1. Anasayfa
  2. Şahsiyet

İstanbullu Bir Mütevazı Şahsiyet: Ziya Osman Saba

İstanbullu Bir Mütevazı Şahsiyet: Ziya Osman Saba
0

1910 yılının Mart ayında dünyaya gelen Ziya Osman Saba, 29 Ocak 1957’de Hakk’ın rahmetine kavuşur. Annesi Ayşe Tevhide Hanım, babası Yüzbaşı Osman Bey’dir. Çocukluğu Beşiktaş’ta annesinin ailesine ait bir yalıda ve kalabalık bir aile arasında geçer. Bu kalabalık ailede geçirdiği çocukluk dönemi onun şiirini ve hikâyelerini besler.

Sekiz yaşındayken annesinin kaybeden Ziya Osman, dokuz yaşında Galatasaray Lisesi’ne yatılı verilir. Mütareke yıllarında başladığı Galatasaray Lisesi’ni dönemin şartları gereği 1931 yılında bitirir. Bu okulda Cahit Sıtkı ile sınıf ve sıra arkadaşı olur. Liseden sonra hem gazetelerde çalışır hem de İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesinde okur. Fakülteyi bitirince de hemen askerlik vazifesini yerine getirir.

Ailesinin istememesine rağmen 1931’de amcasının kızıyla evlenen şair, bu evliliği on iki yıl kadar sürdürür, eşinin sinirsel rahatsızlığından dolayı 1943’te eşinden ayrılır. Bu arada işinden de ayrılır. 1944’te tekrar Emlak Bankası’nda çalışmaya başlayan Saba, burada mesai arkadaşı Rezzan Hanımla evlenir. Aynı yıl Ankara’ya tayin edilen Ziya Osman Saba 1945’te görevinden ayrılarak İstanbul’a döner.

1945-1950 yılları arasında MEB Basımevi’nde Tashih Bürosu Şefi olarak çalışan Saba, İstanbul’da eşiyle mutlu bir hayat sürdürür. Annesinin erken ölümü, ilk eşinin sinir rahatsızlıkları ve yaşadığı diğer sıkıntılar dolayısıyla 1950’de kalp krizi geçirir ve işinden ayrılır. 1957’ye kadar evinden çıkmadan Varlık Yayınevi’ne editörlük, musahhihlik vb. işler yaparak geçimini sürdürür.  29 Ocak 1957’de kalp krizi geçiren Saba, 31 Ocak günü Şişli Camii’nde kılınan cenaze namazının ardından Eyüpsultan Mezarlığına defnedilir. İkinci eşinden iki oğlu dünyaya gelir.

Saba’nın bu hayat hikâyesi esasen bize hiçbir şeyin göründüğü gibi olmadığını gösterir. Evet, hayatta hiçbir şey dışarıdan göründüğü gibi değildir. Nice varlıklı ve rahat hayat sürdüğünü düşündüğümüz kişilerin bizim bilmediğimiz ne sıkıntıları vardır kim bilir. Yine nice yoksul ve sıkıntılı hayat sürdüğünü düşündüğümüz kişilerin de kendi dünyalarında kanaatle zenginleşmiş imrenilecek hayatları vardır kim bilir.

Saba’nın ilk şiiri Sönen Gözler, 1927 yılı Ocak ayında Servetifünun dergisinde yayımlanır. Şair şiirlerini daha sonra Varlık, Ağaç ve Yücel dergilerinde yayımlar. 1943 yılında ilk şiir kitabı Sebil ve Güvercinler okurla buluşur. Gençlik-lise dönemi şiirlerinden oluşan Yedi Meşale 1927’de, Geçen Zaman 1947’de, Nefes Almak ise 1957’de yayımlanır. Hikâye kitaplarından Mesut İnsanlar Fotoğrafhanesi, okurun huzuruna 1952’de; Değişen İstanbul ise 1957’de çıkar.

Ziya Osman Saba hayatının her aşamasında insanları kırmaktan çekinmiş, gazete ve dergilerde kişisel sataşmalara girmemiş İstanbul Beyefendisi bir mümin derviştir. O, azla yetinmeyi bilen, çokla övünmekten kaçınan, gönüllerde yer tutmayı gaye edinen mütevazı bir şahsiyettir.

Hem şiirleri hem de hikâyeleri şairin çocukluk-gençlik dönemlerinden yoğun şekilde etkilenmiştir. Şiirlerinde orta hâlli adamın hayatından izler bulunur. Çocukluğa özlem, Tanrı ve ahiret düşüncesi şiirlerinde işlediği önemli temalardandır. Onun şiirleri özenti işi değil ruhunda duyduğu seslerin yansımasından oluşur. Bu yansımada ev önemli bir mekândır. Merhamet duygusu baskındır. O ne hayatında ne şiirinde ne hikâyesinde ne de diğer alanlarda hiç kimseyle yarış hâlinde değildir. O, paylaşımı hayatının merkezine yerleştirmiştir. Onun paylaşımında almaktan çok vermek öne çıkar. Hikâyelerinde Ziya Osman Saba kendi hayatını, evini ve mahallesini daha yoğun bir şekilde anlatır. Bunu yaparken de olabildiğince doğal davranır, yapmacıklığa başvurmaz.

Vefatının Ardından Yazılanlar:

  • “Ziya Osman Saba bir çocukluk zamanı şairidir.” Abdülhak Şinasi Hisar
  • “Tabiatıyla, insanlarıyla, her şeyiyle seviyordu doğduğu şehri. Ama asıl sevgisi eski İstanbul’aydı, çocukluğunun İstanbul’unaydı.” Yaşar Nabi Nayır
  • “Ben, yirmi dört saati ile onun kadar şair bir başka insana az rastladım. Sanki yaşamıyordu da sadece yaşadığını hayal ediyordu.” Haldun Taner
  • “Hayatla ölümü iç içe yaşamış, beyaz şiirler şairi, özlediği yerde, özlediği eve göçtü. Kar yağıyordu, temiz-beyaz. Ve serviler, kara nuranîlikleri içinde bir kandil gecesine hazırlanıyorlardı. Hayatı beyaz, ümitleri beyaz, imanı beyaz, aziz şair için, böyle bir dinî günde, bir kandil gününde, ötedünya çiçekleri karların altına anneciğinin yanına gömülmek; ömrü boyu özlediği en Tanrısal saadetti herhâlde.” Behçet Necatigil
  • “Ziya’cığım, İstanbul’dayken içime sıkıntı bastığı zaman sana koşardım, çünkü sen benim için yalnız vefakâr ve halden anlar bir dost değil, aynı zamanda açık havayı, güneşi, baharı, iyiliği de temsil eden, nasıl olup da insan kalıbına girdiğine daima hayret ettiğim bir meleksin.” Cahit Sıtkı Tarancı-1939
  • “İki İstanbul efendisi, (İstanbulin)li eski Babıali tipi, güzel ve çirkini tayinde usta bir Ziya Osman Saba, bir Asaf Halet Çelebi vardı, öldüler.” Necip Fazıl Kısakürek
  • “Ziya Osman’ın şiirleri başka şairlerimizde hemen hemen rastlanmayan “eviçi” şiirleridir. Fransız şiirinde kısmen Albert Samain’in ve bilhassa Francis Jammes’in kitaplarında pek güzel örnekleri bulunan bu tarz, bütün basit görünen şeyler gibi çok güçtür. Şiirinizi süsleyecek, dışa ait, hiçbir şey yoktur. Etrafınızdaki basit şeylere, alelâde eşyaya bakacak, sonra kendi kendinizi dinleyeceksiniz: İşte sanatınızın malzemesi…” Munis Faik Ozansoy
  • “Şiirlerindeki Ziya Osman’la, yaşamdaki Ziya Osman bir bütündü. Sanatıyla bütünleşmiş pek az insan tanıdım. Öyleleri var ki, kişiyi yanıltır, sanırsınız ki yazdıkları, yarattıkları gerçek yaşamının, içtenliğinin ürünüdür…” Oktay Akbal
  • “Hep beyazı söyledi Ziya Osman Saba. Hiç terlemedi şiirinde. Daha doğrusu yalnız alnı terledi. O da utangaçlığından belki. Alnını silmek için beyaz bir mendil taşıdı elinde. Şiiri küçük dayının şiiridir. Günün birinde trafik kazasına kurban gidecek bir dayının. Vazgeçişten serinlikler çıkardı. Yetinmeyi bir mutluluğa dönüştürmek istedi. Sofanın şairidir. Sonra da öldü. Şimdi cesedi bozulmamış duru-yor. Alnında o mendil.” Cemal Süreya
  • “Ziya Osman Saba, Cumhuriyet sonrası edebiyatımızın samimi ve mütevazı birkaç şairinden biridir. Felsefi düşüncelerden, ideolojilerden, kutuplaşmalardan uzak adeta bir derviş edası ile küçücük dünyasının telaşında, hüznünde, sevincinde bir şair.” Hüseyin Kaya
  • “Gündemin yalnızca kof değerlere kayıp gidişi, her düzlemde kof değerlerin öne çıkarılışı artık bir alınyazısı gibi. Bu gürültü patırtıda Ziya Osman Saba’yı anımsamak, olsa olsa, bir sabuklama. Son şiirlerinden birinde diyor ki: “Gün gelir, hatırlamak bile bir acı olur./ Gençlik aşkı, sevinci, daha dünkü ümidi…/ Yumruklaşan göğsünü bir boş yankı duyulur.” Selim İleri

Ziya Osman Saba’dan Seçkiler:

SEBİL VE GÜVERCİNLER’den

Çözülen bir demetten indiler birer birer,
Bırak, yorgun başları bu taşlarda uyusun.
Tutuşmuş ruhlarına bir damla gözyaşı sun,
Bir sebile döküldü bembeyaz güvercinler…
(…)
Şimdi bomboş sebilden selviler bir şey sorar,
Hatırlatır uzayan dem çekişleri rüzgâr
Mermer basamaklarda uçuşur beyaz tüyler.

GEÇEN ZAMAN’dan

Hiç olmazsa unutmamak isterdim.
Eski geceler, sevdiklerimle dolu odalar…
Yalnız bırakmayın beni hatıralar.
Az yanımda kal çocukluğum,
Temiz yürekli uysal çocukluğum…
Ah, ümit dolu gençliğim,
İlk şiirim, ilk arkadaşım, ilk sevgilim…
(…)

NEFES ALMAK’tan

Nefes almak, içten içe, derin derin,
Taze, ılık, serin,
Duymak havayı bağrında.

Nefes almak, her sabah uyanık.
Ağaran güne penceren açık.
Bir ağaç gölgesinde, bir su kenarında.
(…)
Nefes almak, akşam, iş bitince,
Çoluk çocuğunla artık bütün gece,
Nefesin nefeslere karışmış.
(…)
Ah, bütün sevdiklerim, her şey, herkes…
Anlıyorum, birbirinden mukaddes,
Alıp verdiğim her nefes.

MESUT İNSANLAR FOTOĞRAFHANESİ’nden 

(…)
Sanki bütün bu mağazalar, bütün şu insanlara, saadet satıyorlar. Şu manavdaki renk renk, türlü türlü yemişler, meselâ şu iri, sarı kabuklular portakal değil, bir sofra saadetini tamamlayacak bir başka lezzet, koku ve serinlik saadetidir. Şu satıcılar avaz avaz bağırarak, şu sattıklarımızdan da alın, daha çok mesut olun, demek istiyorlar. Hele şu köşede, ta Vefa’dan getirilmiş boza şişeleri. Bu, yemekten birkaç saat sonra, bir babanın, ailesi efradına, üzerine tarçın ekerek, leblebiler koyarak yudum yudum tattıracağı bir nev’i şahsına münhasır saadet değil de nedir?
(…)

EV’den

(…)
“Selamlık odasından küçük bir kapıyla geçilebiliyor yandaki küçük odaya. O oda, bizlerin, evin çocuklarının mı, delikanlılarının mı diyeyim, onların, en doğrusu, hem onların, hem ötekilerin odası. Bir büyük yazı masasını Hayrettin, Nurettin ortaklaşa kullanıyorlar. Onlar, birbirlerini ne çok severler, ne iyi geçinirler Yazı masalarının bir olması da bir anlaşmazlık konusu olamaz onlar için. Benim de kendi köşem ve köşemde küçük bir masam var o odada.”
(…)

Ziya Osman Saba her şeyiyle sade bir derviş. Hiçbir şekilde kendini öne çıkarmıyor, birilerine kendini pazarlamıyor. İsteseydi yaşadığı dönemin edebî kamusunda günlerce kendisi ve eserleri hakkında konuşulurdu ama adı bugünlere ulaşmaz, hemen kayıplara karışırdı. O, sadece kendi olmayı, ilmek ilmek insan ve Müslüman olma cehdiyle hareket eden ve eser veren bir gönül insanı

Allah rahmet eylesin. Şairin 1941 yılında yazdığı Rabbim, Nihayet Sana şiiriyle yazıyı bitirelim:

Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz…
Artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
Belki her sabah vakti, belki gece yarısı,
Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz…
Ben artık korkmuyorum, her şeyde bir hikmet var
Gecenin sonu seher, kışın sonunda bahar,
Belki de bir bahçeyi müjdeliyor şu duvar,
Birer ağaç altında sevgilimiz, annemiz.
Gece değmemiş sema, dalga bilmeyen deniz,
En güzel, en bahtiyar, en aydınlık, en temiz
Ümitler içindeyim, çok sükür öleceğiz…

1965 Artvin doğumlu. İlkokulu Murgul’da, ortaokul ve liseyi Artvin’de okudu. 1988’de Uludağ Üniversitesi Balıkesir Necatibey Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümünden mezun oldu. 1989’da başladığı öğretmenlik görevine devam etmektedir. Evli ve iki çocuk babasıdır. Osmanlı Türkçesinden yeni alfabeye açıklamalarla hazırladığı ve yayımlanan altı adet çalışması [İntibah (Namık Kemal), Araba Sevdası (Recaizade Mahmut Ekrem), Eylül (Mehmet Rauf), Hatıralarım (Yusuf Akçura), Medrese Hatıraları (Muallim Naci) ile Siyaset ve İktisat (Yusuf Akçura)] vardır. Erdoğan Muratoğlu’nun Ahenk, Edebiyat Ortamı, Hece, Türk Dili, Mevlana Araştırmaları Dergisi ve Çoruh adlı süreli yayınlarda yayımlanmış öykü, deneme ve incelemeleri bulunmaktadır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir