Sanki arkamdan Şahin Kendirici ve orkestrası çıkıp geliverecekmiş gibi bir gün…
Gassal gelecek de haydi yıkanmaya deyiverecek…
Hayatın bodrum katına oturmuşum da gelen geçenin ayaklarını seyrediyormuşum gibi bir gün…
2025 yılı…
Seneyi; taşmaması için elimde tahta kaşıkla süt kaynatırken karşıladım. İnsan en çok süt tenceresi önünde hayatı sorguluyor, en derin felsefik analizler “ocak” (aylardan ocak, mutfak materyali ocak, siz karar verin hangisi sizin ocağınız) başında yapılıyor.
Nedense en tatlı muhabbetler de mutfak masasında ediliyor… Hadi salona geçelim dediğimizde, yok mutfak daha samimi diyoruz. Belki de ocağımızın sıcaklığındandır.
Yılın son gününü de diğer yılın ilk gününden ayrı tutup, odalar arasında geçiş gibi zannediyoruz. Sanki geride bıraktığımız günler yeni başlayacak günler için çelme takmayacakmış gibi hissediyoruz. Yarım bıraktığımız işler tamamlanmayı beklemiyor gibi… Dünya takla atacak da ters düz olacak mı sanıyoruz yoksa sihirli değnek her birimize değecek ve sınırsızlığı, zamansızlığı yakalayacak mıyız? Bir kapıyı kapatıp diğer kapıdan girmek gibi sanıyoruz yeni yılı. Her şey istediğimiz gibi oluverecek, bir puf yetecek mi şimdi? puufffff…
Eeeee duman dağıldı her şey aynı.
Hokus pokusa ihtiyaç duyuyoruz adeta. Şapkadan çıkan tavşan hepimize mutluluk getirecek, dünya barışı için güvercin uçuracağız sanki…
00:00 olduğunda bal kabağına dönüşünce hayaller, kırıkları hangi ortopedist yapıştıracak? Sanal umutlar pompalanıyor gibi gelmiyor mu sizlere de?
Halbuki ocakta pişmekte olan süt hâlâ kaynama noktasına erişmedi.
Usul usul değişiyoruz…
Ağır ağır kaybediyoruz…
Mecburi bir dayatma hali yaşıyoruz yeni yılda. Modernite ne yapmamız gerektiğini, nasıl olmamız gerektiğini emrederken karşı çıkmaksızın uyguluyoruz bu dikteleri.
Döngü değişmiyor… Çam ağacı, paketlenmiş renkli kutular, kırmızıya boyanmış dudaklar, kucaklarda kokinalar, ışıl ışıl meydanlar, gökyüzünü aydınlatan fişekler ve savrulup giden idrakler…
Yeni bir sayfa açtıran şey geriye saydığımız sayılar mı?
10- 9 – 8- 7- 6- 5- 4- 3- 2- 1 …
Saydım,
Değişen bir şey olmadı.
Usulca dağılalım mı?
Ömrümün karalama defteri sıfırlanmadı. Fikrimin ince gülü mevsim dışı açmadı. Kurduğum alarm vakitsiz ötmedi. Dün kadar taptaze yanlışlar yaptım. İntegralden çaktım. Uçurtmam gökte salınıyor, Kaf dağını bulamadı. Hala 37 numara ayakkabı giyiyorum ve hala sıskayım. Gazze hala kuşatma altında, insanlık hala mahpus… Doğu Türkistan hala susturulmuş vaziyette, vicdanlar hala üç maymunda…
İnsaniyet dersinden sınıfta kalanları galaksiden atamıyoruz… 2024 yılının “En ahlâksızları”nı bir önceki yıla gönderemediğimiz gibi…
Yani devam ediyoruz işte.
Akışa teslim, vakte mahkûm, dünyaya maruz yaşamaya devam ediyoruz…
Sütüm kaymak tutmuş mesela. Dünden kalan ekmeğime sürünce 2025’ e ayıp etmem değil mi
2025…
Sana alışması zor…
Ezan okunuyor…
İşte yepyeni bir başlangıç.
Seher vakti, insanın bilincini daha etken kılıyor.
Mavi çarşaflarımız silkeleniyor balkondan, ruhumuzun atıklarını silkeler gibi. Fokurdayan çayımızdan bergamod kokusu yayılıyor, ciğerleri doldurur gibi… Vira Bismillah dedirtiyor, ağaran gökyüzü gibi…
İmam Efendi nağmeli sesiyle kuş cıvıltılarına meydan okuyor gibi. Günün ilk çağrısının, vakte meydan okumasından memnun olmalı, zira cemaat koşar adım içeri giriyor. Mâlik olmak başka bir şey secdenin gücüne. Zira Vâkıf olmak için koşan bedenler, mâlik olacak ruhlara dönüşüyor. Nasibini arayan bu adımlar için bir önceki günün bugünkü günden farkı ne olabilir acaba? Ne ola ki uykunun en derininde cem oluyorlar.
2024 Mâlik olabildiklerimizle sona erdi. Yatsının sona ermiş olması gibi.
2025 Vâkıf olacaklarımızla başladı. Sabahın başlaması gibi…
Dedem “her gün bir sonraki güne koyulmuş virgüldür” derdi. Öldüğünde anlamıştım noktanın ne vakit geldiğini… Yılbaşı veya yıl sonu biraz da ünlem işaretini hakkediyor gibi geliyor kalbime.
Dünü ve bugünü düşünmeyi… durmayı ve arkamıza bakmayı… dönmeyi ve ilerlemeyi.
Biz paragraf başı yapalım bugün; vakti sehere, bad-ı sabaya eşlik edelim.
1 diye başladık yeni baştan saymaya…
Başladık üç aylara…
Başladık fizik kurallarının deveranına…
Başladık taze bir güne…
Başladık kaldığımız yerden yaşamaya!
Adımlarımızı adımlarımızın önüne attığımız titizlikte, çayımızın taze filiz kokusundaki derinliğinde, Annemizin göğsündeki güzellikte,
Nergis kokulu günlerde,
Lavanta serinliğinde,
En çok selamet sahillerinde geçireceğimiz 12 ay diliyorum…
Seneye Allah Kerim ☺️
