Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Mehmet Akif İnan’ın Gençlik Tasavvuru

Biz, Tanzimat’tan beridir, iflah edilmemek için, başına örülmedik çorap bırakılmayan bir düşünce nizamının çocuklarıyız. Tama­men erimememiz, tükenmememiz, Allah’ın bir lütfudur ve lütfa bağlı olarak bir avuç inanç kahramanın destanî direnişindendir.

EKLENDİ

:

Milletimiz büyük bir operasyona tabi tutulmuştur. Bu operasyonla, milletimizin bin yıllık medeniyet değerleriyle olan bütün bağları tek tek koparılmış, bağların yeniden kurulmasını önlemek için her türlü tedbir ve çareye başvurulmuştur. Ancak milletimizin yüreğindeki köz tamamen söndürülememiştir. Bu közden, adeta küllerinden yeniden doğarcasına yeni bir diriliş beklenmektedir. Mehmet Akif İnan, bir durum tespiti yapmakta ve bir strateji ortaya koymaktadır: “Biz, Tanzimat’tan beridir, iflah edilmemek için, başına örülmedik çorap bırakılmayan bir düşünce nizamının çocuklarıyız. Tama­men erimememiz, tükenmememiz, Allah’ın bir lütfudur ve lütfa bağlı olarak bir avuç inanç kahramanın destanî direnişindendir. Atılan küçük küçük adımlarla bugüne ulaştık. Şimdi adımları­mızın arası daha genişlemiştir. Bu yürüyüş çok yakınlarda belki, bir koşuya dönüşecektir. Koşuya hazırlanmanın ön çalışmaları içindeyiz. Bu hazırlıklar bitmeden koşuya çıkamayız. Çıkarsak yazık olur bu kadar emeklere. Kaybedersek yeni baştan hazırlan­mak, tekrar başlara dönmek zorunda kalırız. O da bırakırlarsa…”[1]

Mehmet Akif İnan, ‘düşünce’nin geleceğe taşınması ve ülkeyi kuşatması için aydın bir kadroya sahip olunması gerektiğini, aydın bir kadronun da gençliği iyi eğitmekle mümkün olacağını ifade eder:

“Düşüncemizin aydın adaylarını gençlik içinde aramalıyız.

Bütün zamanımızı bir gençliğin eğitimine ayırmamız gerekiyor. Düşüncemizi, kavgamızı sırtlayacak olan gençliktir. Düşünce­mizin gençliğini yoğurmaktır baş görevimiz. Aydın bir kadroya kavuşmanın tek yolu gençliğe yönelmektir.

Gençliği olan, gençliği kazanan düşünce ve eylem hızla ülkeyi kuşatır. Halka ulaşmanın yolu da gençlikten geçiyor. Yani aydın­dan geçiyor. Halk yığınlarını aydınlar etkiler, aydınlar yönlendi­rir. Aydınların da harmanlandığı yer gençliktir.”[2]

Milleti özüne döndürme ameliyesini gerçekleştirebilmek için önce milletin buna rıza göstermesi gerektiğini belirten Mehmet Akif İnan, milleti uyandırabilmek için gençleri kazanmak gerektiğini, gençlerin organize olmasıyla birlikte milletin güvenini kazanmış bir gençliğin uyanışı gerçekleştireceğini ifade etmektedir:

“Milleti yanımızda bulunca her şey değişir.

İnkılabımızın adı, milleti kendi kendinden haberdar et­mektir. Bu, uyutulan devi uyandırmaktır. Bu dev uyanırsa, bize omuz verirse, fethin yolu açılır ancak. Önce bu devi uyandırmalı, ona hafızasını iade etmeliyiz.

Bu devi uyandıracak olanlar ise ancak gençliğimizdir. Gençliği düzenleyip kol kol salmalıyız yurdun dört bir yanına.

Bu dev’e, yani insanımıza, o anlatmalıdır bizi de, ihanetleri de, Batı’yı, Batıcıyı gençten duymalı, tanımalı millet. Ancak gence güvenir bir millet, ona inanır. Herkesten çok, gence kulak verir millet. Çünkü istikbal demek gençlik demektir, bunu bilir millet. Gençlik sahip çıkarsa kendisine, istikbalden emin olabilir ancak toplum. Gençliğin sözünde ve eyleminde seyreder istikbalin manzarasını.

Milleti yanımıza almalıyız.

Kim gençliğini millete gönderirse ona teveccüh ediyor millet.”[3]

Mehmet Akif İnan, “İslâm Gençliği Üzerine” başlıklı yazısında bir zihniyetin yerleşmesinin yetişkin nesil eliyle değil, mutlaka gençler üzerinden temin edileceğini belirtmektedir: “(…) [D]evrim, kendisine adapte olmuş insanlara değil, kendisi­nin bizzat eğittiği, yetiştirdiği kadrolara güvenmeye ve dayanma­ya muhtaçtır. Kendisinden yana olan veya kendisine adapte olan insanlarda, mutlaka devrimden önceki düşünce ve terbiyeden bazı izler kaldığı için devrim, haklı olarak, tam anlamıyla emin olamaz yetişkin nesilden. Ümidi ve teminatı gençliktir devrimin.

Yakın tarihimizi hatırlayalım. Tanzimat, kendi muhtevasına uy­gun nesli, ancak yirmi sene sonra bulmuştur. Cumhuriyet ise kendi aydınına, Cumhuriyet’in ilanından on sene sonra kavuş­muştur.

Devrimler, kendi kurdukları okullardan yetişen gençlikle ancak varlıklarını devam ettirebilir. (…)”[4] demektedir.

İslamcı düşünce içerisinde yer alan gençlerden Kur’an’ı yüzünden okuyamayanların sayısının az olmadığını söyleyen Mehmet Akif İnan, Kur’an okumasını bilmeyen bir gençliğin yetiştiğini ifade ederek, gençlere Kur’an okumasını öğretmek gerektiğini, bilhassa gençlik kuruluşlarının kurslar açması gerektiğini ifade etmektedir. “Kur’an’ı hamil olmayınca, İslâm davası mı olurmuş? Bizi Kur’an’dan koparanlara cevabımız, Kur’an’ı yüklenmekle olsun.”[5] diyerek seferberlik ilan eden Mehmet Akif İnan, bir başka yazısında ise İslam’ı bilmenin yanı sıra İslam’ı yaşamanın önemine de işaret etmektedir:

“Durakta otobüs bekliyordum. Güzel, sakallı bir genç yaklaş­tı, selam verdi. Yüksek bir okula devam eden bizim gençle­rimizdenmiş. Otobüste yan yana oturduk. Bilinçli bir Müslüman aileden gelmemiş ve İmam-Hatip çıkışlı olmadığını; bu sebeple dinî konularda yeterli bilgisi bulunmadığını, yazılarımızdan çok istifade ettiğini, sohbetlerimize de katılmak suretiyle yetişmek istediğini anlattı. Bu “yetişme”yi, davayı başarılı biçimde “tebliğ” etmek için “şart” gördüğünü söylüyordu.

Hak verdim (…) bu halis arkadaşa. Hak verdim de ayrıca şunu da ekledim: “Bir Müslüman için en iyi tebliğ, inancını yaşamasıdır.” (…)

İslâm’ı gereği gibi yaşayan biri, yüzlerce vaaz erbabından daha iyi tebliğ ediyordur dinini.”[6]

[1] Mehmet Akif İnan, “MTTB ve Ayasofya”, Siyaset Kokan Yazılar, Eğitim-Bir-Sen Yayınları, Ankara 2016, s. 63

[2] Mehmet Akif İnan, “Biz İşimize Bakalım”, Mirası Kuşanmak, Eğitim-Bir-Sen Yayınları, Ankara 2016, s. 44

[3] Mehmet Akif İnan, “Emir Vaki Olunca”, a.g.e, s. 67

[4] Mehmet Akif İnan, “İslâm Gençliği Üzerine”, a.g.e, s. 193

[5] Mehmet Akif İnan, “Kur’an’sız Müslümanlık”, a.g.e, s. 136

[6] Mehmet Akif İnan, “En İyi Tebliğ Yaşamaktır”, a.g.e, s. 185-186

Çok Okunanlar