Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

Mahmut Celaleddin Ökten

Celal Hoca, asrın ihtiyaçlarına müdrik, asrın ilimleriyle mücehhez, şark’ı da garp’ı da iyi bilen, tavizsiz fakat müsamahakâr âlimler ve nesiller ister. “İslam’ı asrın idrakine söyletmeliyiz.” düşüncesindedir. “Dindar görüneceğiz diye mutaassıp olmayın! Aydın desinler diye de taviz vermeyin.” diyor.

EKLENDİ

:

Mahmut Celaleddin Ökten, meşhur adıyla Celal Hoca, hocalık sıfatı soyadından önce gelen çok kıymetli bir zat-ı muhterem. “Derse gelmediğim gün cenazeme gelin.” dermiş talebelerine.  Öyle de olmuş. 1961 yılının kasım ayında, yaprak dökümünün yaşandığı güz mevsiminde yılın ilk karıyla Rahmet-i Rahman’a tevdi eylemiş. Cennet mekân inşallah.

“Bir muallimin, isminden çok hocalığı ile ebediyete intikal etmesi ne büyük bahtiyarlıktır!” Evet. Celal Hoca’nın geride bıraktığı eserleri, kitapları yoktur lakin O,  geride eser olarak Asım’ın Nesli’ni bırakmıştır.  

Aslen Trabzonlu’dur Mahmut Celaleddin Ökten. Gürcüzadeler’dendir. Küçük yaşta babasını kaybetmiştir. Annesi hafizedir ve ağızdan geceleri Kuran ezberletir oğluna. Annesi de vefat edince, yetim kalır. İlme, okumaya merakı çoktur. Daha çocukluk yıllarında, medresede okurken, hocaları, başarısından dolayı “Molla Celaleddin” diye hitap ederler Ona.

Yetim kalan Molla Celaleddin’e Trabzon dar gelir. İlim talebiyle, hevesle İstanbul’a gelir. Büyük zorluklarla karşılaşmasına rağmen ilim öğrenme isteğinden asla vazgeçmez. Kuran’ı ezberlemiştir ama anlamak da ister. Bir gün gönülden dua eder: “Ya Rabbi! Eğer bana bu kitabın dilinden anlamayı nasip edersen, ölünceye kadar senin dininin dellalı olacağım.”  Duası kabul olur Celal Hoca’nın ve son nefesine kadar ilim öğrenir ve öğretir.

İlim öğrenmenin yaşı yoktur hepimize malum; muallimliğin de yaşı yok, emekliliği yok. Celal Hoca’nın hayatından görüyoruz bunu. Arapça muallimi olarak göreve başlayan Celal Hoca,  1947 yılında Vefa Lisesi’nde görevine devam ederken yaş haddinden “edebiyat muallimi” olarak emekli olur.

Arapça muallimi olan Celal Hoca, Arapça dersi okullarda okutulmamaya başlayınca bir müddet işsiz kalır. Daha sonra felsefe ve edebiyat derslerini okutmaya başlar. Uzun yıllar Milli Eğitim Bakanlığı da yapmış olan talebesi Hasan Ali Yücel, Celal Hoca için; “O, hangi derse giriyorsa hakkıyla ders veriyordur.” der. Vefat ettiği 1961 yılında ise halen Yüksek İslam Enstitüsü’nde ders vermeye devam ediyordur.

Mahmut Celaleddin Ökten, bir neslin öncüsüdür. İmam hatip okullarının kurucusudur. 1949 yılında Maarif  Vekaletince açılan İstanbul’da bir imam hatip kursuna müdür ve öğretmen olarak tayin edilir ilkin. Kursların yeterli olmadığını görünce imam hatip okullarının açılması gerektiğini düşünerek görüşmelere başlar. 17 Ekim 1951’de İstanbul İmam- Hatip Okulu’nun ilk müdürü olur.

Celal Hoca, dört yıl orta kısım, üç yıl da lise kısmı olmak üzere yedi yıllık imam hatip okulu projesini, dönemin Milli Eğitim Bakanı’na kabul ettiremeyip on aylık imam hatip kursları açıldığında, kurs talebesizlikten kapanmasın diye günlük yevmiyelerini vererek ameleleri de kurs talebesi gibi göstermiştir.

O dönemde hükümettekiler, en üst seviyedekiler bile cahil insanlardır Celal Hoca’ya göre. Arapça dersinin bu okullarda okutulmasına lüzum görmüyorlar. İmam Hatip projesini kendi kalelerinin düşmesi ve irticanın zaferi olarak görüyorlar.

Tevfik İleri,  Milli Eğitim Bakanı olunca İmam Hatip okulları açılabilmiştir nihayet. Zafer kazanmış bir kumandan gibi sevinmiştir Celal Hoca okullar açılınca. Tevfik İleri, İmam Hatip okulunu ziyarete geldiğinde şunları söylemiştir; “Bu okulları doğmadan boğmak isteyenler var; ancak ağırbaşlı hareket edersek istikbal bizim.”

Öğrencilerinden Emekli Hadis Profesörü Nedim Urhan Hoca, İmam hatip okullarını açamadık diye ağladığına şahit olmuştur Celal Hoca’nın. İmam Hatip Okullarının açılışıyla ilgili yaşadığı sıkıntıları anlattığı şu sözler öyle manidardır ki; “O kadar engel çıkardılar ki önümüze hiç yoktan. Formalite diye diye… Eğer tepemize tebevvül etmeyi de formalite icabı diye önümüze sürselerdi, ona da katlanacaktım inanın! Çok şükür müsaadeyi aldık nihayet…”

İmam Hatip Okullarının açılmasından sonra İlim Yayma Cemiyeti ile işbirliği yapılır. Binalar tadil edilir. Hükümet sadece okulların açılmasına onay verir ve başka bir ihtiyacına karışmaz bu okulların.

İlk yılda, Celal Hoca okul müdürü iken okulda hizmetli olmadığından ders bittikten sonra paçalarını sıvayarak tuvaletleri temizler. Okulun hocaları, bu işleri talebelere yaptır, derler.  Celal Hoca:  Hayır, der. “Talebeler gözümüzün nuru, dinimizin yarınki hadimleri. Onların izzet-i nefislerini kıramam. Haysiyet duygularını zedeleyemem, inkisar-ı hayale uğratamam. Halet-i ruhiyelerini altüst edemem. Çünkü talebelerime bu yaşta, bu çağda böyle bir iş yaptırırsam onların izzet-i nefsiyle oynamış olur, cemiyete ve insanlara karşı küskün ve kırgın yetişmelerine sebebiyet vermiş olurum. Bunu yapamam. Esasen bu gibi işler insan tabiatına giran gelir. Kendi nefsimin hoşlanmadığı bu işi talebelerime hiç yaptırmadım. Nihayet iş başa düşer. Bu sebeple mektebin helâlarını ve musluklarını günlerce bu mektebin müdürü olan bu fakir temizlemiştir. Bugünkü hâlimize şükredelim.”

Eğitim sistemini beğenmez ve bütün bir neslin heba edildiğine inanır Celal Hoca. Tarih ve din adına ne varsa dışlanmış, temelsiz bir nesil yetişmiştir. Aslında emekli olduktan sonra Ahlak- Kelam ve Fıkıh Projelerini gerçekleştirmek ister, kitap yazacaktır ama bu zamanlar İmam Hatip okullarının açılmasına denk gelir, çalışmalarını tamamlayamaz.

Celal Hoca, ömrünün son zamanlarını da Medine’de geçirmek istemesine rağmen Medine’den dönmeye karar verir. Bize bir vazife var, der. Hocalıktan emekli olamaz. Yüksek İslam enstitüsü açılır ve Celal Hoca Medine’den dönerek ömrünün sonuna kadar bu okulda derslerine devam eder. Felsefe derslerine girer. Ali Fuat Başgil; “Felsefe ile uğraşıp iman zaafı olmayan, ilim ve felsefesini, iman ve ameli şahsında toplamış ender din adamlarından biri.” diyor onun için.

Celal Hoca kimin çalışkan, kimin tembel olduğunu, kimde cevher var kimde yok, bir-iki soruyla hemen bulur ve inci avcısı gibi ortaya çıkarırmış. Talebelerine anlatacağı dersi, takkesini masanın üstüne koyup önce takkeye anlatırmış. Takkesinin ondan yıllarca ders dinlediğini söyler. Prensiplidir, ciddidir. Ancak latifeyi de sever, talebelerine “şeddeli eşek”,  “uzun kulak” gibi latifelerde bulunurmuş.Yalın, net bir insan, samimiyet, safiyet ve ciddiyet sahibidir. Okuduklarını, vereceği dersleri sürekli düşünür Celal Hoca. Talebelerinden Emin Işık Hoca; bütün ilimlere vakıf olan hocası için: “Ya Rabbi, bu beyin toprak mı olacak…” diyor.

Haksızlık karşısında tepkilidir daima Celal Hoca. Sonuna kadar hakkını arar. Harcamakla eksilmez düşüncesindedir. Misafiri ve ikramı çok sever,  cömerttir. Tabiatı temaşayı, şiiri çok sever. Hafızasında binlerce beyit vardır. Bütün ilimlere vakıftır. Tasavvufa da meyli vardır. Rüyalar üzerinde tasarrufu vardır. Rüya yorumunu da bilir. Devrinde birçok âlim ile dosttur. Babanzade Ahmet Naim Efendi, Mehmet Akif,  Abdulhakim Arvasi Hazretleri, Ali Ulvi Kurucu,  Kenan Rıfai… Fahredddin Efendi ile Mehmed Zahid Kotku Hazretleri de yakın dostluk kurduğu, ders aldığı büyük zatlardandır.

Birbirinden kıymetli üç evlat sahibi  Mahmut Celaleddin Ökten. Çocuklarının yetişmelerinde eşi Emine Mahmude Hanım’ın ve kendilerinin katkısı çok büyüktür. Celal Hoca’nın muhterem oğulları Prof. Dr. Sadettin Ökten’in tabiriyle Celal Hoca,  ilmi ve yaşantısıyla, tam anlamıyla, Bir Osmanlı Münevveridir.

Celal Hoca, asrın ihtiyaçlarına müdrik, asrın ilimleriyle mücehhez, şark’ı da garp’ı da iyi bilen, tavizsiz fakat müsamahakâr âlimler ve nesiller ister. “İslam’ı asrın idrakine söyletmeliyiz.” düşüncesindedir. “Dindar görüneceğiz diye mutaassıp olmayın! Aydın desinler diye de taviz vermeyin.” diyor.

Ömrünün son zamanlarında Yüksek İslam Enstitüsünde muallimlik yaparken bir gün, kaybettiği ders notlarını aramak için okula gider. Yaman Dede ile karşılaşır okulda. Yaman Dede, yemek yiyelim diye teklifte bulunur hocaya.  Celal Hoca kabul etmez teklifi. Okulda o gün dersi olmadığı için yemek yeme hakkının bulunmadığını söyler. Ben yemedim, çocuklarıma da hiç haram yedirmedim, der.

Dinî konulardaki hak-hukuk meselelerinde tavizsizdir. “Cehenneme postumu serecek değilim.” diyerek, dünyalık bütün menfaatleri reddeder, duasını yerine getirir, dinin dellalı olabilmek için çabalar, durur. Celal Hoca’nın doktor kızları kıymetli Ayşe Hümeyra Ökten, Celal Hoca’yı anlatırken özellikle hâl ehli olduğunu da anlatır, bugünleri görse çok mutlu olurdu, derdi.

Ali Fuat Başgil ise; “Celal Hoca bu memlekette hakikaten heder olan kıymetlerden biridir.” diyor Celal Hoca için. Bunca emeğine karşılık bir eser bırakmamıştır Celal Hoca. Emanet bıraktığı yazıları, not defterleri, ders notları gözden geçirilip gün ışığına çıktığı takdirde rahmetli Celal Hoca’nın değeri daha fazla takdir edilecektir. Eserleri, talebeleridir onun.

Yine Celal Hoca’nın talebelerinden Nurettin Topçu, hocasının vefatı üzerine “Vefakârlık ve dostluk duygularının serab olduğu anda bütün bir ömür beklerken, tek vefakâr dost; ölüm gelip yetişiyor. O öldü. Biz onun dünyamızda bıraktığı işlerden fazlasını tanımayız. Onun bize bıraktığı, gözleri kamaştıran ve âleme ebede kadar ışık dağıtacak bir ilim ve fazilet güneşidir. Onun bu muhteşem mirası paylaşmakla bitmez. Lakin üstadın yazılı eseri bulunmadığı için, kendisinin kıskanç manevi mirasçıları, dostları ve bahusus talebeleri olacaktır. Ne mutlu onlara!” diyor.

Biz de onun yolundan gitmeyi, dinin dellalı olabilmeyi kendimize şeref bilenlerdeniz. “Alimler, peygamberlerin varisleridir.” Celal Hoca’yı tanıyanlardan olmakla,  anlayanlardan ve örnek alabilenlerden olabilme umuduyla bahtiyarız. Ne mutlu bizlere de!..

Çok Okunanlar