Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Necip Fazıl’ın Gözünde Sadi Irmak

Cumhuriyet döneminde medeniyet alanında kulvar değiştirilirken o devrin aydınları, yüzlerini Batıya karşı dönseler ve dine karşı bir tutum içinde olsalar da aldıkları Osmanlı kültür ve eğitimi, ister istemez bazı konulara sırtlarını büsbütün çevirememişlerdir. Onlardan biri de Darbe dönemlerinde-kısa bir süre de olsa- Başbakanlık yapmış olan Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’tır.

EKLENDİ

:

Yeryüzünde kendini kanıtlamış ve uzun süre devam etmiş uygarlıkların, edebiyat ve şiire ilgisiz ve kayıtsız kalmaları düşünülemez. Bir uygarlığın yaşaması ve kendini ifadesi için tutarlı olması felsefeve edebiyattan yararlanması şarttır.

Cumhuriyet döneminde medeniyet alanında kulvar değiştirilirken o devrin aydınları, yüzlerini Batıya karşı dönseler ve dine karşı bir tutum içinde olsalar da aldıkları Osmanlı kültür ve eğitimi, ister istemez bazı konulara sırtlarını büsbütün çevirememişlerdir. Onlardan biri de Darbe dönemlerinde-kısa bir süre de olsa- Başbakanlık yapmış olan Ord. Prof. Dr. Sadi Irmaktır.

Necip Fazıl’ın Cumhuriyet aydınlarıyla kavgasıvardır ve yerine göre taşı gediğine koymaktan da asla çekinmeyen bir yapıya sahiptir. Ruhunu yitiren uygarlık veya toplum yasalarının bağrında ona karşı yeni bir yasa göğerir ve onun korucu ve koruyucuları da olur daima…

O dönemin aydınları, cama çarpan sinek gibidirler. Çarptıkları cam ise,Necip Fazıldır.Uygarlıklar, hakikatin tarih içindeki gerçekleşiminineşya ve insan parspektifli kesimleri, her alandaki kahramanların omuzları üzerinde yükselir.

Cumhuriyetin ilk yıllarında güçlü bir sanatkârolarak düşünce ve edebiyat alanında at koşturan üstat, bu kahramanlardan biridir. 1940’li yıllarda dönemin Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel’in teklifi ve önerisiyle Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesinde ders vermek üzere haftada bir kere trenle Ankara’ya gider. Onun deyimiyle. “Profesörlüğe veya tren kondüktörlüğüne benzer işini görürken bir gün Hasan Ali Yücel’in özel kaleminde odasındaşevketlû” Bakanı görmeye gelenlerle lebalep dolu olduğunu gördüğünü aktarır. Odada bulunanlardan biri de Profesör Sadi Irmak’tır.

Daha önce aralarında bir tanışıklık bulunduğundan Profesör Sadi Irmak, Necip Fazıl’a oldukça fazla ilgi gösterir ve onunla bir kenara çekilip, Bakan çağırıncaya kadar konuşmak arzusunu belirtir. Abdülhakim Arvasi’ye intisap ettikten sonra değişen ve yüz seksen derecelik bir dönüş yapan ve eski arkadaşlarının deyimiyle Mistik Şair’inyazılarından, İslam’ı saf, aslına uygun ve yepyeni bir anlayışla benimsemenin günü geldiğine ait pırıltıları çıkmaya başladığı bir dönem başlamıştır ve onun işaretlerini vermektedir artık.

Sözü, Necip Fazıl’a bırakacak olursak: “Sadi Irmak kelimesi kelimesine diyor ki: “… Bey! Bu devirde insanların secdeye varıp başlarını yerden 250 gram tozla kaldırmalarını nasıl savuna bilirsiniz? Olur şey mi bu? Sadi Irmak, baltayı taşa vurduğunun farkında değil,,,

“-Siz bir ilim ve fikir adamısınız. Bir “müşahhas”ı(somut) bir “mücereet”ten (soyut) ayırmayı en iyi bilecek vasıfta olmanız gerekir. İslam’da namaz, tıp tabiriyle “aseptik” ve “antiseptik”, sanki bulutlar üzerinde kılınırcasına temiz bir zemin üzerinde yerine getirilir. Bu, işin mücerret (soyut) hakikati… Eğer namazı kendi nefislerinin kirine bulayarak kılanlar ve öyle modelleştirenler varsa, bu da müşahhas (somut) bir tatbikat hatası ve mücerret (soyut) hakikate aykırı… Ders verdiğiniz fakültenin hademesi tarafından bile kestirilecek bu inceliği, siz, koca profesör nasıl kavramazsınız?”

Devlet adamı, başbakan, bilim adamı, tıp profesörü ve yazar gibi özelliklerle tanınan ve yaşamını sürdüren Sadi Irmak, darbe günlerinde iş başına getirilmesi düşünülenlerden biridir her zaman… Çünkü Cemal Kutay gibi onun da kanının her zerresinde Mustafa Kemal’in nimet ve sevgisi olan insanlardan biriydi Sadi Irmak...

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’nde “Erzurumlu İbrahim Hakkı ve Marifatname konulu doktora tezimi hazırlamaya başladığımda, İbrahim Hakkı’nın torunlarında Hayrünnisa Çavuşoğlu, Sadi Irmak’ın doçentiydi. Bu vesileyle birkaç defa kendisiyle görüşmüş ve uzun uzun sohbet etme fırsat ve imkânını bulmuştum. Çok mütevazi ve asistanlarına kol – kanat geren bir hocaydı. Çünkü üniversitelerde bu yaradılış ve türde hoca bulmak, oldukça güçtür.

Bir gün kendisine Cumhuriyet devrimlerini sormuş ve bu devrimlerin ruh ve felsefesini anlatmasını rica etmiştim. Kendisinin verdiği bilgiler, bizlere ilkokul ve ortaokul yıllarında öğretilen basmakalıp bilgileri aşacak nitelikte olamamış ve çok yüzeysel kalmıştı ne yazık ki…

Sadi Irmak’ın Necip Fazıl’la ilk karşılaşmasından tam 35 yıl geçecek, onun Başbakan olacağından habersiz ve atanmasına iki gün kala Ankara’ya gitmek üzere hava alanında gelişinde üstatla karşılaşacaklar. Cumhuriyet Halk PartisiLideri Bülent Ecevit’in başbakanlığında 1974 yılında, Necmettin Erbakan’ın liderliğindeki Milli Selamet Partisi (MSP) ile kurduğu koalisyon hükümetinin sona ermesiyle, Sadi Irmak başkanlığında bir hükümetin kurulması formülü ortaya çıkar.

O zamanın Cumhurbaşkanı Korutürk’ün ki, –Necip Fazıl’ın da Heybeliada Deniz Harp Okulundan arkadaşıdır- bu doğrultudaki çalışmaları sonucu, Necmettin Erbakan dışındaki liderlerin oluru alınarak, 17 Kasım 1974 tarihinde Prof. Sadi Irmak başbakanlığında, bir “teknokratlar” hükümeti kurulur ise de Sadi Irmak Hükümeti, Meclisteki ilk oylamada güvensizlik oyu alması üzerine hükümet krizi devam eder. Kurduğu hükümet güvenoyu alamamasına rağmen dört buçuk ay bu görevde kalır.

Milletvekillerinin büyük çoğunluğu destek vermediğinden uzun ömürlü olamayan Sadi Irmak hükümeti, kısa bir süre sonra yerini Süleyman Demirel başbakanlığında 31 Mart 1975’te kurulan ilk “Milliyetçi Cephe Hükümeti”ne bırakır.

O günlerdeki karşılaşmayla ilgili olarak sözü üstada bırakalım şimdi: “Ankara’ya gitmek üzere havaalanına gelişinde o ve Mistik Şair (Necip Fazıl’ın kendisi) karşılaşacaklar, Sadi Irmak her hafta Salı günleri yaptıkları toplantılara Mistik Şair’i de davet edecek “mesela bu Salı!” Diye ısrar edecek, ama o arada başbakanlığı çıktığı için toplantı olamayacak, Mistik Şair Maarif Vekaleti’ndeki(Hasan Ali Yücel’in Milli Eğitim Bakanlığıdönemindeki karşılaşmada) eski hatırayı anlatınca da(gerçekten müthiş bir hafıza ve hatırlama yeteneği. Aynı yetenek Sezai Karakoç’ta da vardı ve 80 yıl öncesinde olmuş bir olayı, sanki şu anda meydana gelmiş gibi anlatırdı) hatırlamıyormuş görünecek, fakat İslam ve ruhçuluk gayretini kendince elden bırakmayacaktır. Uçakta da Mistik Şair’in yanında onun bugünkü toplumu ve Tanzimat’tan, hele Cumhuriyet’ten beri bütün yapılanları acı acı yermesine kavuk sallamaktadır.

İslam ocağını tüttürmek ve edebiyatını yaşatmak için elinden geleni yapan ve uğraşan Necip Fazıl, her hal ve şartta nüktedanlığını harekete geçirmiş ve gerçekleri haykırmaktan geri kalmamıştır…

İnanç, aşk, coşku, umut, sevinç, edebiyat ve şiir, üstadın surlarında hep yükselmiş ve yaşamıştır her zaman…

Daha Fazla Yükle

Yorum Bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Çok Okunanlar