Tarihin tozlu sayfaları sadece askeri zaferler ile değil adaletin ne denli keskin bir kılıç olduğunu gösteren muazzam ibret hikayeleri ile de doludur. Gazne Hükümdarı Sultan Mahmud’un adalet tarihine geçen o meşhur hikayesi bugün de kamu yönetiminde liyakat, sadakat, adalet, akrabacılık sarmalında sıkışan modern dünya liderleri için en iyi rol modeldir.
Gazne Hükümdarı Sultan Mahmud’a bir vatandaş gelerek “evime geceleri gizlice bir adam giriyor, biz de uyanıp bağırınca kaçıyor. Evde artık uyuyamaz olduk” diye şikâyette bulunuyor.
Sultan Mahmud da kılıcını kuşanıp bizzat adamın evinde nöbet tutuyor. Ev sahibine ışıkları söndürmelerini, bulundukları yerden asla çıkmamalarını söylüyor. Gece yarısı olunca, beklenen mütecaviz eve giriyor, pusuda bekleyen Sultan Mahmud da bir kılıç darbesiyle adamı yere indiriyor. Sonra ev sahibine seslenerek ışıkları yakmalarını emrediyor. Yerde cansız yatan adamın yüzüne bakar bakmaz da secdeye kapanarak Allah’a şükrediyor. Ev sahibinin şaşkınlıkla “Sultanım bir can aldıktan sonra niçin şükür secdesi yaptınız?” sorusuna verdiği cevap devlet yönetimin temel taşıdır: “Bu ahlaksızlığı, bu zulmü yapabilecek güçte ve cürette olan kişinin benim kendi oğlum olabileceğinden şüpheleniyordum. Eğer ışıklar açık olsaydı, babalık duygum adaletin önüne geçebilir, yüzünü görüp onu cezalandırmaktan çekinebilirdim. Işıkları söndürerek adaletin gözünü bağladım, ışıklar yandığında da onun benim oğlum olmadığını, tanımadığım biri olduğunu görünce Allah’a şükrettim”…
Peki günümüzde makam ve mevki sahipleri etraflarına pis kokuların yayıldığını görünce veya duyunca onlar da Gazneli Mahmud gibi kılıcı kuşanıp karanlığın üzerine gidebiliyorlar mı? Yoksa “bizdendir” diyerek “aman siyasi hareketimiz zarar görmesin” kaygısı ile kafalarını arkaya mı çeviriyorlar?
Modern yönetimlerde en büyük tehlike liderlerin etrafında örülen “etten duvarlar”dır. Danışmanlar ve yardımcılar çoğu zaman liderlere sadece duymak istediklerini söyler, tabandaki feryatları ve yolsuzluk kokularını yukarıya ulaştırmazlar. Bir yönetici için en büyük sınav en yakınındaki isimlerin bir yanlışına şahit olduğunda takınacağı tavırdır.
Görmezden gelmek adaleti öldürür ve sisteme olan güveni ortadan kaybeder. Üzerine gitmek ise koltuğu ve gücü sarsabilir gibi görünse de uzun vadede o lideri tarihin şerefli sayfalarına taşır.
Aslında adaletin gözünün kör olması gerekir. Gazneli Mahmud’un karanlıkta adalet dağıtması “adalet suçlunun unvanına, kimliğine veya soyuna bakmaz” anlayışının tezahürüdür.
Ülkeyi, şehirleri veya kurumları yönetenlerin kulağına gelen usulsüzlük rüşvet veya iltimas kokularının üzerine kararlılıkla gidilmesi o koltuklarda kalıcılığa da yol açar. Ancak, bir lider en yakınındakilerin usulsüzlüğünü gördüğünde “ışıkları söndürüp” o suçu cezalandıramıyorsa ne adaleti sağlayabilir ne de yönettiği toplumun saygısını kazanabilir. Tarih kendi evladından şüphelenip adaleti çiğnememek için karanlıkta kılıç sallayan sultanları da yazar, etrafındaki hırsızlara göz yumup saraylarında yok olanları da.
Halk alın terinin, emeğinin birilerinin lüks hayatlarına meze yapıldığını görürse kahrolur, adalete olan inancını yitirir. Günümüzde liderler, bakanlar, belediye başkanları etraflarını saran, onlara yaltaklanan, birer sadakat abidesi gibi görünenlerden ne kadar emin olabiliyorlar? Kulaklarına gelen pis kokuların, yolsuzlukların, hırsızların üzerine ne kadar gidebiliyorlar? Yoksa ışıkları daha da mı karartıyorlar? Gazneli Mahmud‘un suçluyu cezalandırması amacıyla değil de aksine suçluları gizlemek için!
Günümüzün en büyük dramı işte tam olarak burada başlıyor. Eski zamanların sultanı adaleti ayakta tutmak için kendi oğlunu feda etmeyi göze alırken, bugünün yöneticileri aynı hassasiyeti niçin gösteremiyorlar? “Bizim çocuklardır, siyasi hareketimiz zarar görmesin, düşmanlar sevinmesin” mantığı ile başlarını kuma mı sokuyorlar?
Oysa o himaye edilenler, bağlı oldukları liderin omuzlarına yüklenmiş birer utanç vesikasıdır. Titizlikle ayıklanmaları gerekir. Çünkü liderlik sadece alkış toplamak, meydanlarda nutuk atmaktan ibaret değildir.
Unutmayalım ki tarih, pis kokular içine yaşamaya mahkûm olmuş olanları değil, adaleti ayakta tutmak için en yakınından vazgeçebilen, ışıkları söndürerek kirlilikle yüzleşen kahramanların adlarını ölümsüzleştirir…
