Nuri Bilge Ceylan’ın yönetmen koltuğunda oturduğu, dünya prömiyerini yaptığı Cannes Film Festivali’nde Merve Dizdar’a “En İyi Kadın Oyuncu” ödülünü kazandıran ve Türkiye’nin 2023 yılı Oscar adayı olan About Dry Grasses, 29 Eylül 2023’te seyircisiyle buluştu. Senaristliğini Nuri Bilge Ceylan, Ebru Ceylan ve Akın Aksu’nun yaptığı, başrollerini Merve Dizdar, Deniz Celiloğlu ve Musab Ekici’nin paylaştığı yapım izleyicilerine 197 dakikalık görsel ve zihinsel bir şölen sunuyor.
Winter Sleep (2014) ve The Wild Pear Tree (2018) ile birlikte olgunluk dönemi eserlerini verdiği düşünülen Ceylan’ın yeni yapımı bu bağlamda hayranlarını haksız çıkarmadı demek mümkün. Filmin senaristlerinden Akın Aksu’nun doğuda ilkokul öğretmenliği yaptığı dönemde kayda aldığı hatıralarının senaryo üzerindeki etkisi oldukça büyük. Film bu yönüyle gerçekten kopuk olmaktan ziyade gerçeğin arayışında olma özelliği gösterirken kompozisyonun organik oluşu da gözler önüne seriliyor. About Dry Grasses, doğunun ücra bir kasabasında mecburi hizmetini yaparken İstanbul’a dönme hayalleri kuran, kendisini bu kasabadaki “kuru otlar” gibi hisseden resim öğretmeni Samet’in hikâyesine odaklanıyor. Samet’in lojmandan arkadaşı edebiyat öğretmeni Kenan ve İngilizce öğretmeni Nuray’ın yer aldığı üçgende gelişen hikâye; taşraya, taşralı insanın gündelik yaşam pratiklerine ve dünyayı algıma biçimlerine konsantre olurken, bireyin ontolojik yalnızlığı ve bu yalnızlığın getirdiği çaresizlik serüvenini de varoluşçu bir yaklaşımla gün yüzüne çıkarıyor. İnsanların birbirine karşı kayıtsız kalışının trajikliğine de ışık tutan film, insanın içinde bulunduğu karmaşayı adaletsizlik kavramının imkân alanında perdeye aktarıyor. Bireyin kendisi, toplumu ve çağıyla hesaplaşmasının bir sonucu olma özelliği gösteriyor.
Karakterlerinin iç çatışmaları ve kültürel çatışmanın ortak paydada buluştuğu film, bu yönüyle Ceylan’ın “taşra sıkıntısı” temasını da tekrarlamış oluyor. Modern bireyin sıkışmışlık hissini merkeze alması da Ceylan’ın toplumun fotoğrafını doğru yerden çekebiliyor oluşunu bir kere daha gözler önüne seriyor.
Salt İyi yahut Saf Kötü
Filmin başlangıç sahnesinden itibaren derin boşluklara uzanan geniş ve yakın planlı kar sahneleri mevcut. Karın bu denli sık ve sonsuzluk imajıyla kullanılması elbette tesadüfi değil. Zira film, karanlık ve aydınlık kavramları üzerine kurgulanmış olma özelliğine sahip. Özellikle Samet’in “Burada iki mevsim yaşanır ya kış ya da yaz” repliği de bu noktada ayrıca anlam alanı açıyor. Karakterlerin içsel motivasyonları ve derin yalnızlık hisleriyle kendilerini bir yerde konumlandırma ihtiyaçları “salt iyi” yahut “saf kötü” kavramlarının karşılık bulmasına imkân tanıyor. Yalnızca iki mevsimin varlığı, karakterlerin salt iyi yahut saf kötü görünürlüğüyle doğrudan alakalı. Samet ve Kenan’ın İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne giderken içinde oldukları beklentiyle orada karşılaştıkları hakikat, Nuray’ın Ankara’dan kasabaya olan yolculuğu boyunca içinde bulunduğu arayıştaki kimlik sorgulaması, iyilik ve kötülük kavramları üzerinden inşa edilmiş. Müdür yardımcılığına getirilecekleri beklentisiyle yola çıkan Samet ve Kenan’ın öğrencilerle iletişim kurma biçim ve mesafeleri sebebiyle uyarılmaları sonucunda Kenan’ın suçluluk psikolojisiyle bağırması ve Samet’in tüm bunların Kenan yüzünden başına geldiğine düşünmesi oldukça önem arz ediyor. Zira karakterler kendileriyle yüzleşmeye hazır olmadıkları için içlerindeki kötülüğü başkası üzerinden anlamlandırma telaşına giriyor. Filmin sonunda karın kalkmış olması da hakikatin saklı kalmayacağına işaret ediyor. Samet ile Kenan arasındaki iktidar mücadelesi de içsel motivasyonlarını anlamak açısından oldukça önemli. Kenan, öğrenciler arasında Samet kadar popüler bir öğretmen olmadığı için bu durumu kıskanıyor. Sonrasında Nuray’ın hayatlarına girmesi de bu iktidar mücadelesine başka bir boyut kazandırıyor.
Karın tabiatın üzerini örtmesiyle, karakterlerin kendilerini “iyi” olarak konumlandırması ve karın kalkmasıyla karakterlerin de kendileriyle yüzleşmeleri sonucunda iyi’nin içindeki kötülüğü görmeleri derin bir ortaklık teşkil ediyor. Ceylan’ın bu noktadaki mesajının evrensel bir kaygının sonucu olarak, salt iyi yahut saf kötünün var olamayacağı, insanın bunların tamamının bir sonucu olarak var olabileceği fikri ortaya çıkıyor.
İnsanın Kendini Tanıması ve “Umut Etmenin Yorgunluğu”
Ceylan, özellikle Samet karakterinin açtığı imkân alanıyla seyirciyi, insanın kendini tanımasına dair bir sorguya itiyor. Samet üzerinden inşa edilen insanın kötü yönü, Samet’in öğrencisiyle olan ilişkisi üzerinde dolaylı olarak gösteriliyor ve kötülüğün gücünün dipsiz bucaksız bir yalnızlık duygusuyla beslendiğine işaret ediliyor. Herhangi bir yargıda bulunmak yahut taraf olmaktan ziyade “anlamaya” konsantre olan film, insanın karanlığına dair bir ışık vazifesi görüyor. Ceylan’ın bu anlamda tarafsız kalışı, insanın her halini ve her duygusunu olağanlaştıran tutumundan kaynaklanıyor. Belki de film boyunca göstermek istediği asıl mesele de budur; insan, iyilik, kötülük, biriciklik, herkes olmak ve sıradanlık…
Ceylan’ın diğer filmlerinden farklı olarak, karakterlerin toplum karşısındaki rollerinin daha geniş bir yelpazede muhakeme edildiğini söylemek yanlış olmayacaktır. Karakterler kendilerine ve yakın çevrelerine olan aidiyetlerinden farklı olarak toplum içindeki aidiyetleriyle de sınanıyor.
Film boyunca tekrarlanan imgeler de sinematografik değer açısından önem arz ediyor. Samet’in gece yerini ve yatağını yadırgayıp huzursuzluk içinde uyumaya çalışırken yüzünün yarısının karanlıkta kalması karakterinin okumasını derinleştiriyor. Dışarıdan gelen sesler karşısında sırtını cama dönüp yorganını yukarıya çekmesi de içsel huzursuzluğunu ve yaşadığı dünyayla olan ilişkisini gözler önüne seriyor. Samet’in yalnızca öfke duygusunu ortaya çıkardığı sahnelerde yüzüne yakın plan yapılması da Ceylan’ın ona karşı tutumunun en büyük belirleyici çıktısı. Ceylan, onu öfkesini merkeze alarak var ediyor.
Hevessizlik, bireysel başarısızlık, kalp kırıklığı, umutsuzluk gibi duygusal durumlar filmin karakteristik yapısını beslerken diğer yandan onları anlamak için benzer duygulara maruz kalmamız gerekmediğini de gösteriyor. About Dry Grasses dokunduğu tüm duygu yansımalarıyla var olanın ötesinde yaşanılabilir bir dünya kurma üzerine düşündürüyor.
Bir Yenilik Olarak “Üst Kurmaca” Denemesi
Filmde daha evvel Nuri Bilge Ceylan sinemasında görüşmemiş bir sahne mevcut. Nuray’la akşam yemeği yiyen Samet, gecenin devamında Nuray’la birlikte olacakken, Nuray kendisinden ışıkları kapatmasını ister. Bunu bir fırsat bilen Samet lavaboya doğru yönelir. Tam bu esnada kahramanı About Dry Grasses filminin kamera arkasında, sette görürüz. İhtiyacını gideren Samet, yeniden odaya Nuray’ın yanına döner. Edebiyatta “üst kurmaca” olarak tanımlanan bu deneme, yazarın hikâyenin içinde bir gözlemci olarak yer alması olarak tanımlanır. Sinemada daha evvel örnekleri görülen bu denemenin Nuri Bilge Ceylan sinemasında bir ilk olarak yer alması oldukça dikkat çekici. Kahramanı sete dahil eden Ceylan’ın, iyiliği yahut kötülüğüyle, öfkesi ve sakinliğiyle, yazı ve kışıyla Samet’in içimizden biri olduğuna dair bir gerçekliği, en yakınımızdan her an geçebilecek bir sıradanlıkta olduğuna işaret ediyor olduğunu düşünmek aşırı yorum olmayacaktır.
Fotoğrafçılık kökenli bir sanatçı olan Ceylan’ın filmde fotoğrafları tam ekranda birkaç defa uzun soluklu olarak göstermesi de bir yenilik olarak kabul görebilir. “Fotoğrafik sinema” kavramıyla eleştirilen Ceylan, fotoğrafı doğrudan filmle bütünleştirmesiyle de bu kadim eleştirilere bir cevap veriyor.
Nuri Bilge Ceylan Politik Olmak Zorunda Mı?
1997 yılında gösterime giren ilk filminden beri Nuri Bilge Ceylan “bağımsız” sanat çevreleri tarafından “yeterince politik” olmamakla suçlandı. Cannes’da ödül alırken yaptığı konuşmada: “Bu ödülü, tutkuyla sevdiğim, yalnız ve güzel ülkeme armağan ediyorum.” dediği için de yine “bağımsız” sanat çevreleri tarafından eleştirildi. Zira doğu toplumlarında sanat çevrelerinin, kimliğini inşa eden değerleri reddetmeyen sanatçıları kabul etmemesi söz konusu. About Dry Grasses, yeterince politik olmamakla suçlanan Ceylan’ın “en politik” yapımı olarak kabul görebilir. İki karakterin masada, “politik eylemsizlik” ve “örgütlü mücadele” kavramları bağlamında uzun bir tartışmaya girmeleri, Nuray’ın kasabaya gelmeden önce yaşadığı hayatın siyasi bir sonucu olarak bir bacağını kaybetmesi, hikâyenin geçtiği coğrafyanın terör sorunuyla olan ilişkisinin filmde yer bulması Ceylan sineması adına oldukça büyük bir açılım. Ayrıca ana karakterin dünyanın korkunç bir yer olduğu hakikatinin tüm politik tavırlardan bağımsız şekilde izahı da Ceylan’ın tavrını idrak edebilmek için oldukça değerli.
Hatalar ve Kapanış
Filmde gözden kaçmayan ve hata ihtimali doğuran iki unsur vardı. Bunlardan ilki, Samet’in bir cumartesi gecesi Nuray’a misafir olmasına rağmen pazar sabahı eve döndüğünde Kenan’dan görüşmeyi gizlemek istediği için ona tayin işleriyle alakalı olarak bağlı bulunduğu kamu kurumuna gittiğini söylemesi. İkinci husus; Kenan’ın arabasının plakasının bir sahnede farklı olması.
