Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Kreatif Kent – Erdemli Kent

Şehirler bir şekilde geleceğe yürürler fakat önemli olan kendi değerleri ile yeryüzünde farklılık yaratarak, kendi özgün kimliği ile varlığını sürdürebilmesi ve tekâmülüne yol açmasıdır. Bu anlamda, insanca yaşamayı mümkün kılan bir nazarla farlılıklarını, değerlerini, dinamiklerini anlam ve derinliğini yeniden yorumlayarak yeni bir manzara karşısındayız. Artık Dünyanın yeni ülkeleri şehirlerdir…

EKLENDİ

:

Dünyanın yeni ülkeleri artık şehirlerdir.

Sadece İslâm Dünyası’nı değil, aynı zamanda Batı Dünyasını da derinden etkileyen büyük Türk-İslâm düşünürü Muhammed El Farabi (870-950), Erdemli Şehir (El-Medinetü’l -Fâzıla) adlı eserinde, mükemmel şehir idealine ulaşmak yolunda birinci şart olarak ‘Hikmet’i öngörür.

Farabi’ye göre hikmet, Erdemli Şehir’i ayakta tutan temel ilkedir.

Filozof, mükemmel şehri inşa eden ve ayakta tutan kişidir.

Hikmetin gerçekleşme düzlemini ise şehrin tüm organlarının ya da güç dinamiklerinin dayanışma, yardımlaşma hâlinde olmasına bağladıktan sonra, şehrin yöneticilerinin şehir sakinleri arasında adaletle davranmasının zorunluluğuna vurgu yapar.

Erdemli Şehir eserinde vurgu yapılan bir başka temel husus da şehrin diğer yöneticilerinin de hikmete vakıf, bilgili olması kadar, statik bir yönetim anlayışına değil, toplumsal değişimin farkında olarak her yeni dönemde şehri gelecekteki gerçek hedeflerine ulaştıracak metodolojinin yeniden gözden geçirilmesini öneren dinamik bir siyaset / yönetim anlayışını egemen kılınması gerekliliğine inananlardan olmasıdır.

Erdemli Şehir’de amaç, insanların dünyevî hayatları ile birlikte uhrevî hayatlarına da yansıyacağı umut edilen mutluluğun yaşanmasını sağlayacak nitelikteki şehirlerin iradî yardımlaşma yolu ile gerçekleştirilmesidir.

Farabi’nin bütüncül erdemlilik diye niteleyebileceğimiz bu âlem tasavvurunun en çarpıcı bir unsuru ise, ‘Erdemsiz Şehir’i de betimlemiş olmasıdır. Büyük düşünüre göre, erdemli şehir karşısındaki erdemsiz şehrin en önemli özelliğinin ‘cehaletle’ yönetiliyor olmasıdır.

Farabi’nin çağları aşıp günümüze ulaşan ve günceli de kapsayan şehre dair mesajlarından yapmamız gereken en önemli çıkarımın, bu mesajların insan mutluluğunu merkeze alarak, erdemli şehirlerin ancak bilgi, değişim yönetimi, adalet, yardımlaşma ve dayanışma ile inşa edilebileceğini göstermiş olması olduğunu düşünüyorum.

Modernliğin gelenek ve tarihsel birikim üzerinde yükseldiğinde, yani geçmişle bugün arasındaki bağın koparılmadan sürekli bir birikim ve inşa süreci olarak devam etmesi halinde anlam ve içerik kazanacağı sosyolojik bir gerçekliktir.

Bu gerçeklik, şehirlerin küreselleşme dalgaları karşısında kendi kültürüne yabancılaşma riskinin önlenmesine yönelik kültürel kodları olan bir formül sunduğu gibi, şehirlerin tarihten tevarüs eden kimliklerini ve diğerlerinden farklı zenginliklerini koruyarak aynılaşmadan özgün bir kimlik üretmesinin de yolu açmaktadır.

Erdemli Şehir modeli bu açıdan bakıldığında, millî olan kültürün şehirler üzerinden yeniden üretilmesine imkân verir. Tüm bu gerçekliklerden, daha da önemlisi tarihten ve medeniyetimizden kaynaklanan insani bir sorumlulukla Erdemli Şehirler’i daha da güçlendirmek ve insanların Erdemli Şehirler’de yaşıyor olmanın mutluluğuna erişebilmesine katkı sunmaktır.

Şehir-İnsan İlişkisine Dair

Şehir ve İnsan ilişkisi, tarihsel kökenleri bağlamında birbirini sıkı bir şekilde etkileyen iki aktörün öyküsüdür.

“Şehir mi insana aittir, insan mı şehre aittir?” ya da “Şehirde yaşamak mı şehri yaşamak mı?”  şeklindeki sorular basit gibi görünse de şehir ve insan ilişkisinin derinliğine işaret etmesi anlamında insan-mekân ilişkisinin ayrılmazlığına vurgu yapar.

Türk Edebiyatı’nın klasiklerinden ‘Beş Şehir’in müellifi Ahmet Hamdi Tanpınar, “Şehir devamlı şekilde muhayyilemizi işletme sihriyle bize tesir eder. Ve bu, tarihten gündelik hayata, aşktan sofraya kadar genişler.” tespitinde bulunur.

Hayatımızın derinliklerine sızan şehir kimliği insanı dönüştürürken, şehir de bağrında barındırdığı insanın ürettikleri ile değişir, dönüşür ve yeni formlar kazanır.

Şehrin ait olduğu insan topluluğu ve insan topluluklarının ait olduğu şehirlerde, toplumsal, çevresel, kültürel, sanatsal ve mimarî etkileşim içinde devam eden bu döngü sayesinde insan yaşadığı yere aidiyet geliştirir. Bu doğal ve doğuştan gelen bir tutumdur.

Şehirlerin tarihî birikimleri, doğal güzellikleri, kültürel derinliği, sunduğu çeşitlilik ve nimetlerin çokluğu hepsinden öte içinde yaşayanların yüzyıllarca aynı havayı solumalarından ve aynı toprağın evladı olmaktan kaynaklanan hissiyat aidiyet bağını güçlendiren unsurlardır.

Doğu’daki şehir bölgeleri İslâmiyet’in ortaya çıkışı ile tekrar canlanıp,  Orta Asya’dan Endülüs’e kadar ortak paydası olan bir medeniyetin şehirlerini oluştururken Sanayi Devrimi ile birlikte kalabalıklaşan ve kentleşme süreçlerinin insanların temel ihtiyaçlarına göre geliştiği şehirler bugün artık sadece, barınma, çalışma ve beslenme gibi temel taleplere göre değil, insanın üretme ve yaratma kabiliyetini sahneye aktardığı ve kendini gerçekleştirme alanı olarak dizayn ettiği modern mekânlara dönüşmeye başlamıştır.

Bu durum, şehirlerin yaşayan birer varlık olarak felsefesi, düşünsel arka planı ve hepsinden de önemlisi özgün bir hikâyesi olduğuna işaret eder.

Felsefesi ve hikâyesi olan şehirler, dünya sahnesinde kendine yer bulabilmekte, geçmişinde biriktirdiği enerji ve şimdinin bilgisi ile geleceğe yürüyebilmektedir.

Şehirler bir şekilde geleceğe yürürler fakat önemli olan kendi değerleri ile yeryüzünde farklılık yaratarak, kendi özgün kimliği ile varlığını sürdürebilmesi ve tekâmülüne yol açmasıdır.

Bu anlamda, insanca yaşamayı mümkün kılan bir nazarla farlılıklarını, değerlerini, dinamiklerini anlam ve derinliğini yeniden yorumlayarak yeni bir manzara karşısındayız.

Artık Dünyanın yeni ülkeleri şehirlerdir…

 

Çok Okunanlar