(anlatı)
***
Hititlerle ilgili romanı yazarken bir tablete rast gelmiştim. Sanırım bir kitapta ya da bir araştırma yazısında… Tablet şöyleydi: “Öğrenmeye bak, her yüzüne baktığın kişi bir ülkedir.”
Uygarlıklar çağı besliyor, çağ da uygarlıkları. Günümüzde medeniyet kavramının ne anlama geldiğini kimse bilmiyor çünkü hangi devrin hangi medeniyeti doğuracağını bilmiyor. Geleceği bilebilmek için geleceğin temel taşlarından sekmiş olmak lazım. Bugün geldiğimiz nokta üç yüz yıl sonra, sekiz yüz yıl sonra, ne bileyim bin yıl sonra, eğer dünya yerinde durursa bir uygarlık olarak kabul edilecek mi? Ki geleceğin mirasçıları, eğer bu kitabı bulurlarsa diyecekler ki 21. yüzyıldaki bir kâğıtta şöyle yazılmış:
“Bir kelebek vardı, bir gün bir rüya gördü, ertesi yıl uyandığı için o rüyayı unuttu. Ne zaman ölmeye kalksa o rüyayı tekrar görür ve sonra unutur.”
Acaba derler mi, “kelebek” dediği şey nedir?
***
“Eğer güneşi gözden kaçırdım diye gözyaşı dökersen yıldızları da gözden kaçırırsın” demiş Tagor.
Biz güneşi ve yıldızları gönlümüzde saklayanız, kaçırmak ne kelime bay Tagor! Her gece yıldızların ışığında uyur, her sabah güneşin doğuşunu kutlarız…
***
Rousseau’yu (Russo) hiç okudunuz mu, bilmiyorum. Ki o Solon’un sürekli bunu tekrarladığını söylüyor: “Hiç durmadan öğrene öğrene yaşlanıyorum!”
Böyle söylediğini görene kadar onunla pek ilgilenmemiştim. Nietzsche’nin (Niçe) ona takılmalarını da önemsemedim. Sanatı ve sanatçıyı düşününce anladım ki idealist bir sanatçı; idealist, aynı zamanda öncü bir sanatçının suyundan içer. Yoksa “İşte, şeyleri mükemmel olana dönüştürme zorlaması sanattır” der miydi Niçe?
İki düşünürün de fiziki bir yanılgı içinde olduğunu görünce ruhsal bir ayrıntıda aynı şeyleri söyledikleri ortaya çıktı. Biri Alman, kendini fizyolog olarak tanımlıyor; öncüsünü, yani Fransız olanı ahlakçı olarak…
Her kimin bir kusuru varsa kusurunu açığa vurduğunda o kusur mu, değil mi, diye tartışılmadan kusurun ahlakiliği de göz ardı edilerek, üzerlerine bir yafta, bir etiket olarak yapıştırılıyor.
Sanat, sanatçıyı yaşlandırırken toplumu genç tutmanın yolunu açıyor. Her öğrenilen şeyde sanatçı yaşlanır, toplum gençleşir…
***
Delfi Tapınağında şöyle bir söz kazılıdır:
“Kendini bil!”
Kendini bilmek büyük bir erdemdir. Bütün dinlerde vardır, özellikle semavi dinlerde bir öğretidir. Akil adamlar kendini bilmenin yolunu araştırmışlar, peygamberler kendini bilmenin yolunu öğretmişlerdir. “Kendini tanımak Rabbini tanımaktır” ilkesi Son Büyük Elçi’nin de önemli ahlaki öğretisindendir. Bu yolu gözleyenlerden Derviş Yunus ne güzel söylemiş:
“İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir
Sen kendini bilmezsen/Ya nice okumaktır”
***
‘Su ile konuşmak bilgeliktir’ diye bir söz takılmıştı aklıma. Kim, hatırlamıyorum, yoksa ben mi, diye gurura kapıldım, oturdum kendime ağladım; bu kadar yeter be adam, sen küçük bir adamsın, kendini ne sanıyorsun diye…
Yılların içinden çıkıp gelen aşağıdaki sözün sahibi David Lyle Boren diye biri, yüzüme acı bir tokat attı.
“Yeter derecede eğitime sahip olmalısın ki etrafındaki insanları gereğinden fazla büyük görmeyesin. Fakat bilge olacak kadar da eğitim görmüş olmalısın ki onları küçük görmeyesin.”
***
dimi ama, dimi ama, dimi…
boşluk
dimi ama dimi…
boşluk
ama…
boşluk
-ne dolmaz bir boşlukmuş bu-
tansiyonum çıktı
virüsünü satan varsa ben alıyorum
hep eylülün suçu
bıktım
lütfen kovit20 olsun, yeni ürün…
***
(sürecek)
