1. Anasayfa
  2. Genel

Günlüğümdeki Ata Yurdumuz Kazakistan

Günlüğümdeki Ata Yurdumuz Kazakistan
0

2017 Mayıs ayıydı. Baharın yerini yaza terk etmeye başladığı, güneşin efelendiği günlerde Türkiye Diyanet Vakfı Eğitim Müdürü Veysi Kaya ile beraber İstanbul’dan THY’e bağlı bir şirket olan Atlasjet1 ile Kazakistan’a hareket ettik. TDV adına mülakatlar yaparak Uluslararası İmam Hatip Liselerine öğrenci seçimi yapacağız. Uçağımızın çoğunluğunu valizlerle küçük çaplı ticaret yapan Kazaklar oluşturuyordu. Üç saat sonra Çimkent Havaalanı’na iniş yaptık. İniş saatimiz 01.50 iken saat farkı sebebiyle bir de baktık yerel saat 04.50 olmuş, doğrusu üç saatlik fark aklımızı karıştırdı.

Bizi havaalanında, çok heyecanlı, hareketli, aşklı, şevkli bir Kazak beyefendi karşıladı. Halilullah Maccanov. Arabaya bindiğimizde ise yardımcısı İhlas Beyle tanıştık. Halilullah, ne kadar konuşkansa İhlas da o kadar suskundu. Farklı bir ülkeye ilk defa gidince her şey insanın dikkatini çekiyor. Yollar, binalar, tarihten izler vs. Arka arkaya sorular soruyor, bilgi derlemeye çalışıyorum; Nüfus, özgürlük, dinî hayat ve benzeri konular. Halilullah, Türkiye’ye sık gelir ve her gelişinde Diyanet Vakfı’na uğrar.  Kendisi de Kazakistan İhlas Vakfı’nın başkanı. Şimdi biz onun misafiriyiz. Otelde kalmamıza müsaade etmedi, yöneticisi olduğu Kur’an kursunun misafirhanesinde ağırladı. Şimdiye kadar Türkiye’deki İmam Hatip Liselerine ve İlahiyat Fakültelerine beş yüzden fazla öğrenci göndermiş. Mezun olan öğrenciler tekrar memleketlerine dönüp İslami hizmetlere katkı sağlıyorlar.

Kur’an Kursu’na girişimiz tam bir tören havasında gerçekleşti. Resmi devlet törenlerini aratmadı. Kırk kadar öğrenci gurubu ellerinde çiçeklerle koridor oluşturmuşlar kapıda ilahilerle bizi karşıladılar. Kısa bir dinlenmenin ardından da yerel “dombra” dedikleri milli sazlarının eşliğinde canlı müzikle kahvaltı yaptık.

Kazakistan, Müslüman ülkeler içinde yüzölçümü açısından birinci sırada. Güneydoğusundaki dağlık alanlar dışında büyük kısmı ovalar ve dalgalı platolardan meydana geliyor. Ülkenin güneydoğu kesiminde Tien Şan dağları, doğu kesiminde ise Altay ve Tanrı dağları var. Tanrı Dağları, Kazakistan- Kırgızistan sınırında yer alıyor.

Güncel Kazak nüfus, yirmi milyonu aşmış durumda. Rus işgali sırasında kendi memleketlerinde azınlık iken Rusların ve diğer unsurların memleketlerine dönmeleriyle Kazak nüfus % 70’e çıkmıştır. Kazakların büyük çoğunluğu kırsal alanda yaşamaktadır. Müslüman nüfus da % 70 civarında. Kazak olup az da olsa Müslüman olmayanlar da var. Türkiye’nin üç katı yüzölçümüne sahip ama Türkiye’nin dörtte bir oranında nüfusu var.

Ruslar, Kazakistan’ı tamamen idareleri altına aldıktan sonra burada büyük bir asimilasyon siyaseti uygulamışlar. Halkın ibadet hürriyeti kaldırılmış ve camiler kapatılmış. Müslüman halk ateistlik konferanslarına katılmaya mecbur bırakıldığı gibi “ateistlik” okullara ders olarak konulmuştur. Öte yandan millî kültürü aksettirecek edebî eserler dahi yasaklanmış. O günler geride kalmış, şimdilerde dinî hayat biraz daha özgür gözüküyor. Ne var ki halk, bu özgürlüğü kullanıp kullanmamakta tedirgin. Sanki her an ellerinden alınacakmış gibi bir korku var. Dönemin Cumhurbaşkanı Nur Sultan Nazarbayev (1990-2019) zamanında Rusların yaptığı dini yıkım hareketine son verilmiş. Devletin din adına bir hizmeti yok ama en azından hizmet verenlere bakışı olumsuz değil. Halilullah diyor ki; 1991 yılındaki özgürlük öncesi Lenin’in rozetini taşırdık, onu yaratıcımız sanırdık. Maymundan türediğimize inanırdık. Turgut Özal’la beraber biz Müslüman olduğumuzu anladık.

Kazakistan’da Kazakça ve Rusça olmak üzere iki resmi dil bulunuyor. Yüz otuz civarı etnik grup var. Halkın %70’e yakını günlük hayatta Kazakça konuşuyor. Biraz dikkatli dinleyince ve konuşmanın öncesi ve sonrasıyla irtibatlandırınca anlaşmamız zor olmuyor, Türkçeye çok yakın.

Son yıllarda bilhassa Türkiye Diyanet Vakfı’nın da katkılarıyla Kur’an kursları ve camiler açılmış. “Kazakistan Müslümanları Dini İdaresi” diye resmi bir kurum var ama Türkiye’deki Diyanet İşleri Başkanlığı’na pek benzemiyor. Bu kuruma bağlı üç bin cami, dokuz İmam Hatip Medresesi ve altı Kur’an Kursu var. Ne var ki yeterli bütçesi ve ağırlığı yok. Bu sebeple olsa gerek her İslami yapının lideri kendini diyanet işleri başkanı diye tanıtıyor. Azeri öğrencilerin gönüllerinde Moskova yatarken Kazak ve Kırgız öğrencilerin gönlünde ise İstanbul ve Türkiye var.

Hüdai Vakfı’nın buradaki hizmetlerini aynı sofrada Kazakistan temsilcisinden birinci ağızdan dinledik. Cami ve Kur’an kurslarına eleman yetiştiriyorlar ve onları maddi olarak da destekliyorlarmış. İmamların maaşını normalde cami cemaati karşılıyor. Ortalama elli dolar alıyorlar. Hüdai Vakfı, istekli gençleri Türkiye’ye götürüp eğitim veriyorlar. Duruma göre İmam Hatip Lisesi, İlahiyat Fakültesi veya Kur’an kurslarında eğitim aldırıp tekrar Türk Cumhuriyetlerine gönderiyorlar ve yüz dolar da maaş veriyorlar. Bu şekilde yetiştirilen hanım Kur’an kursu öğretmenleri de varmış. Çoğu kimse bu bilgiyi onaylıyor. Israrla sordum, “bu desteğin karşılığında bir cemaat propagandası yapılıyor mu?” diye. Böyle bir şey yapmamış olmalarına da ayrıca sevindim. Camilerde ezan okunuyor, cemaatle namaz kılınıyor. Vaaz ve sohbetler yapılıyor. Hocaların maaşını cemaat verse de görev yapabilmesi için devletin onayı gerekiyor.

Kazakistan’a kuzeyde Rusya, güneybatısında Hazar Denizi, güneyinde Türkmenistan, Özbekistan ve Kırgızistan komşuluk ediyor. Doğusunda ise Çin ile sınırları var. Hazar Denizi ile Azerbaycan’la da komşu sayılır. Üç büyük şehir ve toplam 14 vilayetten oluşmaktadır. Vilayetlere bağlı 319 şehir yer alıyor. Bu sayı ile birlikte en fazla şehre sahip olan ilk üç ülkeden biridir. İki milyonun üstünde nüfusa sahip olan Almatı ülkenin en büyük ve en kalabalık şehridir. İkinci büyük şehir Astana, üçüncü Çimkent. 1997 yılına kadar başşehir Almatı iken aynı yıl Akmola’ya taşınmış. 1998’de ise Akmola ismi “başşehir” anlamına gelen Astana olarak değiştirilmiştir.

Kazakistan’ın en görkemli yapısı şüphesiz Türkistan şehrindeki Hoca Ahmed Yesevî Türbesi’dir. Çimkent’e 180 km uzaklıkta Türkistan bölgesinde, görmeden gitmek olmaz. Hatta sadece Yesevî’yi ziyaret için gelmiş olsak değer. Zira zât-ı âlîleri, kupkuru çöl ortamında bilge insanlar üretmiş ve dünyanın dört bir tarafına göndermiş. Anadolu’nun ve ecdadın Müslümanlığında “Horasan Erenleri” diye bilinen Yesevi’nin talebelerinin rolü çok büyük. Anadolu’ya savaşmaya değil gönülleri kazanmaya gelmişler ve İslam’ı sevdirmişler. Bugünkü âbidevî Ahmet Yesevi Külliyesi, Timur tarafından yaptırılmıştır. Türbenin önünde Timur’un torunu ve Uluğ Bey’in kızı Râbia Sultan Begüm Türbesi yer alır. Timur, Osmanlı Devletine büyük darbe vurması ve Yıldırım Beyazıt’ı esir alarak ölümüne sebep olması sebebiyle bizde pek sevilmez ama hep de kötü şeyler yapmamış.

Ahmet Yesevi Türbesi kadar görkemli olmasa da ikinci sırada zikredebileceğimiz TDV tarafından Türkistan’da yapılan “Kazakistan Hoca Ahmet Yesevi Camisi” Türkiye’nin Kazak halkına hediyesidir.

Çimkent’te işlerimizi tamamlayıp Air Astana ile eski başşehir Almatı’ya uçuyoruz. Halilullah, bizi bırakmıyor, bizimle beraber geliyor ve mihmandarlığa devam ediyor. Almatı, sadece Kazakistan’ın en büyük şehri değil aynı zamanda modern, temiz ve yeşil bir şehir. Şehrin maddi havası da manevi havası da çok güzel, biri gönlümüzü diğeri yüzümüzü okşuyor. Sokaklarda az da olsa Rus etkisini görmek mümkün. Kurucu devlet başkanı Nur Sultan Nazarbayev2 sevilen bir lider. Hac ve umre yaptığı da söyleniyor. Dindar biliniyor ama dindarlığının ifşa edilmesini istemiyormuş.

Meşhur filozoflar Farabi ve İbn-i Sina bu topraklarda doğmuş büyümüş ve ilk eğitimlerini bu coğrafyada almışlar. Tanrı (Tengri) dağlarının Aladağ kesimine tırmanıyoruz. Çok ferah, yürüdükçe yürümeyi arzuluyoruz.

Öğrenci seçme mülakatlarımızı burada bulunan Yabancı Diller ve Kariyer Üniversitesi’nde yapıyoruz. Buraya gelmeden önce bu üniversitenin bünyesinde İlahiyat Fakültesi olduğunu biliyorduk. Yıllık olarak hatırı sayılır miktarlarda TDV bütçesinden burs desteği veriyormuşuz. Fakültede öğrenim gören öğrencileri görünce ilk şaşkınlığımızı yaşadık; kız öğrenciler, okula plaj kıyafetleriyle gelmişlerdi. Meğer resmi kayıtlarda bahsedildiği gibi İlahiyat Fakültesi yokmuş, buraya gelince öğrendik. Sadece Arapça okuyan öğrenciler vardı. Osmanlı’nın Sivas Valisi Halil Paşa’nın dediği gibi, “gitmediğin yer Sen’in değildir!”. Bu şaşkınlık sonrası fakültede namaz kılmak için mescit aradık bulamadık, yokmuş onun için bulamamışız. Şaşkınlığımız daha da arttı. Bazı erkek öğrencilere sordum, “siz namazı nerede kılıyorsunuz?” diye. Dışarıda bir kafeteryadaki mescidimsi bir mekânda kıldıklarını söylediler.

Rektör Prof. Sabri Hizmetli’ye namaz kılmak istediğimizi söyleyince sağ olsun küçük bir malzeme odasında bize bir seccade lütfetti. O dönem üniversitenin yönetim kurulu başkanı merhum Ali Özek3 (1932-2021) gözüküyordu. Kendisini iyi bilirdik ama sanırım üniversitenin işleyişinden pek haberdar değildi. Buraya maddi destek sağlayan TDV yöneticilerinin de haberlerinin olmadığı aşikâr.

Dikkatimizi celbeden bir hususu arz ederek yazıma son vermek isterim. Kazakistan’da bizim anladığımız usulde ticari taksi kültürü yok. Ticari taksileri fark edebileceğiniz bir boya, işaret ve damga yok. Her arabaya el kaldırabilirsiniz. Durursa taksi muamelesi yapabilir, pazarlık yapabilir ve binebilirsiniz. İlginç olanı ise hanımefendilerin de yol kenarında otomobillere el kaldırıyor olmalarıydı. Durdurup ücret mukabili istedikleri yere gidiyorlar. Öyle alışılmış ki kimsenin aklına olumsuz bir şey gelmiyor. Ülkemizde iffetli bir hanım rastgele gelip-geçen araçlara el kaldırmaz. El kaldıran kadınlar da farklı algılanır. Kazak toplumunda böylesi bir güven tesis edilmiş olması çok güzel. Hatta söylemek istemiyorum ama Rus işgali sırasında güven daha fazlaymış, ülke özgürleştikçe maalesef güven kaybolmuş.

Hem tam özgür olunan ve hem de güvenin hâkim olduğu bir ülke olması için dua ediyoruz. Aslında sadece Kazakistan’ın değil bu duaya içinde Türkiye’nin de bulunduğu tüm Türk Cumhuriyetlerinin ve “İslam Ülkesi” diye bilinen ülkelerin de ihtiyacı var. Vesselam.

 

Dipnot:

  1. Atlasjet, 2020’de iflasını bildirip piyasadan çekildi.
  2. Nazarbayev 2019’da kendi isteğiyle başkanlığı bıraktı, şimdi onursal başkan.
  3. Dr. Ali Özek; hâfız, 1955 El-Ezher Üniversitesi mezunu ve aynı üniversitede Kur’an ve Hadis ilimleri bölümünde mastır yaptı. 1973’te edebiyat doktoru unvanını aldı. 1979’da İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Müdürlüğü’ne getirilen Ali Özek, üç buçuk yıl bu görevi sürdürdü. 1986’da doçent, 1991’de profesör oldu. 1998 senesinde emekli oldu. 1994 yılından itibaren Kazakistan’ın Almatı şehrinde, Devlet Dünya Dilleri Üniversitesi’nde öğretim üyesi olarak çalıştı. Bu görevi 2002 yılına kadar devam etti. Aynı üniversitede yönetim kurulu başkanlığı yaptı ve 2021 yılında vefat etti.

1963 Kahramanmaraş-Göksun doğumlu. 1984 yılında Selçuk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden mezun oldu. 1985-2014 yılları arasında öğretmenlik-okutmanlık, okul yöneticiliği, il millî eğitim müdürlüğü ve daire başkanlığı görevlerini ifa etti. Emekli olduğu 2014 yılından itibaren sivil toplum kuruluşlarında görev yapmaktadır. Evli ve biri kız, ikisi erkek olmak üzere üç çocuk babasıdır. bazı çalışmaları: ✓ Asr-ı Saadette Tıp. (Mezuniyet Tezi) ✓ Hafız Ali Efendi ve Mücadelesi. (Müşterek) ✓ Biz Böyle Gördük. (Müşterek) Basılı.​​ * Dua Zamanı Mektuplar. ✓ Kahramanmaraş İmam-Hatip Lisesi’nde yayımlanan “Dost” ve “Gonca” isimli dergilerin yayın kurulunda yer aldı ve yazılar yazdı. ✓ “Heybe”, “Bohça”, “Mezun Duygular”, “Fuyuzat”,"Kulluğun Tadı"  “Sohbetler”, “Seyahatname”, “Rehberlik”, “Anketler” gibi isimlerden oluşan çalışmaları yayımlanmayı beklemektedir.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir