1. Anasayfa
  2. Düşünce

Vicdan ve Hesap Bilinci

Vicdan ve Hesap Bilinci
0

Kanuni Sultan Süleyman her yaptığı iş için Şeyhülislâm Ebussuud Efendi den fetva alırdı. Aldığı fetvaları da bir küçük sandıkta biriktirirdi. Vasiyeti üzerine bu sandık mezarına konulmaya çalışılırken “ölünün eşyasını mezara koymak caiz değildir” deyip mezarın başındaki mollalar   tepki gösterirler. Elinde küçük sandığı taşıyan baş mabeyinci ısrarla mezara koymaya çalışırken sandık düşer ve içindeki fetvalar yere savrulur. Yazdığı fetvaları gören Ebussuud Efendi işi kavrar ve der ki, “Ah Süleyman! Sen kendini kurtardın iş bize kaldı. Biz kendimizi nasıl kurtaracağız “? 

Tarihin yaprakları, iktidarın ve gücün insan ruhunu nasıl yozlaştırabileceğine dair sayısız örneklerle doludur. Ancak bazı figürler vardır ki sahip oldukları muazzam güce rağmen üstün bir sorumluluk bilinciyle hareket ederek tarihe yön verirler. Cihan padişahı Kanuni Sultan Süleyman’ın, Ebussuud Efendi’den aldığı fetvaları bir sandıkta toplatıp öldüğünde kabrine konulmasını vasiyet etmesi, bu bilincin en somut tezahürlerinden biridir. Sandığın kapağı açılıp fetvalar saçıldığında Ebussuud Efendi’nin söylediği, ” Ah Süleyman! Sen kendini kurtardın; ben kendi başımı nasıl kurtaracağım?” feryadı; gücün, yetkinin ve adaletin ne denli ağır bir yük olduğunu yüzümüze çarpan tarihî bir hakikattir.

Bu kıssa, sadece geçmişte kalmış kıymetli bir hatıra değildir; bugünün modern toplumunun en çok ihtiyaç duyduğu “otokontrol” mekanizmasının özünü oluşturur.

 Dışsal denetimin içsel sorumlulukla sentez oluşturduğunda gerçek   erdemlilikten bahsedilebilir.   Halbuki, bugünün dünyasında toplum düzenini sağlamak için binlerce sayfalık kanunlar yazılıyor, şehirler kameralarla donatılıyor, dijital ayak izleri takip ediliyor. Ancak yalnızca ceza korkusu veya yakalanma riski üzerine kurulan bir düzen, denetçinin olmadığı yerde çökmeye mahkûmdur. Kamera kapsama alanı dışına çıkıldığında, kanundaki bir boşluk fark edildiğinde ya da kimsenin görmediği bir an yakalandığında ahlaki çöküş hemen başlar.

Kanuni’yi mutlak yetkisine rağmen dizginleyen şey, kameralar veya polis gücü değildi; kalbinde taşıdığı hesap verme inancıydı. İster ahiret inancı ister evrensel bir vicdan ve ahlak bilinci olarak adlandırılsın; bireyin kendini kulun, toplumun veya yaratıcının önünde sorumlu hissetmesi, dışsal denetimlerin yetersiz kaldığı her noktada devreye giren en güçlü içsel polis kuvvetidir. Modern toplumlarda bireysel ve toplumsal otokontrol ihtiyacı görmezden gelindiğinde gerçek huzur ve refahın tesis edilmesi imkânsızdır.

Günümüzde yaşanan birçok toplumsal sorunun temelinde, otokontrol ve sorumluluk bilincinin zayıflaması yatar.

Kamu idaresinde liyakat, adalet ve kamu malını koruma hususunda içsel bir sorumluluk hissetmeyen bireyler; gücü elde ettiklerinde yetkilerini suistimal etme eğilimi gösterirler.

Toplumsal ilişkilerde de “Kimse görmüyorsa sorun yok” anlayışı, trafikte kuralları çiğnemekten ticarette hile yapmaya, doğayı kirletmekten başkasının hakkını gasp etmeye kadar geniş bir alanda ahlaki erozyona yol açar.

Sosyal ve dijital yaşamda da anonimliğin arkasına sığınan insanların sergilediği nezaketsizlik ve acımasızlık, görünürde denetim olmadığında insanın ne kadar hızlı yozlaşabileceğinin en açık kanıtıdır.

Geleceği inşa etmek için bir gün hesap verileceği bilincinde olan bireyler yetiştirmek modern toplum yapısıyla tezat oluşturmaz.

Modern toplumların daha yaşanabilir, adil ve huzurlu bir yapıya kavuşması; suç oranlarını düşüren polisiye tedbirlerden ziyade, bireylerin vicdani olgunluğa ulaşmasıyla mümkündür.

Eğitim sistemimizden aile içi değerlerimize kadar her alanda gençlere şu şuuru kazandırmak zorundayız: Görünmeyeni gören, duyulmayanı duyan ve her eylemin bir karşılığının olduğu bir yüce mahkeme mutlaka kurulacaktır.

Kanuni Sultan Süleyman’ın o küçük sandığı, bizlere makamların ve gücün geçici; geride bırakılan adalet, hakkaniyet ve sorumluluk bilincinin ise kalıcı olduğunu öğretmektedir. Bugün toplumsal huzuru, güveni ve adaleti yeniden tesis etmek istiyorsak; her birimizin kendi hayatında o “fetva sandığını” taşıması, attığı her adımda kendine “Ben bu hesabın altından nasıl kalkarım?” sorusunu sorabilmesi gerekmektedir.

Bir ülkenin geleceği ve devletin bekası ne yalnız ekonomiyle ne de askeri güçle teminat altına alınabilir. Asıl teminat, toplumu ve devleti ayakta tutan adalet duygusudur.

Adaletin bittiği yerde, devletin gövdesi içten içe çürümeye başlar.

Kanuni’nin sandığından saçılan fetvalar, bugün bizlere şunu haykırmaktadır: İnsanı insan yapan, devleti devlet yapan şey; gücün büyüklüğü değil, o gücü kullanırken duyulan “Hak korkusu”dur. Ne zaman ki mevki ve makam sahipleri, attıkları her imzada o sandığın ağırlığını hissederler; işte o zaman hem toplumsal vicdan huzur bulacak hem de adalet yeniden mülkün temeli olacaktır.

Halit ÖZDEMİR 1956 yılında Ardanuç’ta dünyaya geldi. İlkokul, Ortaokul ve Liseyi Ardanuç’ta bitirdi. 1977’de Erzurum Kâzım Karabekir Eğitim Enstitüsü Sosyal Bilgiler Bölümünden mezun oldu. 1992’de Anadolu Üniversitesi Tarih Bölümünden lisans diploması aldı. Artvin İmam Hatip Lisesi ve Ardanuç Lisesinde tarih öğretmeni olarak görev yaptı. 2003 yılında emekli oldu. Evli ve üç çocuk babasıdır. Yerel ve ulusal süreli yayınlarda yazıları yayımlandı. Radyo ve televizyonlarda mülakatlarına yer verildi. “Türk Tarihinde Edebî Fıkralar ve Nükteler (1981)”, “Bekleyiş (1987-Piyes), “Cumhuriyet Öncesi ve Cumhuriyet Döneminde Artvin’de Eğitim” (Komisyon-1999), Artvin 2000 (1999-Tarih bölümü), “2000’de Ardanuç” (2000) ile “Artvin Tarihi (2001)” yazarın yayımlanmış kitaplarıdır.

Yazarın Profili

Bültenimize Katılın

Hemen ücretsiz üye olun ve yeni güncellemelerden haberdar olan ilk kişi olun.

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir