1. Anasayfa
  2. Düşünce

Okumak

Okumak
0

Hayatım boyunca “Oku” emrinin anlamına ve önemine şahit olduğum birçok yaşantı deneyimledim. Ne zaman Yaradan’ı, varlığı ve kendimi anlama ihtiyacı içerisinde olsam şiddetli bir şekilde okumaya ihtiyaç duyuyorum. Böyle bir ihtiyaçtan hareketle yaptığım okumalarda zaman zaman karşılaştığım zihnimde kıvılcım çaktıran öyle ifadeler oluyor ki düşünce dünyamda bazı aydınlanmaların başlamış olduğunu hissediyorum adeta. Yaşadığım bu deneyimlerin Hz. Peygamber’in en büyük mucizesinin Kur’an-ı Kerim olmasındaki hikmeti çok daha iyi kavramama yardımcı olduğunu söyleyebilirim.

Bazen bilgi almak, bazen daha iyi anlamak, bazense ruhuma iyi gelecek o ifadeye denk gelme umuduyla bağ kurduğum kitapların her zaman ayrı bir yeri oldu hayatımda. Kitaplara olan davranış hassasiyetimin ise onları anlama ve onlarla kurduğum bağın derinleşmesi oranında geliştiğini fark ettim. Lise yıllarımda felsefe dersine giren hocamız dersimizin birinde şöyle söylemişti: “Kitapların arasına kalemlerinizi koymayın ya da kaldığınız sayfayı katlamayın. Onların da ruhu var, incinirler…” O zamanlar bu sözü çok da anlamlandıramadığımı hatırlıyorum.

Yaşım biraz ilerleyince ve kitaplarla kurduğum bağ derinleşince felsefe hocamın sözlerinin anlamını kavrayabildiğime şahit oldum. Şimdi kitaplarımın arasına kalem koyduğumda ruhum rahatsız oluyor, o incinmişliği hissediyorum sanki derinlerde bir yerlerde… Ayrıca kitapların üstüne tükenmez kalem ile alınan notlar da aynı şekilde rahatsız ediyor ruhumu…

Bunun yanı sıra kitaba gösterdiğim önem yalnızca kağıda, cilde yahut mürekkebe gösterdiğim bir nezaketten ibaret olmadı hiçbir zaman. Aynı önemi ve nezaketi hatta belki de daha fazlasını onun taşıdığı manaya da göstermeye çalışıyorum her zaman. Bu nedenle okumak, özellikle kendime ait kitaplar olduğunda daha büyük bir keyifle sayfalarında gezintiye çıktığım, okuduğum bazı cümlelerde bizzat kitapla sohbet ediyormuşçasına aklımdan geçenleri not aldığım, bende derin manalara işaret eden cümlelerin altını çizmek istediğim dolayısıyla okurken her an iletişim anında olabilme ihtimaline karşılık muhakkak elimde kurşun kalem bulundurduğum eğlenceli ve fakat bir o kadar da zahmetli bir eylem oluyor çoğu zaman benim için…

Diğer yandan şunu da biliyorum ki okuyarak derinleşme hususu çok kitap okumaktan farklı bir mevzu. Çünkü bilgide derinleşme, bilginin zihinde çoğalması ile ilgili olmaktan çok bilginin insanı dönüştürmeye ne kadar hizmet ettiği ile ilgili bir mevzu. Bu nedenle de davranışa yansımayan ve hayata temas etmeyen bilgi zihinde kalıcı ve anlamlı bir yer edinmekten ziyade zihni meşgul eden bir kalabalık olmaktan öteye geçmiyor çoğu zaman. Türk halk edebiyatının önemli isimlerinden biri olan Yunus Emre şu dizeleri boşuna söylememiş:

İlim ilim bilmektir,

İlim kendin bilmektir,

Sen kendini bilmez isen,

Bu nice okumaktır…

Son olarak okuma nesnesinin yalnızca kitaplardan ibaret olmadığının da aşikâr olduğuna değinmek isterim. Çünkü gerçek şu ki kâinat, varlık, insan ve hatta hayatın kendisi okunmayı bekleyen sayısız anlam ve hikmetler barındırıyor. Ve akleden varlıklar olarak bizim görevlerimizden birisi de bütün bunları okuyarak bu anlam ve hikmetlere ulaşmaya çalışmak.

1986’da Gümüşhane’de doğdu. Sivas Anadolu İmam Hatip Lisesi’ni 2004 yılında bitirdi. Cumhuriyet Üniversitesi İlahiyat Fakültesi ve Anadolu Üniversitesi Kamu Yönetimi bölümlerinden mezun oldu. Din eğitimi ve eğitim yönetimi ana bilim dallarında yüksek lisans eğitimi aldı. Din eğitimi ana bilim dalında doktora öğrenimini tamamladı.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir