Bizimle İletişime Geçin

Şahsiyet

Pîr-i Türkistan Hoca Ahmed Yesevî

Türkler arasında kuvvetli nüfuz sahibi olmuştu. Etrafında İslâmiyet’e bütün samimiyetiyle bağlı olan yerli halk zümresi ile göçebe köylüler toplanıyordu. Kuvvetli bir medrese tahsili görüp din ilimleri yanında tasavvufu da iyice öğrenen Hoca Ahmed Yesevî, inandıklarını ve öğrendiklerini çevresindeki yerli halka ve göçebe köylülere anlayabilecekleri bir dil, alıştıkları üslup ve muhtevayla aktarmaya çalışmıştır. Hoca Ahmed Yesevî’nin belki bir kısmı ilmî manada olsa da tasavvufî eğitim itibariyle yetiştirdiği talebeleri veya müridleri olmuştur ve bunlar çoktur. Rivayete göre, Ahmed Yesevî’nin on iki bini kendi çevresinde, doksan bini uzak bölgelerde olmak üzere yüz bini aşkın müridleri ve tasavvuf geleneğine uygun olarak hayatta iken tayin ettiği çok sayıda halifesi bulunmaktadır.

EKLENDİ

:

“Şu Ahmet Yesevî kim? Bir araştırın göreceksiniz. Bizim milliyetimizi asıl onda bulacaksınız.”

Yahya Kemal Beyatlı

Her medeniyete fikir ve düşünceleriyle etki eden, öncülük eden ve ayakta tutan bazı önemli şahsiyetler olduğu gibi aynı durum İslam Medeniyeti için de söz konusudur. Bunlar arasında Türk ve İslam Medeniyetinin öncü şahsiyetlerinden biri kabul edilen Pîr-i Türkistan lakabıyla maruf Hoca Ahmed Yesevî (ö.562/1166) yer almaktadır.  Onun fikir ve düşüncelerinin etkileri yaşadığı dönemle sınırlı kalmamış, günümüze kadar etkisini sürdürmüştür. Dolayısıyla ona olan ilgi yaşadığı dönemden itibaren artarak devam edegelmiştir.

Hoca Ahmed Yesevî, bugün Kazakistan sınırları içinde bulunan Türkistan’ın batısında Çimkent şehrinin biraz doğusunda bulunan Sayram kasabasında doğar. Hz. Ali soyundan gelen Şeyh İbrahim ile babasının halifelerinden Mûsâ Şeyh’in kızı Ayşe Hatun’un oğludur. Küçük yaşlarda iken annesini, daha sonra da babasını kaybetmiştir. O, küçük yaşlardan itibaren babasından başlayan dinî tedrisatını, farklı hoca ve mekânlarda devam ettirerek tamamlamıştır. Önce ablası ile birlikte gittiği Yesî’de Arslan Baba ile tanışıp onu terbiyesine girmiştir. Daha sonra Yusuf Hemedanî`nin (ö.535/1140) onu yetiştirip Türkistan`a gönderdiğini, başta Hakîm Ata/Süleyman Bakırganî olmak üzere halifelerinin olduğunu bilmekteyiz. Bir oğluyla bir veya iki kızının olduğunu, ayrıca duyduğu ıstırabı anlatan şiirlerinden dolayı oğlu İbrahim’in küçük yaşta öldürüldüğünü anlıyoruz. Hanefi mezhebine mensup olan Hoca Ahmed Yesevî’nin yetiştirdiği halifelerin Anadolu’ya gelerek ayrı ayrı tekkeler kurduklarını, düşüncenin de aynı kalmayarak değiştiğini ve diğer tarikatları etkiledikleri de bilinmektedir.

Hoca Ahmed Yesevî, hicri 562 miladi 1166 tarihinde Türkistan/Yesî şehrinde vefat etmiştir. Türkistan şehrinde Timur’un yaptırdığı türbesinde metfundur. Hoca Ahmed Yesevî’nin Dîvân-ı Hikmet ve Fakrnâme adlı eserleri bulunmaktadır. Hoca Ahmed Yesevî’nin eserleri ve hayatını incelediğimizde onun fikir ve düşünceleriyle önemli, öncü ve örnek bir şahsiyet olduğu görülür. Bu yönünden dolayı o, Hazret-i Sultan, Sultanu’l-Evliyâ, Hazret-i Türkistan, Sultanı-Türk, Ahmed-i Sâni, Asitane-i Saadet, Kutbu’l-Aktab, Şeyhu’l-Meşâih, Sultan-ı Arifîn, Hz. Sultan Hoca Ahmed Yesevî Pîr-i Türkistan, Evliyalar Serveri, Hace-i Türkistan, Kul Hâce Ahmed ve Hâce Ahmed gibi unvanlarıyla anılmıştır. Hoca Ahmet Yesevî bu yönünün şu üç noktada en bariz şekilde ortaya çıktığı müşahede edilir:

1. İslâm’ın Yayılışındaki Öncülüğü ve Örnekliği

Hoca Ahmed Yesevî, Orta Asya Türklerinin hızlı bir şekilde İslâm’ı kabul edip ruhlarına sindirmelerinde çok büyük rol oynamıştır. O, büyüyüp yetiştiği ve Oğuz Devleti’nin payitahtı Yesî’de, Türklere yönelik metotlarla ve arı duru Türk lisanıyla, tasavvufî boyaya boyanmış İslâm inanç, ahlak ve kültürünü tebliğe başlaması, Türk toplumları nezdinde onu bir cazibe merkezi haline getirmiş, böylece Türkler arasında İslâmiyet hızla yayılıp benimsenmeye başlamıştır. Konuya eğitim açısından bakılınca Hoca Ahmed Yesevî, Türk gönül ve düşünce dünyasında yaşayan ve bu dünyayı etkileyen abide şahsiyetlerden birisi olarak karşımıza çıkar. İşte bu noktada Ahmet Yesevî’den bize intikal eden en önemli miras, onun hikmetleridir. Hikmetler bize onun edebî şahsiyetinin yanında fikrî şahsiyetiyle de ilgili bilgiler sunmaktadır. Özet olarak belirtecek olursak hikmetler, İslam’ın yüce ahlakının süzülerek insan idrakine sunulmuş halini ifade etmektedir. Bu itibarla Hoca Ahmed Yesevî’de, ahlak merkezli bir din anlayışı hâkimdir. Onun hikmetlerin muhtevasını İslam dininin esasları, şeriatın ahkâmı, ehli sünnet akidesi, tasavvufun incelikleri ve tarikatın adab ve erkânı oluşturmaktadır. Divân-ı Hikmet‘te cimrilik, tamah, açgözlülük ve nefsani arzular reddediliyor; sabır, kanaat ve nefsin frenlenmesi övülüyor. Hırs ve ihtirasın insan hayatına verdiği zararlar anlatılıyor, hoşgörü, tevazu ve sevgi davranışlar olarak tavsiye ediliyor. Yalan ve riya eleştirilerek, dürüstlük ve açık sözlülük yüceltiliyor.

2. Türk Diline Katkısı

Hoca Ahmet Yesevî’nin en önemli eseri olan Dîvân-ı Hikmet, İslâmî Türk edebiyatının Kutadgu Bilig’ten sonraki en eski örneği durumundadır. Lisan ve edebî çalışmaların az bulunduğu bir dönemde bu eserin hem de Türkçe ile kaleme alınmış olması pek önemlidir. Ayrıca eski halk edebiyatının birçok unsurunu kullanarak İslâm’ı millî şekil ve vezinle ifade eden ilk eser olması da onun önemini daha da artırmaktadır. İşte tam bu noktada Hoca Ahmed Yesevî’nin asla unutulmaması gereken bir başka önemli özelliği de Türk dilinin gelişmesindeki tarihî rolüdür. O, zamanında Arapça ile Farsçanın ilim ve edebiyat dili olmasına ve kendisinin de bu dilleri çok iyi bilmesine rağmen, Yesî’deki irşad faaliyetlerinde Türkçe kullanmayı özellikle tercih etmiştir. Dilin varlığını koruması o dili konuşan kavim/kavimlerin tarihi süreçte varlığını koruması anlamına gelir. Dolayısıyla Yesevî, bu anlamda içerisinde bulunduğu milletinin varoluşuna en büyük sosyal katkıyı yapanlardan biri olmuştur, diyebiliriz. Konuyla ilgili bir hikmetinde o şöyle der:

Hoş görmemekte âlimler sizin dediğiniz Türkçe’yi

Ariflerden işitsen açar gönül ülkesini

Ayet hadis anlamı Türkçe olsa uygundur,

Anlamına yetenler yere koyar börkünü…

Miskin, zayıf Hoca Ahmed yedi ceddine rahmet,

Farsça dilini bilerek güzel söylemekte Türkçe’yi (Ahmed Yesevî, Divan-ı Hikmet, s. 181 (Hikmet 71)

Hikmetler de müşahhaslaştığı gibi oluşturulan yeni dil sayesinde bir yandan göçebe kabileler dağınıklıktan kurtarılarak daha organize bir yapı kazanmaya başlamış, diğer yandan da yeni yeni oluşmaya başlayan kısmi istikrar pekiştirilmeye çalışılmıştır.

3. İslamiyet’in Doğru Anlatılmasındaki Öncülüğü

Hoca Ahmed Yesevî’nin âlim ve mürşit olarak Yesî’de irşada başladığı sıralarda iki yönlü bir öncülüğü ve etkisi gözlenmektedir. İlk olarak yakın çevre olan Türkistan’da, Yedisu havalisinde kuvvetli bir İslamlaşmadır. İkincisi de daha geniş çerçevede meydana gelip İslâm dünyasının her tarafına yayılan tasavvuf hareketidir. Medreselerin yanında kurulan tekkeler, tasavvuf cereyanının merkezleri durumundaydı. Yine bu yıllarda Mâverâünnehir’i kendi idaresi altında birleştiren Sultan Sencer vefat etmiş (1157), Hârizmşahlar kuvvetli bir İslâm devleti haline gelmeye başlamışlardı. Uygun şartlar altında Ahmed Yesevî, Taşkent ve Sır Derya yöresinde, Seyhun’un ötesindeki bozkırlarda yaşayan göçebe Türkler arasında kuvvetli nüfuz sahibi olmuştu. Etrafında İslâmiyet’e bütün samimiyetiyle bağlı olan yerli halk zümresi ile göçebe köylüler toplanıyordu. Kuvvetli bir medrese tahsili görüp din ilimleri yanında tasavvufu da iyice öğrenen Hoca Ahmed Yesevî, inandıklarını ve öğrendiklerini çevresindeki yerli halka ve göçebe köylülere anlayabilecekleri bir dil, alıştıkları üslup ve muhtevayla aktarmaya çalışmıştır. Hoca Ahmed Yesevî’nin belki bir kısmı ilmî manada olsa da tasavvufî eğitim itibariyle yetiştirdiği talebeleri veya müridleri olmuştur ve bunlar çoktur. Rivayete göre, Ahmed Yesevî’nin on iki bini kendi çevresinde, doksan bini uzak bölgelerde olmak üzere yüz bini aşkın müridleri ve tasavvuf geleneğine uygun olarak hayatta iken tayin ettiği çok sayıda halifesi bulunmaktadır. Bunların bir kısmının daha sonra meşhur kimseler olması Hoca Ahmed Yesevî’nin ilmî ve tasavvufî hüviyetini ve öncü kişiliğini kanıtlamaktadır. Zira eserleri ve hizmetleri ile önemli bir mevkiye sahip olan bazı kimseleri onun müridleri ve talebeleri arasında görmekteyiz.

Sonuç olarak Hoca Ahmed Yesevî, akıllara ve gönüllere tesir eden öncü ve önemli şahsiyet olduğu görülmektedir. Onun farklılığını ve tesirli oluşunu; insanlara Müslüman kâfir olmasına bakmaksızın müsamaha ve hoşgörülü davranmasında, insanları sevmesinde, eşitliği, adaleti ve insanların haklarını gözetmesinde; güzel sözlü ve güler yüzlü olmasında ve bunu istemesinde, çalışmayı sevmesi ve teşvik etmesinde, ilimle ameli birleştiren bir aksiyon adamı olmasında, İslam’ı halkın anlayacağı şekilde anlatmasında, toplumun bütün problemleriyle yakından ilgilenmesinde, bilgisizliği ve cehaleti eleştirmesinde, bunları yaparken de hedef kitlesine bahsedilen hususları ve İslamî değerler sistemini benimsetmede, doğal uyum yöntemi olarak bilinen, “sohbet ve aksiyolojik mutabakat” metodunu kullanmasında görmek gerekir. Bu özellikleriyle Hoca Ahmed Yesevî, öncelikle yaşadığı bölgede, daha sonra Türkistan coğrafyasında ve İslam dünyasında mânevi rehberlik yapan bir şahsiyet olmuştur. Yine bugün Orta Asya’da Ahmed Yesevî adı, adeta İslam’la özdeşleşmiş temel ögelerden biri durumundadır. Türkler arasında pek yaygın olan Şerâitü’l-iman isimli elif-ba, namaz duaları, iman ve İslam’ın şartlarını en basit bir dille ve herkesin anlayacağı bir Türkçe ile anlatan ilmihalde: “Kimin silsilesindensin?” sorusuna “Hoca Ahmed-i Yesevî silsilesindenim.” şeklinde cevap verilmesinin istenmesi Yesevî’nin bu yönünün ne kadar yaygın olduğunun açık delilidir.

Yukarıda bahsedilen hususiyetleriyle Hoca Ahmed Yesevî, günümüzde de hala etkisini hissettirmektedir. Bu yönleriyle onun şahsiyet ve mesajlarının genelde Müslüman topluluklar, özelde toplumumuza doğru şekilde sunulması büyük önem arz etmektedir. O, dünyada karşı karşıya kalınan krizlerin aşılması ve çözüme kavuşturulmasında hikmetli ve veciz sözleriyle çareler sunmakta; manevî rehberliği ve önderliği ile hala her çağın insanına ahlâkî bir meşale olduğunu göstermektedir. Şu halde vahye ve Hz. Peygamber’e dayanan, insanlığın fıtratına uygun ahlâkî temelli yeni bir medeniyet hamlesi ve inşası için Hoca Ahmed Yesevî’nin hikmetleri ve öğretilerinden istifade etmeye ihtiyaç vardır. Belki de modern zamanların toplum ve şahsiyet buhranlarına karşı bu gibi şahsiyetlerin öğretileri çareler sunabilir.

Çok Okunanlar