1. Anasayfa
  2. Düşünce

Şiir ve Gelenek

Şiir ve Gelenek
0

Şiir ve gelenek ilişkisi üzerinde durulması gereken bir konudur.  Her şeyden evvel şiir bir gelenek işidir. Şair elbette şiirinin yeni olduğunu söyleyecek. Bunun için de yeni yollar arayacak. Fakat o yeni olan şiir, gerçekten yeni midir? Evvela bunu düşünmek lazım… Velev ki yeni olsun; o yeni söyleyiş, daha sonra bir gelenek oluşturmayacak mı?

Bendeniz her yeninin kökeninde bir eskilik olduğunu düşünürüm. Daha doğrusu şiirde ve sanatta yeniyi, şiir ve sanat ağacına yapılan yeni bir aşı olarak görürüm. Evet, o yapılan aşı yenidir; ama bir aşıdır. Aşıyı yapan kişi, ağacı yenilemiştir, tazelemiştir, canlandırmıştır. Haydi diyelim ki, aşı yapmasını bilen kişi, bahçeye yeni bir ağaç dikemez mi? Elbette diker. Fakat diktiği o yeni ağaç, bildik bir ağaçtır; o bölgenin ikliminde ve toprağında yetişmesi mümkün olan bir ağaç.  İşte gelenek, bir ucuyla ağacı aşılamak, öteki ucuyla da toprağa ve iklime uygun ağacı dikmektir.

Aşıdır gelenek; havadır, sudur ve topraktır. Siz şiir için aşıyı yeni hayal, imge ve söz sanatları olarak düşünün… Havayı yeni tatlar, heyecanlar, ahenk ve ritim olarak görün. Suyu yeni bilgi, yeni kavrayış ve yeni ilhamlar olarak kabul edin. Toprak, dil olsun, biçim olsun. Bütün bunlar değişebilir, yenilenebilir. Fakat ne kadar değişirse değişsin, ne kadar yenilenirse yenilensin, eskinin üzerinden harmanlanır. O bakımdan, sanat ve edebiyattaki yenilik, teknikteki yenilik ve eskilikten çok farklıdır. Teknikteki yenilik, eskiyi unutturur ve zamanla tedavülden kaldırır. Lakin sanatta durum çok farklı seyreder; orada eskilik de yenilik de izafidir.  Yeni yazılan bir şiir, hemen ertesi gün eskiyebilir; ama bazı şiirler vardır ki, asırlar evvel yazılmıştır ve hala yenidir, yeni de kalacaktır.

Gerçek sanat eseri eskidikçe klasikleşip değerine değer katıyor.  Kimileri o eskidir, köhnedir diye itibar etmeyebilir. Onu unutulmaya mahkûm edebilir. Hakkında menfi sözlerle kamuoyunda önyargılara sebebiyet verebilir. Hatta yeni olarak öne sürülen şiir kabul edilsin, yaygınlık kazansın diye mütemadiyen eleştirilebilir, kötülenebilir… Daha başka pek çok şey yapılabilir. Fakat bütün bunlar, o gerçek sanatı yerinden etmeye yetmez. Zira altın yere düşmekle değer kaybetmez. O yerdeki altını alır, temizlersiniz, sarrafa götürür kıymetini takdir edersiniz.  İşte gelenek, o eskiden, o yok edilmeye çalışılan sanat eserinden bugüne sirayet eden huzmelerdir. Yeni diye takdim edilen nice eser, o huzmelerle hayat bulmuştur.

Yenilik, “bu yenidir” demekle olmuyor. Her dem yeni kalabilen şiir, neşvünema bulduğu toprağa bağlı, oranın havasından ve suyundan beslenen şiirdir. Gerisi bugün şairi hayatta olduğu için, orada burada ben varım dediği için vardır, yarın “ben varım” diyen şair serviliğe bırakıldığında şiirleri de nisyan mezarlığına defnedilecektir. Çünkü o “ben varım” da sanat yok, ideoloji, inkâr, isyan, karmaşa ve gündelik politik ayak oyunları, dalaşmalar ve üç beş alkış vardır. Peki sanat? Sanat ise, o demode olarak gördüğü, eski diye mahzene indirdiği sandıkta saklıdır. Lakin o sandığın anahtarı nerede? Anahtarı hangi inkâr kuyusunda, hangi politik çekmecede, hangi yağcılar meyhanesindeki masada unuttu bilinmez!

O anahtarı araya dursun… Geride kalmak için, anılmak için uğraşıp dursun. Akan gelenek ırmağının kenarında o kadim şair şiirlerini okumaktadır. Duyana, dinleyene aşk olsun.

Bilal Kemikli, Sivas’ta doğdu. Lisans eğitimini Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde tamamladı; 1998'de doktor, 2002’de doçent ve 2008’de profesörlüğe yükseltildi. Halen Bursa Uludağ Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nde çalışmalarını sürdürmektedir. Daha çok klasik şiir ve tasavvuf edebiyatı alanında akademik çalışmaları olan yazar, dini kültür ve düşünceye ilişkin denemeleri, hatıra, günlük ve eleştiri yazılarıyla da tanınmaktadır.   Prof. Dr. Kemikli’nin eserlerinden bazıları şunlardır: Sun’ullah-ı Gaybî Dîvânı, Şair Şeyhülislam Ârif Hikmet Beyefendi, Oğlanlar Şeyhi Müfid ü Muhtasar, Dost İlinden Gelen Ses, Şiir ve İrfan, Sufi Aşk ve Ölüm, Şiir ve Hikmet, Şehir Hayat ve Dervîş, İnsan Deniz ve Hayat, Pîr Sultan Abdâl, Oğul Sen Sen Ol, Süleyman Çelebi ve Mevlid, Erzurumlu Bilge İmam Muhammed Lutfî Efendi,  Mihenk, Çiğdem Der ki Ben Âlâyım: Memleket Yazıları, Kapı, Kıyıya Vuran Deniz, Kûşe-i Uzlet: Karantina Günlüğü, Ramazan Güzellemeleri, Âteş-i Aşk: Mesnevî Mektupları, Sufiyem Halk İçinde Yunus Emre, Demleyen Coğrafya ve Hacname.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir