1. Anasayfa
  2. Edebiyat

Necip Fazıl’ın Gözünde Necip Fazıl: Herkes ve Bana Göre Ben

Necip Fazıl’ın Gözünde Necip Fazıl: Herkes ve Bana Göre Ben

Dünyaya o yaradılışta bir daha ve eşine benzer tarzda az gelebilecek olan Necip Fazıl, eseri, sözleri, davranışları ve jestleriyle bir bütün olarak düşünülmesi gerekli bir şahsiyettir. Adeta bölünmez, parçalanmaz ve bir kenarda bırakılamaz bir bütün… Necip Fazıl’ın şairliğini düşünürlüğünden, düşünürlüğünü gazeteciliğinden, gazeteciliğini yaşantısında ve polemiklerinden ayırıp düşünmek pek mümkün değildir.

Necip Fazıl demek, öyle bir kumaş demek ki, ondan bütün saydıklarımızdan iplikler iç içe dokunmuştur. En soyut bir düşünceden en somut bir eyleme geçiş mümkündür onun diyalektiğinde… Çünkü tümünü bir sentez halinde yaşamıştır… Bir ışık, bir som mermer gibi adeta…

Üstadın toplumumuzda, zamanında ve yeterince anlaşılmamasında, başka faktörler yanında, bu özelliğinin de rol oynadığı düşünülmektedir. Çünkü: O klasik tarif ve tanımlara uyan şair, düşünce adamı, gazeteci ya da politikacı tanımlarında hiç birine uymuyordu. Her kesimden etkinliği olan kişiler bu nedenle onu izlemekte, değerlendirmekte ve teşhiste güçlük çekmekteydiler.

Birçok kesim, istiyordu ki, o, kafalarındaki tanıma uygun olarak, istedikleri kimse olsun. Unuttukları bir gerçek vardı o da Necip Fazıl’ın bu ölçüleri ve çerçeveleri tanımıyor ve mutlaka bu çerçeveleri parçalamış olmasıydı. Şimdi de “Herkes ve Bana Göre Ben” Necip Fazıl’ı tanıyalım.

Yardakçıya göre ben:

Vatansız, soysuz, İnkılap düşmanı!

Su katılmamış (velet-i zina) ya göre ben:

Bir (mum söndü) âleminde meydana gelmiş piç!

Dinsize göre ben:

Softa, yobaz, kara mürteci, örümcek kafalı!

Züppeye göre ben:

Garabet ve (orijanilite olsun) diye sofuluk taslayan bir ”SNOP”?

Meyhane ruhiyatçısına göre ben:

Namaz kılmaz, oruç tutmaz, rakı içer, kumar oynar, kadın düşkünü, bizzat yapamadıklarının müdafii (savunucusu) ve bizzat bütün yaptıklarının münekkidi (kritikçisi) bir samimiyetsiz.

”Babıâli esnafına) göre ben:

Kaskatı gurur heykeli, majüskülle (büyük harflerle) yazılacak bir “BEN”.

Dönmeye göre ben:

Hayatı rezaletlerle doluyken, hak suretinde görünüp saf ve cahil dindarları istismara kalkan bir tüccar!

Muhalefet murabahacısına (kar ve faydayı gözeten) göre ben:

Her tenkit ve teveccühün üstündeki muazzam hedeflere saldıran ve her şeyden önce muhalefeti gücendiren mel’un!

Akıllılık iddia edenlere göre ben:

Deli!

Selamet der-kenarest (huzur, köşeye çekilmededir)lere göre ben:

Daima fincancı katırlarını ürküten patavatsız!

Komüniste göre ben:

Kara kaplı kitabın, cesur, atılgan, sistemli, samimi, fakat kafası testereyle kesilecek “1” numaralı propagandacısı!

Türkçüye göre ben:

Hakkında her şey söylenen kallıyla (sözüyle) fiilinin (eyleminin) birbirini tutup tutmadığı şüpheli bir garip adam!

Ve nihayet bana göre ben:

Tek müdafaa (savunma) kelimesi olmayan ve şahsına her ne kadar süfliyet (aşağılık) çamuru atılırsa hepsini gayesinin ulviyetinden(yüceliğinden) bilen, buna rağmen gerçekten süfli(aşağılık) şahsıyla bu kadar şerefe layık olmayan basit ve alelade adamcağız.

9 Ocak 1948 tarihinde kaleme alınan bu yazı, daha sonra Çerçeve 2, İstanbul, 1989, s:113’te neşredilmiştir.

1947'de Diyarbakır Mermer Nahiyesinde doğdu. İlkokulu doğduğu nahiyede, orta öğrenimini Diyarbakır İHO ve Ziya Gökalp Lisesi'nde tamamladı (1966). İstanbul YİE'nü (1970) ve bir yıl sonra İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı Bölümü'nü bitirdi (1971). Kırklareli'nin Vize ve Pehlivanköy ilçelerinde Vaizlik, Müftü Vekilliği gibi Diyanet'e bağlı görevlerde bulundu (1971-1973). Aynı süre içinde "Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Marifetname" konulu doktora tezi çalışmalarına başladı. İki yıl kadar İstanbul Merkez Vaizi (1974) olarak görev yaptıktan sonra açılan sınavı kazanarak ve Danıştay Kararı'yla İstanbul Edebiyat Fakültesi Eski Türk Edebiyatı Bölümü Asistanlığına atandı (1975). Kürsü Yönetimi'nde baş gösteren huzursuzluktan etkilenerek, Üniversite Senatosu Kararıyla asistanlık görevine son verilince ticaret hayatına atıldı (1981). Yazı çalışmalarına öğrencilik yıllarında başladı. 1970'ten sonra inceleme ve araştırma yazılarını Diriliş (1976-1977, 1982, 1989), Hakses (1976), Tercüman (1978-1979), Milli Gazete (1978-1979), Köprü (1979), İslami Edebiyat (1988-1989) gazete ve dergilerinde yayınladı. Eserleri: Sanat ve Düşünce Dünyası İçinde Sezai Karakoç, Çeşitli Yönleriyle Erzurumlu İbrahim Hakkı, Hz. Ali Divanı, Erzurum'lu İbrahim Hakkı ve Marifetname

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.