Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?
Ben Trabzon’un merkeze bağlı köylerinden Yeşilova Köyü’nde doğdum. 1991 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldum. Aynı yıl burada araştırma görevlisi olarak çalışmaya başladım. Yüksek lisansımı da burada yaptım. 1994 yılında Artvin Çoruh Üniversitesi Orman Fakültesi’ne geçtim ve doktora yapmak üzere YÖK tarafından Amerika Birleşik Devletleri’ne gönderildim. 2001 yılında Artvin’e döndüm. Artvin Çoruh Üniversitesi kurucu ekibinde yer aldım, bir dönem dekanlık ve üç dönem rektör yardımcılığı görevinde bulundum. Hâlen burada öğretim üyesi olarak devam ediyorum.
Tabiata ve ormancılığa karşı ilginiz nasıl ve ne zaman başladı? Akademiyle birlikte neler değişti?
Tabiata ilgim çocukluğumuzdaki köy yaşantısı ile başladı. Evimizin kuzey tarafı rüzgârdan korusun diye karayemiş ağaçları ile perdelenmişti. Çok boylanmadığı için yazları bu ağaçların üzerinde oyunlar oynardık. Yakınımızdaki derede yüzer ve elle balık tutardık. Sapanla kuş avlamayı çok sevdiğimden, sabahları erken kalkar üzüm ve incir ağaçlarına gelen sarı kuşları avlamaya çalışırdım. Doğayla hep iç içe oldum ve bunu hep devam ettirmeye çalıştım.
Ağaca, bitkiye ve çiçeğe çocukluğumdan itibaren çok ilgim vardı. Evimizin etrafına muhtelif çiçekler, tarlaların kenarlarına ve arazinin heyelanlı kısımlarına ağaçlar dikerdik. Ayrıca meyve fidanı dikmeyi ve yabani fidanları aşılamayı çok severdim.
Akademiye başlayınca suya toprağa ağaca daha farklı bakmaya başlıyorsun. Artık onları anlaman veya çözmen gereken nesneler olarak görüyorsun. Aralarındaki etkileşimleri merak ediyorsun. İçinden çıktığın toplumun yararına onları nasıl kullanabileceğine yoğunlaşıyorsun.
Ormanların önemi bağlamıyla sormak istiyorum. Orman varlığımız artıyor mu, ormancılığımız ne durumda?
Orman varlığını artıran ender ülkelerden biriyiz. Ülkemiz orman alanı yapılan ağaçlandırma ve iyileştirme çalışmaları ile 20.5 milyon hektardan 22.9 milyon hektara yükselmiştir. Ülkemiz alanının % 29.4’ü ormanlarla kaplıdır. Orman alanlarımızın yaklaşık yarısı verimli olmayan orman niteliği olan bozuk yapıdadır. Yağışın az olduğu bölgelerimizde orman yapısı genellikle bozuk meşelik veya çalılık niteliğindedir.
Genelden özele inersek, yakın tecrübelerinizden de yola çıkaracak Artvin ormancılığına dair neler söylemek istersiniz? Tahribat iddiaları ne kadar gerçek?
Artvin ormancılığı gayet iyi bir çalışma temposu ve vizyon ile güzel işler başarmaktadır. Ülkemizin en uzun ekoturizm rotası Artvin’de Camili ve Şavşat arasında oluşturulmuştur. Yusufeli’nde beş binden fazla ağaç su altında kalmaktan kurtarılmış ve yeni yerleşim alanına nakil edilmiştir. Yol kenarlarında oluşturulan dinlenme alanları ve ağaçlandırma çalışmaları son derece güzel görüntüler sunmaktadır. Ormanlarda yapılan bakım ve böcekle mücadele çalışmaları da artan bir ivme ile devam etmektedir. Özellikle milli park alanlarında da kuruyan böcekli ağaçların çıkarılması çalışmaları çok önemlidir. Bu yapılmaz ise böceğin sağlıklı ormanlara yayılarak pandemi oluşturması kaçınılmaz olacaktır.
Şehirler yeşille aramızı açıyor. Çocukların ve gençlerin tabiata uzaklığı geleceği nasıl etkileyecek? Neler yapmalıyız?
Pandemi süreci bize gerçekte ait olduğumuz yerlerin kırsal alanlar olduğunu çok acı şekilde bir kez daha hatırlattı. İnsan kırsaldan gökdelene olan yolculuğunda yalnızlaştı, topraktan uzaklaştı, ağacı yeşili unuttu maalesef. Bu durum, yeni nesil açısından alarm veren düzeylerde. Tabiattan kopuk, bilgisayar, tablet veya telefon bağımlısı bir gençlik yetişiyor. Ormanı ayının mekânı gören, tarlayı-toprağı çamur olarak algılayan, ottan, böcekten korkan bir gençlik bu. Acil olarak okullarda kamp, izcilik gibi faaliyetleri artırmamız gerekir. Üniversitelerde doğa sporlarına ve faaliyetlere öncelik vermemiz gerekli.
Bulduğunuzda çok sevindiğiniz, ararken sizi zorlayan, ilginç bir hikâyesi olan, dikkat çekmek istediğiniz türler neler?
Bulduğumda en çok heyecanlandığım Artvin Şavşat Yoncalı köyündeki yaklaşık 7 metre çevresi olan dünyanın en yaşlı Armut ağacıydı. Müthişti. Yaklaşık 1100 yaşındaydı. Hala üzerinde armutlar vardı. Onu koruyan vatandaşımızı alnından öpmek istedim.
Artvin Murgul Kokolet Vadisi’ndeki 11.3 metre çevresi ve 3.5 metre çapı olan dünyanın ikinci en büyük çaplı porsuk ağacı da beni çok heyecanlandırdı. Şimdiye dek gördüğüm en büyük çaplı ağaçtı. İçi kovuktu ama kovuk kısmının ortasında başka bir ağaç gövdesi çıkıyordu. Hala ikinci ağacın gizemini tam anlayabilmiş değilim. Fırsat bulduğumda tekrar gidip tepe kısmından inceleme yapmak istiyorum.
Beni heyecanlandıran bir tür de “şeytan mantarı (boletus satanas)” idi. Mantarı şapkasını kırdığınızda mavi renge dönüyordu. Çok şaşırmıştım. Çok ilginçti.
Artvin Murgul Karagöl’de tespit ettiğimiz böcek yiyen, etcil “güneş gülü (drosera rotundifolia)” bitkisi de çok ilginçti. Azotca fakir turba toprağı üzerinde yetişen bitki azot ihtiyacını böceklerden karşılıyordu. Böcekler yapışsın diye yaprakları üzeri yapışkan benzeri sıvı ile kaplanmış ve böcek yakalama aygıtına dönmüştü.
Baraj, santral, yol yapımı, yangınlar nedeniyle doğa çok kolay tahrip ediliyor. Bunu nasıl önleyebiliriz?
Su altında kalan ekolojik ve tarihi değerleri taşıyarak su altında kalmalarına izin vermemeliyiz. Her büyük barajın yanında suya gömülen ekolojik ve kültürel değerlerin sergilendiği müzeleri yapmalıyız muhakkak. Güneş, rüzgâr, biyokütle gibi alternatif enerji kaynaklarına yönelerek tabiata daha az zarar veren yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlık vermeliyiz.
Yangınlar konusunda vatandaşlarımızın bilinçlendirilmesi çok önemli. Çünkü yangınların yaklaşık %90’ı insan kaynaklı. Çok yangın görülen yerlerde tür değişikliğine gidip yangına dayanıklı türlere öncelik vermemiz yerinde olur. Yangınla mücadele konusunda Ülkemiz Akdeniz kuşağında en iyi olan ülkelerden biri.
Bunca yıllık emeğinize, tabiatla muhabbetinize baktığınızda tabiat size ne öğretti?
Ben tabiata iç huzurumu yeniden şarj ettiğim mekân olarak bakıyorum. 3000 metre rakımda kamp kurup, gece milyonlarca yıldızın gökyüzünde sevgi yumağı gibi dizilerek oluşturduğu muhteşem görüntüyü izlemenin zevkini kelimelerle anlatmak mümkün değil. Karçal Dağları eteklerinde kamp kurup, vadiyi kaplayan sis bulutu üzerinden güneşin batışını izlemenin zevkini başka nerde bulabilirsiniz. Tabiat bana şartlar ne olursa olsun hayata tutunmayı ve mücadele azmini, kanaatkâr olmayı, farklı olana saygıyı, uyumu ve ahengi öğretti. Bana dertlerimi unutturdu, huzur ve mutluluk verdi. Hayatta iki şeye dokunduğunuzda sizi mutlu eder: bunlardan biri toprak, diğeri ise insanların hayatıdır.
Sosyal medyada paylaştığınız fotoğraf, video ve bilgiler epey ilgi görmeye devam ediyor. Youtube videolarınız da binlerce izleniyor. Paylaşımlarınızın hedefi nedir?
Ülkemiz esasında dünya ekosistemlerinin küçük bir maketidir. Bir tarafında çöle yaklaşan iklimler, diğer tarafında Kaçkar buzulları olan ekosistem çeşitliliği ve biyoçeşitliliği çok zengin bir ülkedir. Ancak gerek ekonomik yetersizlik ve gerekse de okuma alışkanlığımızın düşük olmasından vatandaşımız bundan çok haberdar değil. Ülkemizin ekolojik, kültürel ve tarihi değerleri altın değerinde gerçekten. Ben tam da bu noktada bir eksiklik olduğunu ve doğada gördüklerimi insanımıza ulaştırmamız gerektiğini düşünerek yola çıktım. Mesleğimiz gereği zaten doğadaydık ama bu güzelliklerden haberdar olmayan büyük bir kitle vardı ve ben o boşluğu doldurmayı bir nebze olsun hedefledim.
