleyman (ö. MS. 767 veya 774), İbrahim b. Ethem (ö. MS. 779), Yakub el-Kerhî (ö. MS. 779), Şakik el-Belhî (ö. MS. 809), Hatem el-Asamm (ö. MS. 857) gibi sûfîlerin ortaya çıktığı bu verimli coğrafyanın yeni filozof ve düşünürlere gebe olduğu unutulmamalıdır. Ancak bu yeni filozof ve düşünürlerin “eskilerin” bakışına ve vizyonuna ihtiyacı da vardır. Bu vizyonlar içerisinde ilk ve en etkili olmakla temayüz eden Fârâbî’nin vizyonu dikkatle takip edilmelidir.

Not: Bu yazı (Ömer Bozkurt, “Günümüze Örnekliği Açısından Fârâbî’nin Vizyonu”, Diyanet İlmi Dergi, c.52, sy. 1, Fârâbî Özel Sayısı, Ocak-Mart 2016, ss.101-124.) adlı makalemizden türetilmiştir.

Çok Okunanlar