Bizimle İletişime Geçin

Edebiyat

Oyalı Yazma Yitiğim

Oyalı yazma durmaktaydı çeyiz sandığının en dibinde. Adam, Kız Mevlidi kitabını almak için sandığı açtığında gördü yazmayı. İpek işlemeli birkaç uçkur, genişçe dokunmuş iki yün kuşak ve sümbül işlemeli damatlık mendili ile özenle dürülmüş olarak. Ak koyun postuna Kâbe cihetinde oturup okudu adam…

EKLENDİ

:

-Güneşin doğuşunu görmüş olanlar parmak kaldırsın!

Bir saattir yürüyordu adam, elleri belinde arkadan kavuşturulmuş bir halde, dik ve sakin. Tedirgin, karamsar, açgözlü, kötümser, umutsuz sıfatları modern zamanların harcı iken mutmain, cömert, hikmet, hekim, sabır sıfatlarıysa yitik zamanların örgüsüydü.

“Dünya nefislerin sevgilisidir.” demişti o bilge. “Ahiret ise kalplerin. Aziz ve celil olan Hak ise sır aleminin sevgilisidir.” Yeşil ekin tarlasının kenarında nefeslenirken gri ile beyaz arası yükselen buğu dumanına bakmakta iken nereden geldiyse zihnine, aslında gönlüne doğdu desek, düşüvermişti adamın. Meleklerin ilhamı bu, dedi. Duymuştu bunu, şer ilhamlarsa şeytandandı. “Kovulmuş şeytanın şerrinden âlemlerin rabbine sığınırım.” derdi sayısızca.

Üzerinde dumanlar tüten bir yeşil halıydı önündeki ekin tarlası. Yarım karış olmuş olmamış boyları olan ekin filizlerinin dip yerlerinde birikmiş çiğ tanecikleri taze gün ışığı altında minicik damlacıklar oluşturmuşlardı. O saat, o dakika, o bakış açısından görülebilen parıl parıl damlacıklar harmanı veya modern dilde bir kartpostal…

Çömeldi adam, ekin filizlerinin toprakla birleştiği yerlerine baktı uzun uzun. Çok şükür, maşallah, kardeşlenmiş ekin, dedi. İpeksi bir yumuşaklığı vardı filizlerin. Bu, belki biraz da gecenin ve çiğin etkisindendi. Çiğ kalkıp sabah buğusu bitince sertleşecekti filizler. Sonra göğe yöneldi bakışları sabah böceklerini avlayan birkaç kuşun havalanmasını göz ucuyla anlık izleyişinin peşine. Şöyle kısa bir bakış da birkaç metre ardındaki yapraklanmaya durmuş  meşe ağacının yan dalında neşeyle öten bülbül kuşuna. Bir hareket bir bereket ki sormayın gitsin.

Buğu dumanı yoğunluğunu yitirmiş, ekin tarlasının şurasında burasında ocak ocak kalmıştı. Biraz sonra buğusuz yeşil bir halıya evrilecekti koca tarla. Ekin filizleri saniye saniye büyüyecekti. Bilmem şu kadar nefes alınmış ve tükenmiş olacaktı.

Bakayım dedi adam, bakayım bakim tarlanın zayıf yerlerindeki ekin filizlerinin büyümesi nasıl, kardeşlenmesi nasıl? Ekinlerin bitip çayırlığın başladığı çizgiden evlek evlek yürüdü. Yürürken durdu, eğildi, baktı; dokundu filizlere…

Geldi geçti ömrüm benim
Şol yel esip geçmiş gibi
Hele bana şöyle gelir
Şol göz yumup açmış gibi

Uşbu söze Hak tanıktır
Bu can gövdeye konuktur
Bir gün ola çıka gide
Kafesten kuş uçmuş gibi

Miskin âdem oğlanını
Benzetmişler ekinciğe
Kimi biter kimi yiter
Yere tohum saçmış gibi

Yeniden düşündü adam. Attığı tohumların kimi yitti, kimi bitti. Adem oğlanı ekinler misali, çok. Göğ ekini kâmil olanda biçildiği gibi adem oğlanı da kâmil olanda bulur fıtratını. O zaman o ekin un olur ancak ekmek olur, nimet olur. Kâmil olmayan ekinden un olmaz. Un olmayan ekindir adem oğlanının göğ olanı…

90’ındaki imam Mehmet Efendi’nin bu sabah namazı sonrasında okuyup anlattığı Yunus şiirinden bu kadarını hatırlayabildi adam, içinden okurken şimdi. Ekin deyince ekin tarlası düştü gönlüne de yürüyüp geldi. O saat dünyanın süsüne kayıvermişti gönlü. Son evleği yürürken çok uzaklardan ince bir kaval sesi işitti. Koyun çıkmıştı demek. İlkyazın ilki de olsa, demek vaktiydi.

Kendisi görmemişti ama başkaları görmüş mü diye çevrelerine baktı yeni yetme çocukların her biri, mahcup bir edayla önlerine bakmadan önce. Başkaları da görmemişti. Öyleyse dedi soru sorucu: “Güneş doğarken uyumayın. Beyin hücreleriniz ölür, hafızanız zayıflar, unutkan olursunuz.”

Oyalı yazma durmaktaydı çeyiz sandığının en dibinde. Adam, Kız Mevlidi kitabını almak için sandığı açtığında gördü yazmayı. İpek işlemeli birkaç uçkur, genişçe dokunmuş iki yün kuşak ve sümbül işlemeli damatlık mendili ile özenle dürülmüş olarak. Ak koyun postuna Kâbe cihetinde oturup okudu adam:

 

Her kim işbu dünyada yohsulluga

Sabrı kıldı layık oldu kulluga

 

Kul usan Hak’dan gelene sabır it

Yoksa çık milki içinden durma git

 

Ol nebîdür ki anun milki değil

Kim varasın anda sen bîçare kul

 

Ey fakır kul işbu sözi anlagıl

Derde sabr it ni’mete şükr eylegil

 

Dinle imdi ideyim bir mu’cizât

Mustafâ’dan ol resul-i kâinat

 

Uzaklardan gelen çıngırak seslerine dağ çiçeklerinin kokusu eşlik ediyordu.

Çok Okunanlar