Bütün kozları, aşıları tamam sözel denemelerin,
Gidebilirsin. Hür ve açık ara birinci güneşli resimlere.
Lakin sen öyle bir gülsün ki güller içinde, dinle Ney’den,
Pembe panjurlu, mavi yeni Ay’a biletin.
Bağban gelsin, binlerce saraya hizmetkâr bülbül çırağı.
Senin için.
Kalbinin ritmine koyup telini, güftesi sen, ezgisi sen,
Şarkılar söylesin, rüzgârlarla beraber.
Ve ellerin insin lacivert güne birden, kan yutan göklerden
Gözlerin çöl kalsın turkuaz denizin kenarında her dem.
İstanbul, fetihlerden adam asmaca ölümler beğenirken,
Bir iki adım, beş on, yüz bin milyon kere kefenlensin keder,
Sel sularına kapılmış bütün telaşlar, Kaf’a anıt Süleyman.
Çekilsin iş kazası turuncu rüyalar, emir kipi, gümüş kemer,
Acil koridorları, kıyametten çalınan saatler, ince beller,
Koyu hüzünleri inek içsin, inekler dağa kurban, yangınlara,
Ve kırık ayna, kendinde kendini göremeyen Bağdat, aşığa.
Sorulur elbet, darağacında başım, gül akarken gözlerimden.
Nasırdan çekmedim ah kalbim hep sen, kördüğüm ve diğerleri.
Ab-ı hayat biçtim yedi düvelden, sonsuz ötelerden emanet.
Selam ey Meryem kucağı, Hacer duası, Hızır seyri, fevkalade beşer.
Kantarda hafif, yürekte ağır özüm, sen ey has bahçede Gül’üm,
Her derde deva Rabbi Züleyha’nın, Yusuf’tan bildiği seni, Rabbim!
Selamın ve kelamın en hası ey, bir noktaydı aşk hâsılı!…
