sen durdun diye durmaz hiçbir şey
akıp gider bu sokak bu cadde bu şehir
kaldırımların ruhu incinirken
tel örgülü bir çite takılır gibi
bir şarkıya takılıp sendelerken
bıçağa dönüşür söndü sandığın küller
gurbetine alışır dikenleri alınmış güller
bilirsin yakın nedir uzak nedir
bir firavun ve bir Musa
dolaşırken içinin dehlizlerinde
çıktığın yolda kaybolmak nedir
günü kovarak geceyi bekleyip
bir sedirde bir cam kenarı bulup
başını pervazlara dayayıp
sesini içine gömerek
inadına bakarken karanlığa
ömrünü heba ettiğini anladığında
kibrin sunağından imanını topladığında
yaptığı kumdan kaleleri
bir fiskeyle yıkan bir çocuk sevinciyle
gülümsemelerin donar dudaklarında
tekrar inanırsın bir daha kanmamak üzere
