Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

İnciller Meselesi: Büyük Bir Tartışmanın Genel Çerçevesi

Müslümanların İncil’in mâhiyeti ve içeriği hakkındaki bilgileri Kur’ân-ı Kerîm’e dayanır, ama aynı zamanda azdır. Zira Kur’ân, bu konuda yeterli gördüğü kadar bilgi vermektedir. Buna göre İncil, Allah katından Hz. İsa’ya nâzil olmuştur (Âl-i İmrân, 3, 45; Mâide, 46). Ancak sonraki yüzyılların verilerine bakılırsa, bu İncil ya hiçbir zaman yazıya geç(iril)memiş “sözlü ayetler bütünü”dür ya da belki İsa döneminde ve/veya sonrasında “yazılı metin” şeklinde geleneksel kilise dairesinin dışında bırakılmış küçük ve az bilinen bir çevrenin elinde bulunmuş da olabilir.

EKLENDİ

:

Yazar: Doç. Dr. Zafer Duygu

Müslümanlar, Hz. İsa’ya “İncil” adında “kutsal” bir “kitap” in(diril)diğine inanırlar. Onlar, geleneksel olarak bu İncil’i, Allah katından nâzil olmuş dört büyük kitaptan biri olarak görürler. Müslümanların İncil’in mâhiyeti ve içeriği hakkındaki bilgileri Kur’ân-ı Kerîm’e dayanır, ama aynı zamanda azdır. Zira Kur’ân, bu konuda yeterli gördüğü kadar bilgi vermektedir.

Buna göre İncil, Allah katından Hz. İsa’ya nâzil olmuştur (Âl-i İmrân, 3, 45; Mâide, 46). Ancak sonraki yüzyılların verilerine bakılırsa, bu İncil ya hiçbir zaman yazıya geç(iril)memiş “sözlü ayetler bütünü”dür ya da belki İsa döneminde ve/veya sonrasında “yazılı metin” şeklinde geleneksel kilise dairesinin dışında bırakılmış küçük ve az bilinen bir çevrenin elinde bulunmuş da olabilir. Her iki hâlde de İncil(ler)in sayısı “dört” veya herhangi başka bir rakamla değil, yalnızca ve yalnızca “bir” ile ifade edilmelidir.

Bu İncil, Hz. İsa’ya bizzat Allah tarafından öğretilmiştir (Âl-i İmrân, 48; Mâide, 110). O, önceden Musa’ya vahyedilen Tevrat’ı tasdîk etmektedir (Mâide, 46). Kur’ân, İncil’i, “insanlara hidayet aracı” tabir etmektedir. Ayrıca onun, “öğüt” niteliğinde bir muhteva taşıdığını da eklemektedir (Mâide, 46). Bu itibarla, Allah’ın birtakım vaat ve hükümleri İncil’de yer almaktadır. Söz gelimi İncil, Hz. İsa’dan sonraki bir tarihte insanlık ailesine yeni bir peygamber gönderileceği haberini “müjde” olarak bildirmektedir. Üstelik o peygamber, İslâm inancında “son peygamber” tabir edilen Hz. Muhammed’dir (Araf, 157). Bir başka deyişle Hz. İsa, Hz. Muhammed’i önceden bildirmiş olmaktadır.

Hristiyanlara göre İncil

Buna karşın Hıristiyan dünyada “İncil” algısı bambaşkadır.

Hıristiyanlar, Kur’ân-ı Kerîm’de anlatılan türde bir İncil’e inanmazlar. Geleneksel Kilise’ye göre, “İncil” veya “Müjde”, ne Allah’ın İsa’ya nâzil olan ayetleri ne de yalnızca İsa’nın sözleridir. Üstelik bu İncil’de sonraki bir peygamberin “müjde”lendiği düşüncesinin de Hıristiyan dünyada karşılığı yoktur.

Aslen bir havari olmayıp sonradan Mesih tarafından seçildiği iddiasıyla ortaya çıkan Pavlus’un şekillendirdiği geleneksel Kilise’nin İncil algısında “aslî günâh” denilen bir öğreti belirleyicidir. Buna göre, insanlık ailesi, Hz. Âdem’in cennetten kovulmasına neden olan kabahâti yüzünden (“aslî”) günâha bulaşmıştır. Nesilden nesile aktarılan ve binlerce yıl boyunca varlığını sürdüren bu günâh ise ancak ve ancak Mesih’in gelişi ve ölümüyle ortadan kalkmıştır. İşte bu itibarla, Kilise’ye göre “Müjde” ya da “İncil”; “Tanrı Oğlu” Mesih’in “çarmıh üzerinde” kanını döküp acılar çekerek ölümü ve bunun sonrasındaki dirilişi sayesinde insanlık âleminin “aslî günah”tan aklandığına, Tanrı’yla barıştığına ve artık “kurtuluş” elde ettiğine dair “iyi haber”dir. Ne var ki, bu “iyi haber”i duyanlardan buna iman etmeleri beklenmektedir. İnsanlara, eğer iman ederler, yani Kilise’nin bir üyesi olurlarsa, Mesih’in ölümünün kendilerine “ebedî kurtuluş” getireceği söylenmek istenmektedir.

Tanrıyla buzları eritme…

Bu çerçevede burada “kozmik” boyutlu “ilâhî” bir program gündeme gelmektedir. Zira Kilise’ye göre “ilâhî Mesih” statüsündeki İsa, bu kurtuluş (sōtēria) düşüncesinin merkez öğesi olmaktadır. Bu bağlamda İsa Mesih insanlığa herhangi bir yazılı “kitap” getirmemiş; sonraki nesillere hiçbir “metin” bırakmamıştır.

Peki, ama neden?

Çünkü “ilâhî” Mesih’in bu dünyada insanlar arasında “tam insan” suretinde ete-kemiğe bürünüp beden alması (incarnatio); doğumundan ölümüne kadar mucizelerle dolu yaşamının ardından kendi kanını, bedenini ve yaşamını feda ederek insanlığın ta Âdem’den beri taşımakta olduğu “aslî günâh”a kefâret teşkîl etmesi; bir başka deyişle, merhâmetli ve yüce Tanrı’nın kozmik bir plân dâhilinde ve insanlıkla yeniden barışabilmek maksadıyla “kendisi gibi” ve “kendisinden” olan “Oğul”u tıpkı Yahudi geleneğindeki “Fısıh Kuzusu” gibi bir tür “kurban” olarak ölümlü insanlar arasında ölüme feda etmesi, insanlık ile Tanrı arasında başlangıçtan itibaren mevcut buzların eridiğine, yani küskünlüğün giderildiğine, Tanrı’nın bu sayede insanları bağışladığına yorumlanmaktadır.

Hıristiyanlar, İsa’nın ölmesinden bir süre sonra ilk defa Pavlus tarafından gündeme getirilen bu soteriyolojik öğretiyi merkezî bir inanç yaptıkları için, onların İncil’i de bu “kurtuluş”un haberi; daha doğrusu bu haberi yayan, duyuran, bunun öyküsünü, yani “Mesih’in kurtuluşa vesile olan hikâyesini” nakleden “anlatılar” ve/veya “metinler” olmaktadır. Bu takdirde Hıristiyanların algısındaki “İncil”; açıkça ve basitçe, “beden almış” olan “ilâhî” ve “Tanrı Oğlu” Mesih’in “çarmıh” ve “diriliş” öyküsüdür.

İşte bu nedenle bugün Yeni Ahit’te yer alan geleneksel dört İncil, Mesih’in “çarmıhı” ve “dirilişi” öyküsünü bazen paralel şekilde, bazen de bazı açılardan farklı anlatıp açıklayan metinlerdir. Üstelik Hıristiyanlar için “kurtarıcı” olan Mesih, ne Musa ne başka emsalleri gibi “Tanrı Elçisi” bir “peygamber”dir. Fakat Mesih, getirdiği mesajın aynı zamanda bizzat sahibi de olan “tanrısal” bir varlık kabul edilmektedir. Hulâsa, Hıristiyan dünyanın inandığı İncil’in Müslümanların iman ettikleri İncil ile hiç benzerliği yoktur.

Kaç İncil var?

Hâl böyle olmakla birlikte, Müslüman dünyada yüzlerce yıldır “İncil” denildiğinde akla, Kilise’nin bu dört İncil’i gelmektedir. Hâlbuki bunun yanlış bir algı olma ihtimâli yüksektir. Dört İncil, yazılma sürecinin kendine has koşulları ve bağlamı içinde hakikaten bazen Hz. İsa’dan veya onun döneminden yadigâr özgün rivayetler içerebilmektedir.

Örneğin meşhur Dağ Vaazı veya Hz. İsa’nın Markos’taki birtakım cümleleri yahut öteki iki İncil’deki bazı pasajlar, Hz. İsa veya havariler dönemindeki özgün yapısını belirli ölçülerde korumuş olmalıdırlar. Lâkin bu husus, bilim insanlarına göre en iyi ihtimalle Hz. İsa’dan 40-70 yıl sonra Markos, Matta, Luka ve Yuhanna sırasıyla kaleme alınmış olan bu metinlerin, Kur’ân’da bahsedilen “İncil” olduğu anlamına gelmemektedir.

Kilise’nin İncilleri, bir yanda Kur’ân’da zikredilen pek çok veriyle taban tabana zıt iddialar içermekte, öte yanda müstensih ve tercüman hatalarından bilinçli deformasyona kadar metin ve mânâ bakımından birçok tahrifât yansıtmaktadır. Üstelik söz konusu dört metnin her birinin hem kendi içlerinde hem de birbirleriyle mukayese edildiklerinde çok sayıda çelişki yansıttıkları bilinen ve bilimsel olarak da ortaya konulan gerçeklerdir. Kaldı ki, İncilleri kaleme alan meçhul müellifler bile bugün ismine “İncil” denilen ve yazılmalarından çok zaman sonra havarilere nisbetle tanımlanmaya başlanan bu metinleri sözlü ve yazılı kaynaklara dayanarak oluşturduklarını bizzat belirtmişlerdir (Luka, 1:1-4).

Bununla birlikte bugün ortada Kur’ân’da bahsedilen (ve kanaatimce Allah’ın Hz. İsa’ya nâzil olan ayetlerini ihtiva etmesi beklenen) İncil olmadığı için, İnciller eksenindeki tartışmaların daha çok su kaldıracağı aşikârdır.

Tüm bu hususlarda daha detaylı okumalar, İsa, Pavlus, İnciller: Hıristiyanlık Neden ve Nasıl Ortaya Çıktı? ve ayrıca bilhassa İnciller Güvenilir Metinler midir? Metodolojik ve Karşılaştırmalı Analizler isimli kitaplarımdan yapılabilir.

Çok Okunanlar