Bizimle İletişime Geçin

Dünyanın Renkleri

Sanatkârlarıyla Güzelleşen Kentler

Maddi zaferlerin ve makamların çok ötesinde ve üstünde, ruhun zaferi vardır insan hayatında. Söz, sadece bir dil bilim kavramı değildir. Özellikle şiir, aynı zamanda, görüş, düşünce, öğreti anlamında ve hizmetinde de kullanılmıştır hep. Kişiliğin en belli başlı ve toplu bir belirtisidir aynı zamanda. İnsanın kendini ortaya koyuşu, meydana dikişi ve gözler önüne serişidir.

EKLENDİ

:

Yeryüzünde bazı kentler vardır ki bunlar, büyük sanatkâr ve şairleriyle daha da güzelleşir, gelişir, serpilir ve gün geçtikçe yeni değerlerin katılımıyla, daha bir anlam kazanır ve daha bayındır bir hale gelirler.

Fizikî ve maddi imarlarını bir yana bırakacak olursak, manevi açıdan bu şehirlerin gelişmesiyle ilgili geleceğin ruh ve mana mimarları, atılan temeller üzerine güzelliğin kemer ve kubbelerini oturtmak suretiyle yeni oluşumlara zemin hazırlar ve bu amaçla kutsal bir görev ve sorumluluk üstlenirler. Böylece çiçeklerin en güzeli ve meyvelerin en yararlısı, bir İlâhî armağan gibi dalların ucundan uzanır göğe açılmış ellere doğru…

Bir çeşit gök bağışı kabul edilen manevi nimetler yanında, köprüler, geçitler, bulvarlar, park ve bahçelerin somutlaştırdığı maddi yapıların da önemli bir yeri vardır insanoğlunun hayatında. Bu, aynı zamanda uyumlu yayların birliğinden ve kesişmesinden doğan bir tarz ve üslubu da yansıtır…

Büyük ve tarihi şehirler, sanatkâr, mimar, düşünce adamı ve şairleriyle güzeldirler. Bu gerçekten hareketle, aslında Batı dünyasında belediyeler, büyük ustalara ve sanatçılara sahip çıkmakla kalmaz, sanatlarını icra için her türlü imkânı seferber eder, sanatın ve sanatkârın destekleyicisi olurlar daima.

Geçmişte, İstanbul tarihinde, bunun bazı güzel örnekleri vardır.

Neyzen Tevfik, geçim sıkıntısı içinde bulunduğundan İstanbul Belediye Konservatuarı kadrosunda gösterilerek o dönemde kendisine 40 lira gibi bir aylık bağlanır. Serazat ve özgür bir yaradılışa sahip olan Neyzen, Konservatuara gitse de gitmese de bu aylığını alır.

Vali ve aynı zamanda belediye başkanı olan Muhittin Üstündağ’ın, on yıllık bir hizmetten sonra, bu görevden ayrılması üzerine (1928-1938) Dr. Lütfü Kırdar, İstanbul valiliğine ve belediye başkanlığına atanır. Bu görevi, 12 yıl sürdüren Kırdar, 1949’da İstanbul valiliği ve belediye başkanlığından alınarak başka bir göreve atanır. Fakat İstanbul’a damgasını vuran vali-belediye başkanlarındandır Dr. Lütfü Kırdar… Harbiye Açık Hava Tiyatrosu, Dolmabahçe Stadı, Kongre ve Sergi Sarayı, Mısır Çarşısı’nın restorasyonu, Zincirlikuyu Mezarlığı, Taksim Meydanı ve Gezi Parkı gibi eserler, Lütfi Kırdar’ın hizmetleri arasındadır. Her dönemin hem övgüleri ve hem yergileri var olagelmiştir zaman zaman.

Hüseyin Rifat, yaşadığı dönemde, İstanbul Valisi olan Lütfi Kırdar’a kızar ve:

“İstanbul’a vali olan her gelenin

Kimi dağdan kimi kırdan geldi.”

Beytini kaleme alır. Dr. Lütfü Kırdar’a yaranmak isteyenler, Neyzen Tevfik’i jurnal ederek, Kırdar’ın aleyhinde bu şiiri yazdığını söylerler. Aslında Hüseyin Rif’at Işıl’a ait olduğu bilinen ve o dönemde dilden dile dolaşan bu beytin, Neyzen’e ait olduğunu yaymaya çalışarak onu jurnal ederler.

İstanbul’a Vali olarak atandığı ilk dönemde Dr. Lütfü Kırdar, bu dizelerin, Neyzen Tevfik’in yazdığını düşünüp, İstanbul’un havasına daha yeni intibak ettiği ve Neyzen’in bu yergisinin hoşgörüyle karşılanması gerektiğini de bilmediği için, ünlü şairin o dönemde belediye tarafından kendisine bağlanmış olan 40 Lira aylığını kesme cihetine gider.

Tarihte, yergilerle ve övgülerle idarecilere yön vermeğe çalışanlar olmuştur hep. Zayıf karakterler de yavaş yavaş bunun etkisinde kalmış ve kendi normal hayat çizgisinin dışına taşmışlardır.

Kendini kontrol edemeyen, kendi sınırlarını göremeyen, övgülerin ve yergilerin mağlubu bu idareciler, toplum hayatını omuzlamakta zorlanmışlardır zaman zaman.

Gurura düşen insan, olayları bizzat kendi şartları içinde ve bağımsız şekilde pek düşünemez. Böyle durumlarda, farkına varmadan, sadece ve daha çok kendisiyle ilişkili olduğunu düşünür ve idarecilikte tökezlemeye başlar.

Maaşının kesildiği haberini alan Neyzen Tevfik, vilayet özel kalemine giderek Vali’yle görüşmek istediğini bildirir görevlilere. Fakat bürokrasi çarkı, kendi düzeni içinde dönmektedir ve onun valiyle yüz yüze görüşmesine imkân vermezler ve görüştürmezler kendisini.

Neyzen de sigara paketinin arkasına şu dizeleri yazarak bürodaki görevlilere bırakır ve özel kalemden ayrılır.

“İstanbul’a vali olan hergelenin,

Kimi dağdan, kimi kırdan geldi.”

“Bağrıma bir tekme savurdu vali

Acısından avlu, dere, kır dar geldi.

Koşacaktım doğru mahkemeye fakat

Bu teşebbüs milletime ar geldi.

Bu eşek cilvesini sanma eşek davası

Zannedersem katıra devr-i idbar geldi.

Tanrının lütfu sanırken olağan işlerini

Öksüz İstanbul’u katletmeye barbar geldi.

Belediye dubarayla yemimi kesti benim

Neyleyim kancık katıra tavlada zar geldi.”

Maddi zaferlerin ve makamların çok ötesinde ve üstünde, ruhun zaferi vardır insan hayatında. Söz, sadece bir dil bilim kavramı değildir. Özellikle şiir, aynı zamanda, görüş, düşünce, öğreti anlamında ve hizmetinde de kullanılmıştır hep. Kişiliğin en belli başlı ve toplu bir belirtisidir aynı zamanda. İnsanın kendini ortaya koyuşu, meydana dikişi ve gözler önüne serişidir…

Çok Okunanlar