Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

“İnsaniyet” Sözlüğü

Türkçede “insan olma durumu, insanca davranış, diğer insanlara merhametle yaklaşma, iyilik, iyilik etme, yardımda bulunma, şefkat, merhamet, insanların tümü, beşeriyet” gibi geniş bir anlam dağarcığına sahip olan insaniyet, yaklaşık dokuz asır önce dilimize girmiş bir kelime. Hâlihazırda tek başına kullanılmanın yanında Türkçe yahut Farsça ekler almış biçimleriyle dilimizde bazı ifade ve deyimlere de hayat vermiş. Anadolu insanın deyimiyle, anaç bir yapısı var.

EKLENDİ

:

“Hakkında bilgisi olanların aşağıdaki adrese bildirmelerini insaniyet namına rica ederim.” Sait Faik Abasıyanık

Türkçede “insan olma durumu, insanca davranış, diğer insanlara merhametle yaklaşma, iyilik, iyilik etme, yardımda bulunma, şefkat, merhamet, insanların tümü, beşeriyet” gibi geniş bir anlam dağarcığına sahip olan insaniyet, yaklaşık dokuz asır önce dilimize girmiş bir kelime. Hâlihazırda tek başına kullanılmanın yanında Türkçe yahut Farsça ekler almış biçimleriyle dilimizde bazı ifade ve deyimlere de hayat vermiş. Anadolu insanın deyimiyle, anaç bir yapısı var. Mesela, bugün hemen herkesin bildiği bir söz olan insaniyet namına bunlardan biri. Bu deyimi, eskiler bir dönemin gazetelerindeki kayıp, çalıntı, malumat ilanlarından hatırlayacaklardır. 17. asır Osmanlı sahası eserlerinde geçen insaniyet üzre, insaniyet iktizası üzre ifadeleri de bu sözün medeniyetimizdeki geçmişi hakkında fikir veriyor.

Türkçenin; Misalli Büyük Türkçe Sözlük (İlhan Ayverdi 2011), Türkçe Sözlük (TDK 2011), Ötüken Türkçe Sözlük (Yaşar Çağbayır 2017), Doğan Büyük Türkçe Sözlük (D. Mehmet Doğan 2020) gibi belli başlı sözlüklerine göz atıldığında “insaniyetli, insaniyetlilik, insaniyetsiz, insaniyetsizlik, insaniyet namına” maddelerinin mezkûr eserlerin hepsinde yer aldığı görülür. Bunların 17. yüzyıl Osmanlı sahasında da işlek olduğunu Mertol Tulum’un söz varlığı konulu çalışmasında görmek mümkün. Ayverdi’nin sözlüğünde, bu maddelerden ayrı olarak “insansever” manasındaki “insaniyetperver” sözcüğü de kayıtlı. “Hamiyetperver, hürriyetperver, misafirperver” gibi birleşiklerde görmeye alışık olduğumuz bu yapı, dilimizde sıfat görevli birleşikler teşkil elde etmek için kullanılıyor. Çağbayır’da Farsça “+kâr, +âne, +î” ekleriyle genişletilmiş “insaniyetkâr (=iyi ahlaklı, insaniyet sahibi, insaniyetli), insaniyetkârane (=insan olana yakışır biçimde, insanca), insaniyetkâri (=insaniyetlilik, vicdanlılık)” kelimeleri var.

Doğan’da ise burada adını saydığımız sözlüklerde bulunmayan “insaniyetçi, insaniyetçilik” sözcükleri de bulunuyor. Araştırmacı “insaniyetçi” kelimesini hümanist, diğerini hümanizm karşılığı olarak kullanıyor. Doğan, sözlüğünde halk ağzında “insaniyet” manasıyla istimal edilen “insaniyetlik” kelimesine de yer verir. Yazı dilinde “çaydanlık, evladiyelik” gibi sözcüklerde örneklerine rastladığımız bu kelimede, aynı işleve sahip biri Arapça (+iyet), diğeri Türkçe (+lik) iki ekin arka arkaya getirilmesi söz konusu.

Gramerciler Türkçede eskiden beri misalleri görülen bu olayı; ilk sıradaki ekin işlevinin güçlendirilmek istenmesi, ilk ekin kelime içinde görev veya şekil yönüyle eriyip zamanla kelimeyle şekil birliği oluşturması gibi filolojik nedenlerle izah ederler. Kanaatimizce, insaniyetlik örneğinde, “+iyet” ekinin “insan” kelimesi ile şekil birliği meydana getirmesi etkili olmuştur. Sabahat Emir’in (1991) hazırladığı Deyimler Sözlüğü’nde “insanca hareket etmek” manasına gelen “insaniyeti ele almak” deyimi de yazılı. Bu deyim, hiç olmazsa yok olup gitmesini önlemek için güncel sözlüklere kazandırılmalıdır.

Sözlük tarihimizde önemli bir yeri olan Kamus-ı Türki’de (1901) insaniyetten başka “insaniyetsiz, insaniyetsizlik, insaniyetli” maddeleri de vardır. Bunlar, dönemin yaşayan kelimeleri olarak eserde yer bulmuştur. Devamındaki açıklamalar dikkatlice okunduğunda Şemsettin Sami’nin, bugün “insanların tümü” manasıyla birbirinin yerine de kullanılan insaniyet ile beşeriyet arasında ince ayrıma gittiği görülür. Müellif, insaniyetin insanın ruhi ve kalbî vasıflarından; beşeriyetin ise cisimle, bedenle ilgili durumundan haber verdiğini söyler. Sözlük yazarının ifadesine göre ahlaka ilişkin hususlar insaniyetten addedilmiştir.

Gerek güncel sözlüklerde gerekse yakın tarihte vücuda getirilmiş kamus ve lügatlerde yaptığımız taramalar, insaniyet sözcüğünün dilimizde hatırı sayılır bir kelime ailesi meydana getirdiğini gösteriyor. Hiç kuşkusuz, yapılacak kapsamlı tarama ve derlemelerle eldeki örneklerin sayısı artacaktır. Bu konuda bilgisi olanları insaniyet namına katkı vermeye davet ediyoruz.

Okumaya Devam Et...

Edebiyat

Edebiyat Dünyasından İlginç Anekdotlar

Karakoç anlatıyor: “Bir gün de, Necip Fazıl Bey’le birlikte, Ulus’taki Meydan Palas’ın salonunda otururken, üstat, Yenişehir’deki bir mağazada bir yelek gördüğünü, onu almağa heveslendiğini, mağaza sahiplerinin 52,5 lira istediklerini, kendisinin 50 lira verdiğini, fakat anlaşamadıklarını söyledi. Bana “şu 50 lirayı al, o yeleği mutlaka al gel” dedi. Parayı alıp gittim. Aksilik bu ya, üzerimde 2,5 lira kadar para bile yoktu. Mağaza, iddialı bir mağazaydı. 52,5 liradan bir kuruş aşağıya inmedi. Fakülteye gidip borç bulmam için zaman kâfi gelmezdi. (Sezai Bey, o zamanlarda Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Cebeci semtindeki yurdunda kalmaktadır) Yeleği almadan da dönmek istemiyordum otele. Bir büfeye atkımı rehin bırakarak borç aldım. Yeleği alıp yaya olarak otele döndüm. Üstat memnun oldu. Nasıl aldığımı da hiçbir zaman bilmedi.”

EKLENDİ

:

Eski aydınlarımız, yazılarına ve konuşmalarına sık sık bir beyit ya da şiir alıntısı yaparak zenginleştirir güzelleştirir ve zenginleştirirlerdi. Edebiyatçılar arasındaki tartışma ve seviyeli kavgalar, zevk verir ve herkes kendine göre dersler çıkarırdı bunlardan… Bu nedenle şiir ve edebiyat kültürü günümüze de aktarılmalıdır, sızmalıdır yazı ve konuşmalara… Edebiyatçıların ilginç konuşma, davranış ve yaşantıları örnek alınmalıdır daima…

Psikolojik tahlil ve karakter özellikleriyle kişiliğimizin olgunlaşması ve derinleşmesi için büyük, köklü ve örnek alanlarımızdır bu anekdotlar. Bu yazımızda birtakım yaşanmışlıkları gündeme taşıyarak okuyucunun zevkli vakitler geçireceğini tahmin etmekteyiz.

Ziya paşa ve Namık Kemal, çok iyi dost ve arkadaştırlar. Ziya Paşa, Harabat adında bir şiir antolojisi hazırlamak ister. Arkadaşı Namık Kemal’den yayımlanmış ve yayımlanmamış şiir ve yazılarını ister. Oldukça kıskanç olan Namık Kemal, “Davul boynumda tokmak neden Ziya Paşa’nın elinde olsun” düşüncesiyle kendi yazdığı şiirleri vermez.

Harabat yayınlanınca, mal bulmuş mağribi gibi hemen harekete geçen Namık Kemal, alır eline kalemi ve başlar kritik ve tenkide… Ziya Paşa, Fuzuli`yi Harabat’ın önsözünde şiir kalıpları içinde anlatırken:

“Yanıktır o şairin kitabı

Nazmında kokar ciğer kebabı”

Dediğinde, Namık Kemal hemen kaleme sarılır ve onu alaya alır. Namık Kemal, bu yöntemiyle kimi zaman nükteden yararlanmayı da ihmal etmez. Nitekim Ziya Paşa`nın Fuzulî hakkındaki sözlerine mukabil Namık Kemal, nüktedanlığını konuşturur. Namık Kemal, muhatabının Fuzulî hakkındaki söylemini alelade bulduğunu ima ederek istihza ve alaylı bir dil kullanır. “Hele Fuzulî için tanzim buyurulan:

“Yanıktır o âşığın kitabı

Nazmında kokar ciğer kebabı.”

Beytini okudukça, kendimi Harabat`da (Meyhane’de) değil, Bahçekapısı lokantalarında zan ediyorum. Af buyurursunuz amma şu “ciğer kebabı” mazmunu (imgesi) ne kokmuş söz ne iğrenç tasavvur! Demekten bir türlü kendimi alamayacağım. Fuzulî Divan`ını kedi yavruları için mi söylemiş, yoksa Arnavutların manda yuttu dedikleri meşhur kitap mıdır?”

Necip Fazıl ve Sezai Karakoç çok iyi ahbap, ya da Necip Fazıl üstat, Sezai Karakoç da onun bağlısı ve çok sadık bir öğrencisidir. Öğrenciden öte samimi ve candan manevi bir evladıdır. Necip Fazıl ona, “Benim kara gözlü Seza’im” diye hitap eder.

Necip Fazıl, Ankara’ya gittiğinde daima Sezai Bey’le görüşür ve hoşça vakit geçirirlermiş. İşte bir “yelek” hikâyesi…

Karakoç anlatıyor: “Bir gün de, Necip Fazıl Bey’le birlikte, Ulus’taki Meydan Palas’ın salonunda otururken, üstat, Yenişehir’deki bir mağazada bir yelek gördüğünü, onu almağa heveslendiğini, mağaza sahiplerinin 52,5 lira istediklerini, kendisinin 50 lira verdiğini, fakat anlaşamadıklarını söyledi.

Bana “şu 50 lirayı al, o yeleği mutlaka al gel” dedi. Parayı alıp gittim. Aksilik bu ya, üzerimde 2,5 lira kadar para bile yoktu. Mağaza, iddialı bir mağazaydı. 52,5 liradan bir kuruş aşağıya inmedi. Fakülteye gidip borç bulmam için zaman kâfi gelmezdi. (Sezai Bey, o zamanlarda Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Cebeci semtindeki yurdunda kalmaktadır) Yeleği almadan da dönmek istemiyordum otele. Bir büfeye atkımı rehin bırakarak borç aldım. Yeleği alıp yaya olarak otele döndüm. Üstat memnun oldu. Nasıl aldığımı da hiçbir zaman bilmedi.”

Cahit Sıtkı Tarancı, Cumhuriyet döneminin büyük şair ve yazarlarındandır. Aynı zamanda çok iyi bildiği Fransızcasıyla iyi bir çevirmendir de… “Otuz Beş Yaş” şiiriyle özdeşleşen Tarancı, “sanat için sanat” anlayışına bağlı kalır. Şiirlerinde en çok yaşama sevinci ve ölüm temalarına yer verir. Ayrıca yitik aşklar, mutlu sevdalar, yalnızlık, yaşadığı bohem hayatın buruklukları, çocukluk özlemi de şiirlerine konu olmuştur zaman zaman. Küçükken yaramazlık yaptığı için babası tarafından pencereden aşağı sarkıtılmıştır. O günden sonra ölümden korkmuş ve eserlerinde sürekli “ölüm” temasını işlemiştir.

Özdemir Asaf: 11 Haziran 1923’te Ankara’da doğar. Asıl adı Halit Özdemir Arun’dur. İlk ve ortaöğreniminin bir bölümünü Galatasaray Lisesi’nde yapar. 1942 yılında Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun olur.

İstanbul Üniversitesi’nde, önce Hukuk Fakültesi’ne, sonra İktisat Fakültesi ve Gazetecilik Enstitüsü’ne devam etse de 1947’de yükseköğrenimini yarıda bırakır. Bir süre sigorta prodöktörlüğü yapar. ‘Zaman’ ve ‘Tanin’ gazetelerinde çevirmen olarak çalışır. 1951’de Sanat Basımevi’ni kurarak matbaacı olur…

“Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,

Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.

Bir ısıtır, bir üşütür, bir ağlatır bir güldürür,

Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin.”

Veya:

“Sana gitme demeyeceğim.

Üşüyorsun ceketimi al.

Günün en güzel saatleri bunlar.

Yanımda kal.

Sana gitme demeyeceğim.”

Gibi güzel şiirleri vardır. “R” harfini söyleyemeyen şair… Bir gün matbaadan çıkıp Karaköy’e gitmek için bindiği taksinin şoförü sorar: “Neğeye biğadeğ?”  Utancından “Kağaköy” diyemez, “Eminönü” der. İner. Oradan Karaköy’e kadar yürür.

Okumaya Devam Et...

Edebiyat

Hilalin Yüreğinde Kutlanan Sevda

Gözbebeklerimden söküp göz ağrımı/ Gönül gözüme kazıdım/ Göz değmesin diye./Sevdamı sevgi ülkesine gönderdim/Nefrete baş eğmesin diye./ Bıraktım hiç duyulamayan/ duygulara/ Hüzün gecelerinin yalnızlığını./ Bir serçe kadar hür ve narin, /Güvercin gerdanlığı gibi masum7 Ak sevdalara dağıttım hüznün esrarını.

EKLENDİ

:

Bir tutam çırpınıştı hayat
Budaklanan kırılası dallara.
Kurşun attım kırmak için
Yüreğimin karanlık zincirini.
Gecenin koynunda sayıkladım
Sonsuzluk hasretini.

 

En koyu ve zor gecesi hayatın,
Sevdasız yürümek
Bitimsiz gecelerin omuzlarında.
En acı ıstırabı imtihanın,
Kor ateşi tutabilmek avuçlarda!

 

En güzeli nefes almanın,
Göz kırpabilmek
Kör sanılan yıldızlara.
O yüzden kuşanırdı yüreğim
Hüznün muştusu geceyi.

 

Gözbebeğimde sakladım
Ve hilalin yüreğinde kutladım
En kutlu sevdayı
Maveraya uzanan
Yıldızlara varabilmek için.

 

Gözbebeklerimden söküp göz ağrımı
Gönül gözüme kazıdım
Göz değmesin diye.
Sevdamı sevgi ülkesine gönderdim
Nefrete baş eğmesin diye.

 

Bıraktım hiç duyulamayan duygulara
Hüzün gecelerinin yalnızlığını.
Bir serçe kadar hür ve narin,
Güvercin gerdanlığı gibi masum
Ak sevdalara dağıttım hüznün esrarını.

Okumaya Devam Et...

Edebiyat

Yunus Emre Divanı’nda Berceste Beyitler

EKLENDİ

:

Okumaya Devam Et...

Çok Okunanlar