Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Gönül Almak

Gönül yapmak bazen bir yaşlıya hürmettir, bazen bir engellinin elinden tutmaktır, bazen bir yoksulu doyurmaktır, bazen bir  muhacire ensar olmaktır, bazen yetim bir çocuğun başını okşamaktır, bazen eşimize bir çiçek vermektir, bazen anne ve babamızın elini öpmektir, bazen çocuklarımızı sevindirmektir, bazen bir kardeşimize tebessümdür, bazen bir fakire sadakadır, bazen dargınları barıştırmaktır, bazen hatamızı anlayıp özür dilemektir…

EKLENDİ

:

Gönül Çalab’ın tahtı

Çalap gönüle baktı

İki cihan bedbahtı

Kim gönül yıkar ise

               Yunus Emre

Hayat salt ben merkezli bir yaşam döngüsü değildir.

Toplumsal mevki, makam veya statü de değildir.

Etnik, siyasi, mezhebi veya diğer mensubiyetlerimiz hiç değildir…

Hayat kimi mutlu ettiğimiz veya kimi incittiğimizdir.

İyilikleri çoğaltarak gönüller arası ne kadar dostluk köprüleri kurduğumuzdur.

Kalbi yaralı insanların yüreklerine dokunarak ne kadar gönüller yaptığımızdır…

İnsan gönül yapmanın hem öznesi, hem de muhatabıdır.

Gönül yapmak bazen bir yaşlıya hürmettir, bazen bir engellinin elinden tutmaktır, bazen bir yoksulu doyurmaktır, bazen bir  muhacire ensar olmaktır, bazen yetim bir çocuğun başını okşamaktır, bazen eşimize bir çiçek vermektir, bazen anne ve babamızın elini öpmektir, bazen çocuklarımızı sevindirmektir, bazen bir kardeşimize tebessümdür, bazen bir fakire sadakadır, bazen dargınları barıştırmaktır, bazen hatamızı anlayıp özür dilemektir…

Kısacası insanların yüreklerine dokunarak gönülleri huzura kavuşturmak ve gönülden gönüle köprüler kurarak aradaki mesafeleri kaldırmaktır. Ya iyilik yaparak gönül alırız ya da gönül alarak iyilik yaparız. Hz. Peygamber Efendimiz iyiliği şöyle tarif eder: “İyilik, gönlünü huzura kavuşturan ve içine sinen şeydir; kötülük ise insanlar sana fetva verseler bile, gönlünü huzursuz eden ve içinde kuşku bırakan şeydir. (1)

Tarihteki acı olaylardan ibret alınmasına adeta direnerek günümüzde hala dünyanın bir çok yerinde açlık ve sefaletin yanısıra savaşlar, zulümler ve ölümler devam etmektedir. İyiliğin yerini kötülük, empatinin yerini antipati, merhametin yerini vicdansızlık, duyarlılığın yerini taşlaşmış yürekler almıştır. Âdeta insanlığın ifsat, iflas ve çöküşünü seyrediyor gibiyiz. Bütün bu olumsuzlukların panzehiri gönül seferberliğidir. Çaresizlik içinde kıvranan insanlığı bu girdaptan çıkaracak olan yegane kuvve ilahi kaynaklı birr, maruf, hayr, ihsan, hasenat ve salihat hareketidir. İnsanoğlu, insaniyet namına yeryüzünü imar, inşa ve ihya etmekle mükelleftir.

Hz. Peygamber büyük bir ordu ile Mekke’yi fethettiğinde kendisine daha önce her türlü kötülüğü reva görenleri affetmiştir. Adeta şehirle birlikte şehirde yaşayanların gönüllerini de fethederek İslam medeniyetinin, gönül kazanma, merhamet ve iyilik temellerini atmıştır. O’nun hedefinde cehenneme insan göndermek değil, cennete insan kazandırmak vardır. O kötülüğe asla kötülük ile karşılık vermemiştir. “Seninle ilgisini kesenden sen ilgini kesme. Sana vermeyene sen ver. Sana kötülük edeni sen bağışla” buyurarak tüm zamanların en iyi ve gönül insanı prototipini örnek olarak bize göstermiştir. (2) Bu asil davranış anadolu kültüründe “iyiliğe iyilik her kişinin kârı, kötülüğe iyilik er kişinin kârıdır.” şeklinde formüle edilmiştir.

Hz. İsa Galile denizinin yanında gezerken balıkçı kardeşler Petrus ile Andreas’a “Ardımca gelin; sizi insan avcıları yapacağım” derken balık avlamayı değil insanların gönüllerinin fethedilmesinin daha önemli olduğunu salık vermiştir. (3)

Hz. Ali’ye yedi kez, ‘Sana kötülük yapana sen ne yaparsın?’ sorusuna her defasında iyilik yapacağını ve “Kötülük yapan kötülüğünden usanmıyorsa, ben iyilik yapmaktan niye usanayım ki” demesi sıradan bir insanın davranışı değil sıradışılığının göstergesidir. (4)

Şeyh Sadi Şirazî anlatıyor:

“Bazı büyüklerle bir gemiye binmiştim. Bindiğimiz geminin arkasında bir kayık battı ve iki kardeş bir girdaba düştü. Birlikte bulunduğum büyüklerden biri gemiciye:

-Bu iki kardeşi kurtar, sana yüz dinar vereyim, dedi.

Gemici yalnız birisini kurtarabildi, öteki boğulup öldü. Ben bu durumu görünce:

-Demek ömrü bu kadarmış, eceli gelmiş ki onu kurtarmakta geciktin, dedim.

Gemici güldü ve şöyle dedi:

-Dediğin doğrudur fakat ben ilk önce bunu kurtarmak istedim. Çünkü bir vakitler çölde kalmıştım, o beni deveye bindirdi. Diğeri ise bana kamçıyla vurmuştu.

Sonra ben dedim ki:

-Cenab-ı Hak ne kadar doğru buyuruyor: “İyilik eden kendisine iyilik etmiş olur. Kötülük eden de kendisine kötülük yapmış olur.” (5)

“İyilik et denize at, balık bilmezse Halik bilir” atasözümüz tam da bunu ifade ediyor.

Vaktiyle Dervişin biri suya düşen akrebi kurtarmak ister. Elini uzatınca akrep sokar. Derviş tekrar dener, akrep yine sokar.

Bunu görenler dayanamaz ve Derviş’e sorar:

“İyilik yapmak istemene rağmen sana zarar veren akrebe halen ne diye yardım edersin?”

Derviş’in cevabı ise manidardır:

“Akrebin fıtratında sokmak var. Benim fıtratımda ise yaratılanı sevmek ve merhamet etmek; o fıtratının gereğini yapıyor diye ben niye fıtratımı değiştireyim?”

İyilik ve gönül eri olmak şiarımızdır. Umutların tükendiği anda Hızırız. Kalpsiz, vicdansız, duygusuz ve merhametsiz olan dünyanın kalbiyiz. İnsanlığın aktif vicdanı olarak dünyada her şey kötü olsa da yeise kapılmayız. Yeryüzüne Firavunlar doluşsa da ana rahmine düşen bir Musa’nın olduğunun farkındayız. Yeryüzünde Nemrutlar çoğalsa da bir İbrahim’in geleceğini biliriz. Yeryüzüne Ebu Cehiller, Ebu Lehebler yayılsa da Muhammedi bir neslin varlığına inanırız.

Son söz olarak insanlar ikiye ayrılır: Gönül yapanlar ve gönül yıkanlar. Ne mutlu iyilik yaparak gönül alanlara ve gönül inşa edenlere! Her şey gönlünüzce olsun.

  1. Hadislerle İslam, C.5 S.449
  2. Ahmed b.Hanbel, Müsned
  3. TDV İslam Ansiklopedisi, Havari
  4. Mahmut Sami Ramazanoğlu, Hz Ali
  5. Fussilet/46

Çok Okunanlar