saklı olanı sever insan
aşikârdan kaçarken
heyhat ben onu yine de tanıdım Edoardo
kralın soytarılarından en korkağıydı
boyamayı severdi tüm camları siyaha
yalan söylemeyi öğretmişti kuşlara
kuşlar ki dua taşırdı kanatlarında
biliyorum hırslı çocuklarıydık Havva’nın
ve Kabil yüklü anılar taşırdı genlerimiz
taşlarımızı toprağa saklasak da
birer birer gömülmektedir sevdiklerimiz
bense bekliyordum karanlık bir dehlizde
bilmiyorum neleri büyütüyordum ellerimde
yorgundum bir hayli
yollara döktüğüm sözleri
ve dağıttığım çiçekleri toplamaktan
bir kibrin sunağında aşkı kurban ederken
kendimi kendime hasım yaparken
şifasız yaralarımı saklarken
bir kerpeten dolaşıyor ruhumda
küsüyorum tüm şehirlere
kaldırımları ve köşe başlarını unutarak
ödünç acıları taşıyorum heybemde
kendi acılarımı emanet bırakarak
elbette ne yaparsan yap yine de gelir bahar
zira bademler çiçeklerini feda ederken soğuğa
zaten çoktan muştulamıştır baharı
kapıların önü toprak kokusu
yasını tutuyorum zihnimde ölmüş kelimelerin
hazırım elimde kalanları vermeye
artık vaktidir girmenin
delilikten durgunluğa sonra bir yörüngeye
