1. Anasayfa
  2. Şahsiyet

Sezai Karakoç Niçin Büyüktür?

Sezai Karakoç Niçin Büyüktür?
0

İnsanın yapmadığını söylemesi, yapıyormuş gibi davranması, konu ile ilgili olarak başkalarına akıl vermeye kalkması nefse hoş gelen şeylerden… Bunun için Kur’an’da müminlere sorulan çok mühim sorulardan biri de şudur: “Niçin yapmadıklarınızı, yapıyormuş/yapacakmış gibi söylüyorsunuz… Bu Allah indinde hiç te hoş olmayan bir durumdur…( Saf,61/2-3 )

Büyük ve meşhur insanlar vefat edince eli kalem tutanlar silahına sarılır ve “atmaya” başlarlar. Onu överek aslında kendilerini överler. Onun faziletlerini dolaylı olarak kendine mal etmeye çalışırlar… Onun yakınında olduğunu ima ederek kendine koltuk hazırlarlar. Süslü püslü cümlelerle onun tilmizi olduğunu, rahle-i tedrisinden feyz aldığını, adam olduğunu göstermenin derdine düşerler.

Halbuki bizim vazifemiz büyüklerin “büyük” davranışlarından ibret alıp benzerlerini yapmaktır, yapabilmektir. Yani “hayırda yarışmak”… Gazel veya mersiye yazmak değil.

Mesela Sezai Bey’in bendenize göre “büyük”lüğünü gösteren en muhteşem tavırlarından biri Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük kültür ödülünü alması dolayısıyla, takdir edilen meblağı, teşekkürle  kültür faaliyetlerinde kullanılmak istirhamıyla  tekrar devlete iade etmesidir. Bu kapitalizme teslim olmuş, paraya kul, şöhrete köle olmuş olan bir dünyada yedi milyara verilen altın değerinde en büyük derstir. Fakat bu dersi arif ve zâhit olanların yani hakikati kavrayan kâmil insanların dışında kimse veremez. O, bu parayı alıp Diriliş dergisini daha iyi şartlarda çıkarmayı, Diriliş yayınlarına cansuyu vermeyi, Diriliş Partisi’ne destek olmayı düşünemez miydi. Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin Maliye bölümünden mezun olmuş olan bir insan olarak… Ama düşünmedi. Aklından bile geçirmedi. Çünkü o   “hakikî” ödülün nereden geleceğini iyi bildiği için bu sanal ödülü, sanal parayı soğuk karşıladı. Bunun “sahte” olduğunu gönül gözüyle gördü ve bildi.

Çünkü kalbi mutmaindi.

Şimdi şöyle bir soru sorabilirsiniz: O bu dersi kimden almıştı. Çok isim varsa da şimdilik bir tanesini söyliyeyim: Mehmet Akif. Hani, Ankara’nın soğuğunda palto alacak parası olmadığı halde İstiklâl Marşı için takdir edilen meblağı almayan TBMM Burdur mebusu… Onun için hakkında müstakil kitabı olan üç kişiden biridir Mehmet Akif Ersoy. Diğer ikisi Yunus Emre, Mevlânâ.

Onun, Muhyiddin İbn Arabî gibi 16 Kasımda “Şehzadebaşında gün doğmadan” âlem-i cemâle intikalinden sonra almamız gereken derse gelelim: Beş paralık ödüller için beş takla atan, ödül beklentileriyle ve dedikodularıyla ömrünü heba eden, telif ücretleri için çatır çatır mücadele veren bizler, onun ruhunun şâd olmasını istiyorsak dersimizi alalım, okumaya başlayalım ve çağdaş “put”lara kafa tutarak kendi kozamızı örmek için yollara düşelim. İnsan-ı kâmillerin yoluna… Gerisi aktörlükten ibaret…

*

Üfülüne Tarih

Dünya sürgünü sonlandı Karakoç’um

Dirilişe hazır şimdi Karakoç’um

Huzur içinde sekiz cennete doğru

“Şairim Merhum Sezai Karakoç’um”  1443

1951, Güneyce / Rize doğumlu. Güneyce İlkokulu (1960), İstanbul İmam Hatip Okulu (1970), Kayseri Yüksek İslâm Enstitüsü (1974) mezunu. Şebinkarahisar ve İspir liselerinde öğretmenlik yaptı. 1977 yılında Bursa Yüksek İslâm Enstitüsünde tasavvuf tarihi asistanı oldu. Doktorasını 1983’te “İbn Teymiye’ye Göre İbn Arabî” konulu teziyle tamamladı. 1989’da doçent, 1994’te profesör oldu. Çalışmalarını Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf Tarihi Anabilim Dalında öğretim üyesi olarak sürdürdü. Türkiye Yazarlar Birliği üyesidir. Deneme türündeki ilk yazısı “Onlar ve Biz”, Mayıs 1971 tarihli Hareket dergisinde yer aldı. Ürünlerini daha sonra Hareket (1970-80), Nesil (1978), Yönelişler (1983), Mavera (1984), Uludağ Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Dergisi, Türk Edebiyatı, Yedi İklim, İktisat Fakültesi Dergisi dergileri ile Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinde yayımladı. Araştırma ve incelemeleriyle Türkiye Millî Kültür Vakfı Jüri Özel Ödülünü aldı. İslâm dergisinin 1986’da açtığı araştırma yarışmasında “Zeynilerde Bir Sufî: Abdullatifi Kudsî” başlıklı çalışmasıyla mansiyon kazandı. 2002 yılında Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri adlı eseriyle Türkiye Yazarlar Birliği Araştırma Ödülünü aldı. ESERLERİ: Din Hayat Sanat Açısından Tekkeler ve Zaviyeler (1977), Tasavvufî Hayat (Necmeddin Kübra’dan, 1980), İslâm’da Tenkid ve Tartışma Usûlü (Mîzanü’l-Hak, Katip Çelebi’den, S. Uludağ ile, 1981), Tasavvuf ve Tarikatler Tarihi (1985), Tasavvufî Hikmetler (İbn Ataullah İskenderî’den, 1989), Bursa’da Tarikatlar ve Tekkeler (2 cilt, 1991 ve 1993), Vahdet-i Vücud ve Muhyiddin İbn Arabî (İsmail Fenni’den, 1991),İbn Arabî’de Varlık Düşüncesi (Ferit Kam’dan, 1992), Niyazî-i Mısrî (1994), Tasavvuf ve Tarikatler (1994), Eşrefoğlu Rumî (1995), Bursa Dergâhları (Yadigâr-ı Şemsî, Mehmed Şemseddin’den, Kadir Atlansoy ile, 1997), Evliya Menkıbeleri - Nefahatü'l Üns - Abdurrahman Cami (Lamiî Çelebî’den, Süleyman Uludağ ile, 1998), Gönül Mektupları (2000), Akşemseddin (H. Algül ile, 2000), Metinlerle Günümüz Tasavvuf Hareketleri (2001), Tasavvuf ve Tarikatlar Tarihi (2003), Metinlerle Osmanlılarda Tasavvuf ve Tarikatlar (2004), Mahabbet Mektupları (2004), Türk Tasavvuf Tarihi Araştırmaları (2005), Dervişin Hayatı Sufînin Kelâmı (2005), Bursa’nın Gönül Sultanları (2006), Dildâr-ı Şemsî-Niyazî-i Mısrî’nin İzinde Bir Ömür Seyahat (Mehmed Şemseddin Mısrî’den, Y. Kabakçı ile, 2010), Bursa’da Kırklar Meclisi (2011), Buhara Borsa Bosna (2012), Türkistan'ın Işığı Necmeddin-i Kübra, Türküstan Diýarynyň Şuglasy Nejmeddin Kubra (Türkmence), 28 Şubat Öncesi ve Sonrası Türkiye’de Dinî Hayat (2012), Miraciyye ve Bursalı Safiye Hanım’ın Vakfiyesi (2014), Yazarlık Hayatının 50. Yılı Ajandası, Emir Sultan, Konuk Öğrencilerle Gönül Gönüle, Annem Babam ve Oğlum, Derviş Yunus Emre, Bursa’nın Gönül Doktorları,

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir