1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Gecenin İlk Hecesi

Gecenin İlk Hecesi
0

“Allah’ım biraz konuşabilir miyim bağışla” diye başlıyordu Ahmet Murat’ın Muhayyer Münacat şiiri. Sonra, bazılarının meczup bazılarının münzevi dediği birine rastladım o mabette. Dua ediyordu, kulak kesildim: “Biraz konuşabilir miyiz Allah’ım? Ama baş başa, sen ve ben. Vaktin var mı demek ne büyük gaflet: Vakit zaten senin Allah’ım” diye yakarıyordu. Sustum, utandım konuşmaktan. Sakladım kelimelerimi usulca…

İhtimaller arası yolculuklardır biraz da bizi yoran. Hangi yalnızlığın içimizde başıboş dolaşacağına karar vermek, en zoru da budur belki de. Ya da Lâ’da kalmak edrî’nin sırrına varamadan. Uyuyabilmek; geceyi çatıp sabaha, üstüne bedenimizi yaymadan. İnce olmak, inceci olmak, ince sevmek… Bütün mesele bundan ibaret her şeyden önce.

Etrafınızda hâlâ; kalbi, bedeninden büyük insanlar varsa bu Rabbinizin sizden henüz vazgeçmediği anlamına gelir. O’nun sizden vazgeçmemesinin sırrını onların gülüşlerinden anlayabilirsiniz. O insanların gözlerinin içine bakın, Raziye makamını da Marzıyye makamını da o gözlerde bulabilirsiniz.  Yağmurun yağmasını, güneşin doğmasını, tohumun çatlamasını bekler gibi onların gözlerinin içinin coşkun anını bekleyin. Beklediğinize değecek inanın…

‘Sana bakarken büyüyor kalbim’ diyen birinin kalbine yetişemez hiçbir dağ, kanadını ıslatmaz yedi deniz. ‘İyi hâlden umudumu bağladım sana’ diyen birinin umudunu boşa çıkarmayın sakın. Dünyadır evet; keşkeleri, oh be’lerinden çok olan yerdir burası. Keşke de yâ leyte de aynı haritanın bilindik yarasıdır. Dünyadır deyin keşke deyin ama keşke sevmeyin. Kapı çalındı, keşke deyin. Tren geldi, keşke deyin. Keşkeye sarılın, keşkeyle uyuyun. Uyuyun ama keşke ile uyanmayın…

‘Sen dünyayı terk edince dünya da beni terk etti’ diyen birini bırakın ardınızda ille de birini bırakacaksanız sizden geriye; vârisiniz, nadiriniz olsun isterseniz. Etkileyenden çok etiketleyen insanlar çoğaldı. Öte yandan etkilenen olmaktan çok etiketlenen olmayı seviyoruz şüphesiz.

“Savaşlar çocukları büyütür… Babalarının mezarları başında ağlayan adamlar görürsen şaşırma, yaşları büyüktür babalarından…” diyordu Murat Yalçın. Hecenin ilk gecesi uzundur gecenin ilk hecesinden diyen, gecenin dik açısından hiç düşmemiş demektir.  En uzun hece gecenin ilk hecesidir.

“Kalbinde ne var bilmiyorum ama ben o kalbini çok seviyorum” dediğiniz biri, size: “Ne kadar da bencilsin, sadece kendini düşünüyorsun” diyorsa mutluluğun resmi için Abidin Dino’ya ihtiyaç yoktur. Aşk aşktan öte bir şeydir ona başka anlamlar yüklemek, taşı taşa taşıtmak gibidir.   

Taze baharlar gibi kalbi hep ıslak olanların da hatırını hatırınızdan çıkarmayın. Onların ki dal uçlarına damlar mütemadiyen, yeni bir yağmurun hazırlık sınıfına erken kayıt yaptıran gözleri. Susan acıdan korkun en çok da. Közde pişen gözden düşene naziredir. Kahve közde güzeldir ama daha çok gözde güzeldir. Bir kurban kadar âşık-ı sadık olamadınızsa rengin de dengin de ehemmiyeti yoktur yârin kitabında.

Yüzünde çıkmayan göçerliğin harcı ile göç edenler, eski bir atlastan sökmüştür sevdiğinin gözlerini. Ödünçtür ve hiçbir yere gitmek isteyenlerin ortak istasyonudur o gözler. ‘Bükülmedim ama çok kırıldım’ diyen birinin gidecek bir yeri yok demektir. Göğsünüze sığınan güvercini geri çevirmeyin, hiçbir yerin yolcusu her yerin misafiri olmaz.

Kabaran egoların yarıklarında, göveren çocuklar gibi çoğalıyor gurbeti ruhumuzun. İlkin alnımız kendine gelseydi yağmurla dinen secdeden önce, öç alırcasına perçemimizden, ‘alnınızı unuttunuz ışıklı salonlarda’ dediğini duyardık seccadelerin. Her kapı mihrap, her ânı secdedir insanın; yeryüzü sınırsız bir mescit olduktan sonra.

Meşeyi budar gibi budadılar aşkı hayatımızdan. Belki çözülürdü kördüğümü sözlerin, anlamak anlatmakla öz kardeş olsaydı. Yalnız bir kez geçeriz bu dünyadan, sevgi yoksunluğudur eksilten insanı. Gölgesiz yaşamak eskitir elbet sureti gizleyen iğreti libasları.

İçimizde saklıdır, en büyük mezarlıklar: Her ölen öldüğünü sanır. Toprak ki ne yutsa kusar, günahtan başka. Bu bahara kar mı dayanır? Bakmadığınız denizin mavisi daha soluktur. Ellerinizle toprağa gömmediğiniz çiçek baharı görür mü bilmem. İçinde ölecek hiçbir şeyi kalmayınca asıl o zaman ölür insan.  

Hüsranınız, şükranınız olsun isterseniz vicdanınız akranınız olsun. Yaranıza saplanan her gülüşü, yarına bırakılan umudun dönüşü sayın. Sevmek soluk almaktır, uykudan uyanmaktır. Sevin yeter ki kavuşmak şart mı? Sevin ama temiz sevin olur mu? Ağlayanları sevin örneğin. Yâr için, ağyar için ağlayanları çok sevin; çünkü onlar güzel severler, bilin istedim.

Tanrım; kimse bize adını bağışlamadı, hayır kurumu değiliz diye. Soldu saklı bahçemizin son gülü; yorulduk yaşamaktan, Yoruldu saçlarımız yağmurda ıslanmaktan. Heybemizde birkaç kırık lokma, yüzümüz yok ama geldik işte kapına. ‘Leylak büklümleri’ne sarsan ellerimizi; dünya kokan kelimelere dolanmadan, dokunmadan yeryüzü arzularına.

 

 

 

Eğitim Yöneticisi/Öğretmen, Trabzon’da doğdu. İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Trabzon’da okudu. Ankara Üniversitesi mezunu, aynı üniversitenin Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Yüksek Lisans eğitimini tamamladı. Ay Vakti, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Sebîlürreşad, Yitiksöz, İnsaniyet, Gergef, Kümbet, Pınarbaşı, Maarifhane, Deveran, Mora Dergisi ve Kara Yılkı gibi çeşitli dergilerde şiirleri ve denemeleri yayımlandı. Eserleri: Kıyıya Vuran / Şiir  (2024) İyi İhtimaller / Deneme (2025)

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir