1. Anasayfa
  2. Edebiyat
  3. Öykü

Sütun

Sütun
0

Hanımeli, kokusunu etrafa yaysın diye onu sallaman gereken bir dünyada, hangi güzelliğin sarsmadan hayranlıkla seyredilir olması beklenebilir ki!  Dedi, Çingene Kızı, Karam bey kızın sözlerine aldırış etmeden yemek odasından mutfağa geçiyorken. Oysa kız, iliklerine kadar nüfus etmiş görülme isteğiyle cebelleşiyor, iri kahverengi gözleri ihtiyacı olan soruların cevabını keşfetmek için Münker ve Nekir gibi nereye yönelse aralıksız bir ritimle Karam Bey’i ihtiyatlı bir edayla izliyordu. Onu gördüğü ilk anda, Fırat nehrinin suları şaşkın suratına doğru delice akarken dile gelmiş, neşeye bulanacağın tek pınar ben değilim, onun tarafından tanınır olmak demiş gibi gelmişti kulağına.

Oysa gözlerinin güzelliğini kulağındaki küpeler ve başına yarım yamalak bağladığı eşarp bile örtmeye yetmiyordu. O bunun farkında değildi. Gizemli hali evin içinde de devam ediyor, aklı bilinir olma isteğini, sadece Karam Bey tarafından bilinir olma arzusu ile sınırlıyordu. Çingene kızına kalsa bedeni onun ayaklarının dokunduğu taş bir zemin gibi ölümsüz olmalıydı, gözleri bir tek Karam Bey’i izlemek için yaratılmıştı.

Yaşadıkları villada katı kurallar hâkimdi, her odanın görevlileri ayrı, odalar arası geçiş herkese tanınan bir hak değildi. Yıllardır yemek salonunda duran Çingene kızı, bugüne kadar diğer odaları görmemişti. Hâlbuki mutfakta çalışan Karam Bey’in hareket özgürlüğü vardı. Bu davranış modeli Çingene Kızı’nın gözünde Karam Bey’i ulaşılmaz, saygıdeğer bir yere koyuyordu. Her akşam yemeğinden sonra yağ lambaları sönüyor, küçük kandillerin alacalı ışığında, kibir yuvası Karam Bey yemekten arta kalanları sakince mutfağa taşıyordu. Yani herkesin yaşam alanın kısıtlı olduğu bu kutsal tapınakta, sadece Karam Bey özgürce geziniyordu. Üç adımda bir durup etrafı kolaçan ederken, buraların hâkimi benim bakışı atıyor, hızlı adımları, ani ve fevri hareketleriyle varlığı ev ahalisi üzerinde tedirgin edici bir etki bırakıyordu. Eril kişiliği bedenine yansıyan Karam Bey’in sadece kolları ve bacakları değil, elleri ve ayakları da tüylüydü. Tuhaf olan şu ki, bu kaba görüntü, Karam Bey’i Çingene Kızı’nın gözünde vakur bir soyluya çeviriyordu.

Evin küçük kızı bazı geceler zeminde evcilik oynarken, oyunlarına Çingene Kızı’nı da katıyor, onun dalgalı saçlarını parmak uçlarıyla severken övgüler yağdırıyor, büyüdüğünde ona benzeyen genç bir kadın olma hayali kuruyordu. Küçük kızın methiyelerini oyun gereği ona söylediğine inanan Çingene Kızı, çamura düşmüş altın misali pahasını yok saymak için elinden geleni yapıyordu.

Karam Bey’in keskin bakışlarını gören küçük kız koşarak yemek salonunu terk ediyorken, nereye adım atarsa atsın Karam Bey, Çingene Kızı’nın kendisine baktığını görebiliyordu. Bu bakış onu Karam Bey’in gözünde vasıfsızlaştırıyor, gözlerinin denk geldiği anlarda Karam Bey Çingene Kızı’na burun kıvırarak bakıyordu.

İsteyerek olmasa da, bazen etrafa saçılan kırıntıları toparlamak için mozaik zemine eğilen Karam Bey, Çingene Kızı’nın yüzüne dokunurdu. Gecenin karanlığında onun elini yüzünde hissetmek heyecandan suratını kaskatı hale sokarken, utancından yüzü pul pul çatlıyordu. Bazen bu edep hali o kadar derinleşiyordu ki sanki ekmek kırıntıları yüzündeki çatlaklara doluyordu. Ama her şeye rağmen nadiren denk gelen bu temas anlarında Çingene Kızı’nın kalbi, Dicle Nehri ile birleşerek Şattü’l-Arab’ı oluşturan Fırat nehri kadar ferahlıyordu. Onun için bu dokunuş vaftiz törenindeki arınmadan daha kutsal sayılıyordu. Karam Bey’in ellerine dokunmak hangi zatı şahanenin nasibine düşerdi ki! Hür, muhtemelen soylu, vakur Karam Bey’in yanında Çingene Kızı’nın bir hükmü olabilir miydi? Olamazdı elbet!

Yemek salonunda güzel olduğu kadar gösterişli bronz şamdanlar, heykeller, seramik çanaklar, metal kazanlar, oymalı ahşap üçlü yemek kanepesi ve üçayaklı yemek masası arasında sıradan bir Çingene Kızı’nın fark edilmesi mucize gibi bir şey olmalıydı. Zaten kimse onu, onun güzelliğini fark etmiyor, yemeğini yiyor, belki de umursamaz adımlarla eteklerine basıp geçiyorken, ayakları altında ezer gibi onun varlığını reddediyordu. Keşke herkesin yok saydığı bu dünyada gözlerini alamadığı Karam Bey’in ruhunda bir yeri olabilseydi. Ama yoktu. Bir tek onun gözlerinde kendi gölgesini görmek için yıkıntılar altında yüzlerce yıl beklemeye razıydı. Fikrinde sadece birine tesir etmenin hayali vardı. Beyaz mermer gibi cildi, siyah bazalt misali saçları, pişmiş kil benzeri dolgun dudaklarına rağmen kendini dünyanın en biçimsiz şeyi zannediyordu. Bunda Karam Bey’in ilgisiz, küçümseyici tavırlarının etkisi oldukça büyüktü. Çünkü yok sayıldığı odada bunu hak ettiğinden emin olacak kadar zaman geçirmişti.

Maruz kaldığı kayıtsızlık yüreğinde o kadar derin yaralar açmıştı ki artık tamamen gözden kaybolmak için aralıksız dua etmeye başlamıştı. Bu villada fark edilme ve Karam Bey tarafından görülme umudu atom altı parçacıklar misali bozunmaya uğramıştı. Umudunun neye dönüştüğünü o an için Çingene Kızı da bilmiyordu.

Allah hangi varlığı dar zamanlarda sıkışmış halde bırakmıştı ki! Üstelik Çingene kızının isteği yaratıcının ‘ Ben bir hazineydim, bilinmek istedim.’ Derken ki isteğiyle aynı yolda değil miydi? Ve O yüce Yaratıcı “Bana dua edin, size cevap vereyim…” dememiş miydi? Anlatamayınca susana, anlaşılmayınca yalnızlaşana, kendinden geçmek için değil de kendini bulmak için edilen duaya O yüce Yaratıcı elbette icabet ederdi.

Sen bir istesin bin verir, ışık olmak isterken Güneş olursun, yok olmayı düşlersin belli ki ama O bir şey tasavvur etmiştir: Sen, sayısız gözün hayranlıkla seyrettiği bir çift göz olursun. O’nun senin için bahşettiği, senin dualarının çok üstündedir.

Duanın gücünden korkmayan varsa dursun, sular yükseliyordu. Belkis Mahallesini içine alan büyük bir taşkın sonucu villadaki herkes, Karam bey ve Çingene Kızı sular altında kalmıştı. Sütunlar devrilmiş, yemek salonunun zemini çökeğe bulanmıştı.

Sütunların altında, sığındığı yere güvenen Çingene Kızı bu vedanın gerçek manasının henüz farkında değildi. İçinde yok olmanın hafifletici tınısı şakıyorken, yolun ucunun bugünden daha güzel olacağından emindi.

Varlığı tüy gibiydi omuzlarıma, yokluğu asırlık sütunlar altında bıraktı gövdemi dayanamadım, dese Karam Bey, artık anlamsız diye düşündü. Tüm güzellikler aynı anda olmak zorunda mıydı? Hayır dedi Çingene Kızı. Beklemeye dünden razı bir edayla yok olurken.

Binlerce yıl sonra Zeugma Antik Kenti’ndeki bir villanın yemek salonun zemini süsleyen harika güzellikte bir mozaik kaldığı sütunların altından hassasiyetle çıkarıldı. İlk kez beklemek bu kadar kolay gelmişti Çingene Kızı’na çünkü başını koyduğu limanın onu gözettiğinden emindi. Görünür olduğu yıllarda, gerçekte bir hamam böceği olan Karam Bey’e kabul ettirmeye çalışırken kendini, şimdi insanlar onu incitmemek için üzerindeki toprağı yumuşak uçlu fırçalarla temizliyordu. Vakti gelince değil, hayatımdan eksilince onun varlığının ne kadar kıymetli olduğunu, onu kaybettiğimi fark ettiğim an zihnimde açan çiçeklerin onun sesiyle sulandığını anladım dese Karam Bey, artık anlamsız diye düşündü. Karanlık bir odada üzerine vuran ışıkla parıldayan güzelliğini Müzeyi ziyaret eden insanlar nefes almadan seyrediyorken.

Meraklı bakışlarını bir an olsun ona bakan insanların üzerinden alamayan Çingene Kızı, benim dualarım senin sınırlarının çok altında, beni bana bırakma Allah’ım, dedi. Herkes Çingene Kızı’nın vurucu güzelliğinden bahsediyorken.

Binlerce yıl bir sütun altında bekledikten sonra bu kadar görünür olmak, dualarının çok üstündeydi. Paha biçilmez güzelliklerin hazırlanışı uzun zamanda, sunumu kısacık bir anda olurdu, doğum gibi, ölüm gibi, onun gibi.

14 Ocak 1983 yılında Amasya' da doğdu. İlköğretim ve lise eğitimini Amasya' da tamamladı. İlköğretim yıllarında şiir ve kısa öyküler yazmaya başladı. 2001-2007 yılları arasında Bursa, Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesinde eğitim aldı. 2010- 2015 yılları arasında Samsun, Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi Patoloji Bölümünde uzmanlığını tamamladı. Şuan Amasya üniversitesi Tıp Fakültesi, Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Patoloji Bölümünde doktor öğretim üyesi olarak görev alıyor.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir