Bizimle İletişime Geçin

Düşünce

Musa Cârullah’ın Kur’an’ı Anlama Çabası

Kur’an’ın kelamullah oluşuna, evrenselliğine, i’cazına, belagat yönüne, Kur’an hükümlerinin genişliğine yaptığı vurguları ve kimi zaman düştüğü çelişkili durumları, bazı aşırı denilebilecek yorumları ve hatta yöntemsizliğini değerlendirirken onun, Kur’an ve çağdaş durum arasında uzlaştırma gayreti içerisinde olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurmamız yerinde olacaktır. Bu, onu daha iyi anlama adına doğru bir yaklaşım olacaktır. Örneğin pratikte miras, kadının şahitliği, kölelik vb. yorumlarına baktığımızda onun daha çok ‘modernist’ bir tavır sergilediğini; fakat teoride yani genel ilkeler bazında, örneğin kelamullah ve Kur’an ilimleri gibi konularda ise ‘geleneksel’ bir tavır takındığını görmekteyiz.

EKLENDİ

:

19. yüzyılın sonlarından itibaren Müslüman aydınlar İslam dünyasındaki çöküşün, geri kalmışlığın sebebini, Batı’yı üstün kılan ve Müslümanları çağın medeniyet yarışından alıkoyan sebepleri, tekrar ayağa kalkmanın, yeniden güçlü hâle gelmenin yollarını araştırmışlar ve bu çerçevede bazı çözüm önerileri geliştirmişlerdir.

Birçok Müslüman aydın, İslâm dünyasının çöküşünün asıl sebebinin Kur’an’dan uzaklaşmak olduğunu düşünmüş, buradan hareketle de Kur’an’ın tek kurtarıcı olduğu sonucuna varmıştır. Onlara göre Kur’an eğer gereği gibi algılanır, onun rehberliğinden gereği gibi faydalanılırsa sorunlarımızın birçoğu kendiliğinden halledilmiş olacaktır.

Diğer yandan bu tür anlayışlar âdeta bir refleks hâlinde savunmacı bir yaklaşımı da beraberinde getirmiştir. Buna göre geri kalmışlığın sebebi İslâm değil, onu uygulamayan, anlamayan Müslümanlardır çünkü İslâm sadece bir din değil aynı zamanda hukukî, politik, ekonomik ve sosyal bir sistemdir. Bu sebeple İslâm’ın örneğin, bilime ilerleme alanı bırakmadığı doğru değildir çünkü Kur’an yalnızca tabiatı araştırmayı teşvikle kalmamış, insanoğlunun yüzyıllar sonra ancak ulaşabildiği bilimsel sonuçları da daha o günden tasdik etmiştir.

Bu yaklaşım tarzı ile birçok İslâmî mesele gözden geçirilmiş; modern bilimin verileri ile bazı ayetler açıklanmaya çalışılmış; sosyal hayatla ilgili hususlar da modern durum göz önüne alınarak değerlendirilmiştir. Bu meyanda özellikle taklide savaş açılmış, İslâm’ın akla ve hür düşünceye ne kadar önem verdiği üzerinde durularak mucize ve kader konusu gibi meseleler bu bakış açısıyla yeniden ele alınmıştır. Dinî hürriyet, insan hakları, kadınların statüsü, tesettür, çok kadınla evlilik ve miras gibi konular modern dünyanın beklentisine uygun olarak yorumlanmaya gayret edilmiştir.

Bu yorumculardan biri de Musa Cârullah Bigiyef’tir.

Musa Cârullah, yaşadığı dönemde, Müslümanlarla ilgili sorunlarla ilgilenmiş ve bu sorunlara çözüm üretmeye gayret etmiş aydınlardan biridir. O, esaret altında yaşayan, bağımsızlık mücadelesi veren; coğrafi açıdan farklı kültürlerle (Rusya’nın hâkim olduğu bir bölgede) yaşamak durumunda kalan; siyasi, ekonomik, kültürel pek çok alanda modern dünyaya göre geri kalmış olan bir toplumun düşünen bir üyesidir.

Tabii olarak içinde yaşadığı bu toplumun sorunlarıyla hemhal olmuştur. Örneğin o, yaşadığı bölge yıllarca siyasî, askerî ve kültürel olarak Rus istilasına maruz kalmış bir bölge olduğundan bağımsızlık ile ilgili sorunlara çözüm aramış ve Kazan Türklerinin geleceği ile ilgili çalışmaların birçoğunda etkin olarak yer almıştır.

Cârullah, kölelik, kadınların mirastaki payları, şahitlik, aile reisliği, tesettür, aklın önemi, bilimsel gelişme gibi meselelerle ilgilenmiş, bunlarla ilgili Kur’anî değerlendirmeler yapmıştır. Çünkü modern dünyada bu gibi meseleler gündemdedir. Cârullah da söz konusu konularda İslam’ın çağa uygun cevaplarının olduğunu savunmuş ve bunun için naklî ve aklî deliller getirmeye gayret etmiştir.

Yine o, hem teknolojik alandaki baş döndürücü gelişmelerin olduğu hem de insan hakları bağlamında fikir özgürlüğü vb. hususların konuşulduğu bir dünyada, İslam’da aklın önemi üzerinde ısrarla durmuş ve ‘Hür akıl, her hakikatin mizanıdır.’ demiş, Kur’an’ın fikir hürriyetine büyük önem verdiğini, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin Kur’an’a nispetle okyanustan bir katre olduğunu, İslam’ın ilk asırlarındaki ilmî çalışmaların buna delil olduğunu söylemiştir.

Ona göre Müslümanların tevekkülü yanlış anlamaları, kaza ve kaderi yanlış yorumlamaları, fikir hürriyetine ve eğitime önem vermemeleri gibi sebeplerle bugün, İslâm milleti miskinlik, fakirlik, esirlik ve kölelik yollarına düşmüştür. O halde Müslümanların kâinat kitabına ve Kur’an’a iyi bakmaları ve ikisini de ihmal etmemeleri gerekmektedir. Çünkü netice itibari ile onun anlayışında modern durum ile Kur’an hükümleri arasında herhangi bir çatışma ve uyumsuzluk yoktur.

Cârullah, yaşadığı dönemdeki kimi Müslüman düşünürler gibi Müslümanların tarihte Kur’an’ı doğru anladıkları, onun rehberliğinden gereği gibi faydalandıkları ve bu nedenle de diğer milletlere her alanda üstünlük sağlayabildiklerini düşünmektedir. Ona göre günümüz Müslümanları, Kur’an’ı doğru anlayamadıkları için İslam âlemi geri kalmış ve pek çok sorunla uğraşmak zorunda kalmıştır. Dolayısıyla Cârullah, Müslümanları uyandırabilmenin çaresi olarak Kur’an’ı göstermiştir.

Kur’an’ı her şeyin üstünde tutan Cârullah’ın anlayışında onda her meselenin halli için çözümler mevcuttur. O, ilke olarak Kur’an ve sünnetten başka otorite kabul etmemiş ve meselelerin hallini özellikle Kur’an’da aramıştır.

Cârullah’ın anlayışında Kur’an’ın hiç bir harfi hikmetsiz değildir.

Cârullah’ın anlayışında Kur’an, her şart ve zemine uygun hükümleri ihtiva eder.

Zira Kur’an olabilecek tüm halleri göz önünde bulundurmuştur ve bu yönüyle Kur’an evrenseldir. Fakat Kur’an hükümleri, zamanın şartlarına uygun şekilde yorumlanmalı ve bu yorumlar, eldeki tüm bilimsel veriler kullanılarak desteklenmelidir. Bunun için de mesela şer’î deliller kitap, sünnet, icma’ ve kıyasla sınırlandırılmamalıdır. Çünkü İslam hukukunun işlerlik kazanabilmesi, Kur’an’ın, günümüz şartlarını dikkate alan bir bakış açısı ile yorumlanmasına bağlıdır. Aksi takdirde Kur’an, bugüne hitap edemeyecektir.

Musa Cârullah zor bir dönemde yaşamıştır. Hem yaşadığı coğrafyanın hem de genel olarak Müslümanların sorunlarıyla ilgilenmek zorunda kalmış ve tüm bu sorunlara Kur’an’da cevaplar bulmaya çalışmıştır.

Kur’an’ın kelamullah oluşuna, evrenselliğine, i’cazına, belagat yönüne, Kur’an hükümlerinin genişliğine yaptığı vurguları ve kimi zaman düştüğü çelişkili durumları, bazı aşırı denilebilecek yorumları ve hatta yöntemsizliğini değerlendirirken onun, Kur’an ve çağdaş durum arasında uzlaştırma gayreti içerisinde olduğu gerçeğini de göz önünde bulundurmamız yerinde olacaktır. Bu, onu daha iyi anlama adına doğru bir yaklaşım olacaktır. Örneğin pratikte miras, kadının şahitliği, kölelik vb. yorumlarına baktığımızda onun daha çok ‘modernist’ bir tavır sergilediğini; fakat teoride yani genel ilkeler bazında, örneğin kelamullah ve Kur’an ilimleri gibi konularda ise ‘geleneksel’ bir tavır takındığını görmekteyiz. Bu tavrının sebebi olarak modern durumun kendisi gösterilebilir. Onun aynı zamanda bir eylem adamı olması da bir diğer nedendir. Çünkü o, direk olarak sonuca gidip fikirlerinin karşılığını görmeyi arzulayan ve çoğu zaman da fikrî bazda aksiyon yönü ağır basan bir âlimdir. Bir başka ifade ile o, ‘modernist’ veya ‘klasik’ bir âlim olmaktan öte daha çok yenilikçi, Kazan Türkleri arasındaki yaygın kullanımıyla, bir ‘ceditçi’dir.

Netice itibarıyla o, teoride ifade ettiği bir takım ilkelere pratikte sadık kalamamış ve bu nedenle zaman zaman çelişkiye düşmesi kaçınılmaz olmuştur.

Çok Okunanlar