Sana kadınlar hakkında
fetva soranlara de ki,
onlar hakkında fetvayı
size Allah veriyor.
(Nisa / 127)
`Zor zanaattır vesselam, doğunun ortasında kadın olmak, diye söylene söylene oturdu, akşam yemeği için hazırlanan cam kare masanın hemen yanı başında duran boş sandalyeye, ayağının tozu ile. Sandalyeye oturur oturmaz, üzerine çöken yorgunluğun dayanılmaz ağırlığını bir kez daha hissetti, iliklerine kadar. Yaşı henüz çok genç olsa da, hayatının ilk ve en uzun, bir o kadar da yorucu ve yıpratıcı olan seyahatinden henüz dönmüştü zira.
Esasen fiziksel bir yorgunluktan ziyade, ruhsal ve zihinsel bir yorgunluktu hissettiği. Netice itibariyle bedeni değil, kalbi ve kafasıydı, yorgun ve bitkin düşen. Coğrafyanın ve sosyolojinin zorluğuna, bir de kadın olmanın zorluğu eklenince, yorgunluk ve yılgınlık katsayısı da artıyordu kendiliğinden, doğal olarak.
Bir kadın olarak, hemen yanı başındaki Ortadoğu coğrafyasında yaşayan hemcinslerinin, modern zamanlarla birlikte değişen gündelik yaşam pratikleri üzerine veri toplayan bir saha çalışması yapıyordu, grup arkadaşlarıyla birlikte. Son derece nitelikli bir düzeyde seyreden bu grup çalışması, esas itibariyle bölgede yaşayan kadınların gündelik yaşam pratiklerini gözlemlemeyi ve kendileriyle doğrudan etkileşimde bulunarak, onları anlamayı hedefleyen akademik bir alan araştırma idi, haddizatında.
Neden Ortadoğu ve neden kadın sorusunu, dış dünyaya karşı bilerek ve isteyerek cevapsız bıraksa da çoğu kez, iç dünyasında kendine sakladığı tutarlı bir cevabı vardı elbette, kalbini ve kafasını ikna eden. Anlaşılan, varsıl bir ailenin, iyi eğitim almış bir bireyi olarak, yoksul ve eğitim olanaklarından yoksun olan hemcinslerine karşı sorumlu hissediyordu kendini, ahlaken ve vicdanen, her ne kadar bu sorumluluğu, her zaman, her yerde ve herkese belli etmiyor olsa da.
Hakkalyakîn derecesinde biliyordu artık, bu coğrafyada her kadın, onun gibi fırsatlar ve avantajlar dünyasına doğmuyordu zira ne yazık ki. Ortadoğu’da kadın olmanın zorluğu da buradan geliyordu zaten. Kadın olmanın, anne olmanın, dahası insan olmanın ayırdına varamadan, ömür sermayesini tüketen, Brezilya dizileri kıvamında nice bin kadın öyküsü var bu coğrafyada, yaşanmış ve an itibariyle de hız kesmeden yaşanmaya devam eden.
Tarihi ve sosyolojisi, ataerkil temelinde vücut bulan bir coğrafyadan söz ediliyorsa şayet, orada kadın kendiliğinden dış kapının, dış mandalıdır zaten. Bu reel durumun bilincinde ve farkında olarak dâhil olmuştu çalışma grubuna, bilerek ve isteyerek. Modern zamanlarla birlikte bu düzenin ters yüz edilmiş olabileceğine dair küçük de olsa bir umudu vardı, lakin tuhaf bir biçimde bu ataerkil tutumun, salt toplumla yetinmeyip, devlete de sirayet ettiğine tanık olmuştu bu çalışma vesilesiyle de olsa.
Ortadoğu’nun bütün devletlerinin, aynı zamanda ataerkil devletler olduğunu ve bu coğrafyada devletin karakterini toplumun değil, ailelerin belirlediğini öğrendiğinde, yakîn derecesinde anlamıştı zaten, bu topraklarda kadın olmanın neden zor olduğunu, başkaca hiçbir izaha ihtiyaç duymadan. Öyle ki, bu kadim topraklarda modernlik ve ataerkillik, iç içe geçmiş durumdaydı, son derece garip ve paradoksal bir biçimde.
Yorgunluk ve yılgınlık yakınmalarının bitmesini bekliyordu hane halkı, azim bir sabır ve sükûnet örneği sergileyerek. Zira giderilmesi gereken müzmin merakları ve bir o kadar da cevaplanmayı hak eden müşkül sualleri vardı, heybelerinde yıllanmış halde duran. Bir soruyor ve karşılığında bin cevap almak istiyorlardı adeta, istedikleri gibi de oluyordu sanki.
`Ortadoğu için gariplikler diyarı ya da çelişkiler yurdu dense yeri var, zira bu coğrafyada kadınlara yönelik gerçekleşen iyileştirme ve yeniliklerin hiçbiri, kadın hareketlerinin bir kazanımı olarak gerçekleşmiş değildi. Batılılaşmayı amaç edinen yönetimlerin, adeta bir lütfu ve bir ikramı olarak, yukarıdan aşağıya devlet eliyle tepeden inme yol ve yöntemlerle gerçekleşmişti, son tahlilde yine paradoksal bir biçimde.`
Kadınların sosyal ve siyasal alanlarda aktif bir biçimde yer almasını sağlayan iyileştirmeler ve yenilikler, hane halkının kadın bireyleri tarafından sevindirici bulunmuştu, hemcinsleri adına. Ne var ki bütün toplum kesimlerinin bu yeniliklerden yararlanıp yararlanamadığı hususunu da ziyadesiyle merak ediyorlardı, yine hemcinsleri namına kuşkusuz.
`Otoriter ve totaliter yönetimler eliyle de olsa, gerçekleştirilen iyileştirme ve yeniliklerden başlangıçta salt elit ve rejime yakın çevrelerin yararlandığı söylense de zaman içinde toplumun değişik kesimlerinden kadınların hem sivil ve sosyal alanlarda, hem de siyasal hareketler içinde aktif roller üstlendiği söylenebilir pekâlâ. Ne var ki, karar alma süreçlerinde henüz o kadar güçlü ve aktif olduklarını söylemek, imkân dâhilinde değil, en azından şimdilik kaydıyla.
Ortadoğu’da, hem modernleşme hareketlerinin, hem de modernleşme karşıtı hareketlerin merkezinde ve pratiğinde ön planda olan husus, kadın imajı ve kadının görünürlüğüdür. Zira hem devletler açısından, hem de sivil ve siyasal hareketler açısından kadın imajı, vazgeçilemez bir simge ve olmazsa olmaz bir semboldür. Ortadoğu kadını, bütün engellerin rağmına artık sanatta, siyasette, sivil ve sosyal hayatın her alanında görünür halde. Ortadoğu coğrafyasında her şeye rağmen kadının adı var.`
Anladım dedi, hane halkının en yaşlı kadın bireyi, söylenen bunca sözü sabırla ve sükûnetle dinledikten sonra. Her ne kadar kadın insandır, erkek insanoğlu dense de kadın her yerde kadındır ve kadın olmanın da her şart ve zeminde, kendince zorlukları vardır, modern ya da geleneksel toplumlarda olması, doğunun ortasında veya batının periferisinde bulunması fark etmiyor, netice itibariyle… Modern olmak başka bir şeydir, medeni olmak bambaşka bir şeydir zira, diyerek akademik bir çalışmaya, akademik olmayan bir katkı sunmuş oluyordu kendi cephesinden…
